"Milliyetçi hislerle" doya doya yazılıp çizilen "slogana tepkiler"
haberlerinden biri ilginçti. Trabzon'da oynanan futbol maçında tribünlerdeki bir
pankart şöyle diyordu:
"Can dediniz canımızı verdik/Kan dediniz kan verdik/Biz bu vatanı karşılıksız
sevdik/Serseri lafını hak etmedik"
Bu pankartı yazan çocuklar, 90'larda doğdular. Hayatlarında milliyetçilikten,
dinden, güçten ve paradan başka bir erdem olduğunu öğrenmemeleri için her şey
yapıldı. Onlara Abdi İpekçi'nin değil Mehmet Ali Ağca'nın, Uğur Mumcu'nun değil
Abdullah Çatlı'nın, Deniz Gezmiş'in değil Baki Tuğ'un, Musa Anter'in değil
İbrahim Şahin'in ayakta kaldığı gösterildi, iyice belletildi.
* * *
"Bu ülkede kimse kimseyi istemiyor. Ülke dolusu bir kalabalık artık beraber
yaşamaktan haz etmiyor. Birileri ölünce başka birileri "Oh!" çekiyor. Biri can
verirken ötekinin canına değiyor. Her ölümde bir, her "Oh!"ta iki ilmek
sökülüyor bizden. Birbirimizin ölümüne karşı meraksızlık, birbirimizin hayatına
karşı meraksızlıkla başlıyor. En çok birbirimizin hikâyelerini bilmemek çözülmez
hale getiriyor "çilemizi".
Her gün ilmek ilmek çözülüyoruz biz. Bizi söküyorlar durmadan. Hikâyelerimizi
söküp söküp, dolaşık bir yün çilesi gibi önümüze atıyorlar. Çilemizle baş başa
kalıyoruz, karışıyoruz ve vazgeçiyoruz çözmekten, yeniden örmekten. Toplumsal
bağlarımız, düğümleriyle bizi yıldıran bir çile gibi çözülmüş duruyor önümüzde.
Biz, bu ülkenin muhalif insanları olarak bu sökümün neresinde duruyoruz? Birinin
ölümüne trene bakar gibi bakanlar memleketin toplumsal örgüsünü sökerken ilmek
başlarında inatçı düğümler gibi durabiliyor muyuz mesela?"
Ağustos ayında yayımlanan "Ne Anlatayım Ben Sana!" kitabının önsözüne böyle
yazmışım. Bir gün Hrant'ın gideceğini bilmeden, "Hepimiz Ermeniyiz" sloganının
acıyı paylaşmak için olduğunu anlatmak zorunda kalacağımızı hiç bilmeden...
Şimdi yeniden soruyorum: Biz bu sökümün neresinde duruyoruz?
Anlatsan anlarlar mı?
Dün Can Dündar yazdı, pazar günü ben yazdım, bizler yazıyoruz. Biz o
sloganla ne kastettik, bunu anlatmaya çalışıyoruz. Ama mesele ne bizim
anlatamayışımızda ne de onlarda anlama kıtlığı var.
"Hepimiz Hrant Dink'iz! Hepimiz Ermeniyiz!" sloganını ilkokul düzeyinde eğitim
almış, hatta hiç eğitim almasa bile bir kalbi olan herkes anlar. Bunun kimseyi
Ermeni yapmayacağı da açıktır. Böyle olduğuna göre bu "anlaşamazlık" halinin
başka bir nedeni olmalı.
"Canımızı istediler..."
"Milliyetçi hislerle" doya doya yazılıp çizilen "slogana tepkiler"
haberlerinden biri ilginçti. Trabzon'da oynanan futbol maçında tribünlerdeki bir
pankart şöyle diyordu:
"Can dediniz canımızı verdik/Kan dediniz kan verdik/Biz bu vatanı karşılıksız
sevdik/Serseri lafını hak etmedik"
Bu pankartı yazan çocuklar, 90'larda doğdular. Hayatlarında milliyetçilikten,
dinden, güçten ve paradan başka bir erdem olduğunu öğrenmemeleri için her şey
yapıldı. Onlara Abdi İpekçi'nin değil Mehmet Ali Ağca'nın, Uğur Mumcu'nun değil
Abdullah Çatlı'nın, Deniz Gezmiş'in değil Baki Tuğ'un, Musa Anter'in değil
İbrahim Şahin'in ayakta kaldığı gösterildi, iyice belletildi.
Onlar da ayakta kalmak istediler. "Varlığım varlığına armağan olsun" diye diye,
"milliyetçiliğin azı zarar çoğu yarar" diye diye, Rakel'in dediği gibi
"bebeklerden katiller yaratılan" bir tezgâhın içinde biçimlenip büyüdüler. Belki
abileri Güneydoğu'da öldü ve cenazelerde "vatan için kurşun atan da yiyen de..."
diye başlayan konuşmalar dinlediler. Ne bekleniyordu? Sonunda büyüdüler ve
çoğaldılar.
Beyaz Bereliler
Daha da kötüsü artık onlardan korkuyoruz biz. 16-17 yaşındaki çocuklardan
korkuyoruz. Artık meşru olanı onlar belirliyor çünkü. O çocuklar da Ermeni
olmaktan, Kürt olmaktan, Süryani olmaktan korkuyor, ülkeleri elden gidecek,
kendileri hain olacak diye korkuyor.
Tek övündükleri şey olan Türklükleri elden gidecek diye korkuyor. Aşağılanmaktan
korkuyorlar. Geçen hafta yazdım, beyaz bere satışlarının patladığını. Önceki gün
yüz kişilik bir grup beyaz bere giyip tribünlerde kendini gösterdi.
Biz niye o sloganı attık, anlamak istemeyecekler. Anlatmayın boşuna. Çünkü onlar
korkuyorlar. Korkuyla örgütleniyorlar. Peki biz ne yapıyoruz? Bu sökümün inatçı
düğümleri olmayı hâlâ becerebilir miyiz? Son günlerde olup bitenlerden sonra
artık bu soruyu sormanın vakti gelmiştir.
Milliyet
31/01/2007