Orhan Oğuz Gürbüz: Kahramanlık Kadromuz Doluydu!
Tarih: 30.01.2007 Saat: 19:49
Konu: Güncel


Korkularını bulaştırmak,dilimize kilit vurmak, tebaya sadakat tazeletmek için tehditkar söylemlerini ‘şiddetle’ yoğurarak yinelemekten çekinmediler. Demokratik ve özgür bir yaşam hakkı için sürdürülen çabalara engel olmak amacıyla ‘301.Madde’nin muğlak ve puslu atmosferiyle ülke geleceğini ipotek altına almaya çalıştılar. AB sürecini destekleyici girişimleri kimi zaman ‘ulusalcı aydın’ kimlikleriyle, Sevr paranoyasından medet uman politik iddialarla ya da ‘çekirdek devlete’ bağdaşık duran ‘sivil toplumcu’ kostümleriyle sabote etmek için kışkırtıcı bir kuşatmaya giriştiler.



Bugün Hrant Dink’in haince katlinden sonra, arkaya dönüp baktığımızda böylesi acı bir ortama bizi sürükleyen aktörlerin nasıl bir atmosferi kurguladığını anlamak mümkün… Hafızamızı yakın zaman için tazelersek geçtiğimiz günlerde Ulusalcı/Avrasyacı ittifakın önde gelen temsilcilerinden olan bir işçi sendikası başkanı ‘AB sürecini ve siyasal reformları değerlendiren konuşmasında ‘vatansever’ kavramını bir kez daha deforme etmeyi başarmıştı.Basına yansıyan bu konuşmada ‘Türkiye’nin İstiklal Harbi’nden daha zor durumda olduğu’ iddia edilerek’ Dünyanın en çok hain yetiştiren ülkesiyiz!’uyarısında bulunmuştu.Vatansever kaygılarla yapıldığını ‘kuşku’ duymaya haddimiz olamayacağı bu konuşmada ‘sivil toplum’ örgütlerine de çağrıda bulunularak ‘ Siz ne zaman ayağa kalkacaksınız! Ülkemiz,bayrağımız,milletimiz,devletimiz bizden bunu bekliyor!’tehdidi yineleniyordu.

Demokratik evrimle sürecine duyulan öfke uzunca bir süredir şiddetle kutsanmış bir retorikle seslendiriliyor ve kamuoyuna ya da kararsız halk kitlelerine yönelik ‘sindirme’ girişimi yoğunlaştırılıyordu.

Üniversite kürsülerinde,mahkeme koridorlarında,’kamusal alanlarda’ yürütülen bu linç kampanyaları ‘vatan elden gidiyor!’ Korosunun detone fon müziğiyle zihinlere korku salmayı amaçlamıştı.

Söylemlerinin sözde içten dili ise artık ‘uyarıcılık’ yerine ‘ susturucu ve itaat’ ettirici bir forma dönüşmüştür artık…

Ülkenin değişim adına yaşadığı her kırılma noktasında ‘kurtarıcılarımı’ sokaklara dökülmek istiyorsa; ‘kadrolu kahramanlar’ sahneye sürülüyorsa maskelerden de umut kesilmiştir,ulusalcı tarihten de!

KURTARICILAR CEHENNEMİ

Latin Amerika ve dünya edebiyatının büyük öykücülerinden J.L.Borges;Alçaklığın Evrensel Tarihi’ adlı kitabında kendi deyimiyle’başkalarının masallarını bozup, çarpıtarak keyif alan utangaç bir delikanl’ı diliyle “Zalim Kurtarıcı Lazarus Morell”!in yarı gerçek,yarı fantastik öyküsünü anlatır.19.yy başlarında A.B.D’nin Güneyli sahte beyefendilerinden birisinin Missisipi kıyısında icra ettiği ‘köle tacirliği’ mesleğine nasıl bir ‘hürriyet tefeciliği’ boyutu kazandırdığını ‘kara mizah’la gözler önüne serer.Pamuk tarlalarında çalışan köleleri ,efendilerinden kaçmaları konusunda teşvik eden Morell,bu çaresiz insanları,kendilerinin başka bir çiflik sahibine satılmalarını sağlamak konusunda ikna ederek,onları aldığı bu paraya ortak sayacağını dolayısıyla da ‘özgürlüklerini satın almak’ için yeterli miktarda dolara sahip olacaklarına garanti verirdi.Oysa ki özgürlüklerini vermek şöyle dursun,Lazarus Morell; 1834 yılında tam 70 köleyi kaçışlarının ardından başkalarına satmış ve ardından konuşmamaları için de ‘Missisip nehrinin derinliklerine yollamıştı’İşin tuhafı ise saygın ve yurtsever bir Güneyli beyefendi olarak ‘Kitab-ı Mukaddes’ten ateşli vaazlar veriyor hem zenci köleler hem de beyazlar tarafından kurtuluşa çağıran bir ‘dava adamı’ olarak hayranlık topluyordu.Eğer Borges’in satırlarına kulak verirseniz; “Kırmızı Baston kumarhanesinin sahibi; ‘Lazaruss Morell’i minberde gördüm’ demişti bir gün.İnsanın ruhuna huzur veren sözlerini dinledim,gözlerinde biriken yaşları gördüm.Tanrı’nın gözünde,zencileri çalıp satan günahkarın ,katilin teki olduğunu bilmiyor değildim,ama gene de gözyaşlarımı tutamadım.’

Bu kutsal söylevlerinin maksadını anlatan ise Morell’in kendisiydi; ‘Aziz Paulus’un münasip bir lafı çarptı gözüme; bir saat yirmi dakika vaaz verdim.Adamım Crenshaw ve arkadaşları bu süreyi boşa harcamadılar; içerde beni dinleyenlerin atlarını toplayıp götürdüler.Atları ırmağın Arkansas yakasında  sattık.

İşte bu Lazarus Morell; yani ‘köle taciri’ sahte beyefendi,foyası meydana çıkıp hapse girişinin ardından ‘köle zencileri’ beyazlara karşı ayaklandırmak için kutsal bir daha bulunduysa da sonucunu göremeden hücresinde öldü.Borges’ in bu ‘ufuk açan’ öyküsü belki bize de esin kaynağı olabilir.

Bizleri ‘özgürlük rüyasından’ uyandırmaya çalıştıklarını söyleyenler de böylesi bir ‘kurtarıcılar cehenneminin’ övgüsünü yaptılar.’Kalkın ey ehl-i vatan’ sloganlarıyla bizleri sokaklara döküp,ayağa kaldırmaya ardından ‘Türkiye’yi altımızdan çekmeye’ niyetleniyorlar.Yoksulluktan,’301.Madde kıskacından,başörtülü kızların mağduriyetinden,masumların yere dökülen kanlarından kaygılanmadan Borges’in sahte kurtarıcısı gibi bir yandan ‘kahramanlık vaazları’ verirken diğer yandan Morell’in kurnazlığıyla ‘arka kapıdan’ ülkenin geleceğine el koymayı hedeflediler.

‘Ara rejim heveslisi’ sivil toplum müsveddesi örgütlenmeler,’301.maddeyi hele bir deneyip bedelini ödeyelim ve görelim!’ umarsızlığıyla kamuoyuna sunulan pragmatik teselliler,’Sevr diriliyor’ paranoyasına bel bağlayan muhalif siyasiler,isim kökenlerinden ‘hainlerin soyağacını’ deşifre eden ‘fonetik saplantılı’ küçük aydınlardan kurulu ‘ulusalcı koalisyon’,Hrant Dink’in cenazesindeki gözü yaşlı kalabalıklara bakılırsa aslında bozguna uğramış gözüküyor.

Argümanları eskimiş,sözcükleri yorulmuş,toplum projeleri çürümüş bir statükocu/yerleşik zümrenin ‘ihanet tellallığı’;değişim taleplerini,farklı kimlik/inanç/kültür odaklı ‘hayat stratejilerini’ yok etmek için yeterli olamıyor.

Bertholt Brecht ünlü oyunu ‘Galileo’da ‘kahramanlara sahip olmayan ülkeye acıyın! Diye konuşturduğu karakterine ‘Hayır, asıl kahramana ihtiyaç duyulan ülkeye acıyın! diye karşılık verdirmişti.

 Statükonun ‘güç tacirlerinden’ madalya bekleyen sözde kurtarıcılarımız da yine hüsrana uğruyorlar.Çünkü kirli  skandallardan ve ara rejim heveslerinden berikahramanlık kadromuz çoktan doluydu!’.Bu sahte vatanseverler ise,tarihin özgür akışında bumerang gibi geriye savrulan ‘vatan hainliği’argümanıyla yüzleşebilirler ancak… Asıl ihanetin   ‘insanı insandan ayrı düşürmek!olduğunu ise Türkiye çoktan anladı…

 


Orhan Oğuz Gürbüz
orhanoguzgurbuz@yahoo.com







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=2654