Babanızın ödülü
Tarih: 28.02.2007 Saat: 23:46
Konu: Engin Ardıç


Yani ben anlamış değilim kardeşim, “en iyi film” ödülü bir filme verilir de nasıl “en iyi yönetmen” ödülü o filmi yönetene değil, bir başka filmin bir başka yönetmenine gider?

And the Oscar goes to...

Gözünüz aydın hamburger çocukları, bu gece babanızın ödülleri dağıtılıyor.



Türkiye saatiyle sabaha karşı üçte... İçinizde pazartesi günü işi gücü olmayan manyak varsa otursun beklesin, ben “kalkınca” bakacağım.

Büyük bir ihtimalle yukarıda dediğim gibi olacak, bir yönetmen ödülü kapacak ama filmi kaynayıp gidecek, başka bir yönetmenin filmi en iyi seçilirken kendisi kişi olarak hava alacak...

Adam en iyisi ama eseri o kadar iyi değil... Ya da tam tersine, film harika ama yönetmen eh işte... Nasıl oluyor bu?

Belli ki “product differentiation” canım, klasik bir Amerikan pazarlama taktiği.

Benim iki adayım var: Biri elbette Clint Eastwood, diğeri de “Babil” ve yöneten İspanyol çocuk, Alejandro Gonzalez İnarritu... Pardon, “Bask” çocuk demeliydim. (Şuna da Babel mi diyeceksiniz, Babil mi, Beybıl mı, bir karar verin.)

Kanımca Martin Scorsese bu yıl da babayı alır ve suratı gene çarşamba pazarına döner. Seyirciler arasında öylece kalakalır. (Bu işin raconu, bir şey alamayanın sanki çok sevinmiş gibi rakibini alkışlaması ve “renk vermemeye” çalışmasıdır ama Martin Scorsese ve Bill Murray bunu başaramıyorlar. Adrien Brody de ödülü Halle Berry’ye yumulmak için vesile ediyor! Bakalım bu sene de Charlize Theron’a kim sarkacak? Ne yazık ki Judi Dench’in bu konuda artık hiç şansı yok! Altmışlı yıllarda “komik genç kız” oynardı, şimdi artık “mendebur kocakarı” rollerine çıkıyor ve de döktürüyor tabii...)

Çünkü Scorsese’nin son filmi “The Departed” (ben olsam “Müteveffalar” diye tercüme ederim, yorum katarak “Köstebek” diye çevirmişler) çok iyi bir B serisi ürünü, ama o kadar. Ortada hiç öyle “Oscarlık” bir durum yok. Jack Nicholson iyi oynamış ama “yarım kıç” oynamış. Leonardo di Caprio ile Matt Damon, sayılmazlar. Henüz Oscar alacak adam sırasına giremediler. Girebileceklerini de sanmam.

“Kraliçe” filmini, Helen Mirren’i çok sevdiğim halde seyretmedim, çünkü “Lady Diana’nın ölümünden sonra kraliçenin çektiği büyük üzüntü ve içine düştüğü şaşkınlığı” falan anlatıyormuş; belli ki mükemmel bir “dezenformasyon” ve “manipülasyon” örneği, işin içi fena halde MI6 parmağı kokuyor! Bu iki kadının birbirinden nefret ettiğini sağır sultan bilir.

Fakat dekor ödülü “Silent Hill” adlı saçma sapan korku filmine verilmezse (gene yolun ortasında birdenbire karşınıza çıkan ve pis pis bakan bir kız çocuğu var!) yazık olur... Film dandik ama muhteşem bir “art director” çalışması var ortada.

Bu yarışmada elbette herkes “artizlerle” ilgileniyor. Bu yüzden en iyi montaj, en iyi görüntü yönetimi gibi “hayati” dallara kimse önem vermiyor, onlar ikinci sınıf ve bir an önce geçiştirilmesi gereken konular olarak algılanıyorlar. Hadi şunlar bir an önce verilsin bitsin de asıl ödüllere sıra gelsin!

Oysa ses olmadan sinema olur (ilk otuz yıl boyunca öyle olmuştu), konuşma olmadan, müzik olmadan sinema olur, oyuncu olmadan sinema olur, ama fotoğraf ve montaj olmadan sinema olmaz.

Elbette en iyi belgesel, en iyi kısa metraj, en iyi çizgi film gibi dallar da kimsenin umurunda olmayacaktır bu gece.

Zaten Venedik gibi, Berlin gibi, Cannes gibi, Fransa’da ayrıca yalnız Fransız eserlerine verilen Cesar gibi ödüller de “ikinci sınıf” kabul edilmektedir hamburger çocuklarınca...

Neyse, bu gece tutup da sahneden perdeye uyarlanmış “Neşeli Kızlar” falan gibi çarçur Broadway müzikallerini seçmesinler de, biz razıyız.


Akşam
25/02/2007

 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=2763