Sinsi uyuzluklar ve şeffaflık limanları
Tarih: 21.12.2006 Saat: 00:19
Konu: Siyaset


Koşullanmalardan arınmış, bilimsel bir akılcılıkla bakıldığında:
- Hayattan kopmuş bir vücudun ne lideri kalır, ne ibadeti, ne vatanı ve ölüler; asla iktidar saltanatının koltuklarına oturup, bedelini ölenlerle sürünenlerin ödemiş olduğu pahalı arabalarla da dolaşamazlar, Savarona benzeri pahalı yatlarla da...

***

Afganistan'da da silahlar patlayadursun, Bağdat'ta da, Filistin'de de...
O silahları üreten fabrikaların yönetim kadroları, bedava mı dağıtıyorlar ölüm silahlarıyla kurşunlarını, toplarını, mermilerini, barutlarını?
O silahları kimler hangi paralarla alıyor da dağıtıyor; birbirlerini öldürmeye kurgulanmış mezarlık adaylarına?
Oralardaki "milli çıkar" uzmanları da, herhalde biliyorlardır bunları...



* * *

"Milli çıkarlar", "devlet çıkarları" türünden kutsal kalıplarla; bir sirk jonglörünün sürekli havaya atıp tuttuğu 3 top gösterisine benzer, birtakım politik hünerbazlıklar sergileyen tosuncukları izlerken, şaşırmadan edemiyor insan:
- Kitlelerdeki projektörleri söndürülmüş zekâların karanlığına, ne kadar da çok güveniyorlar, diye...

***

Tosuncukların neleri açıkladığından çok, neleri açıklamadıkları önemli. Şöyle ki:
1- Kendi geçim kaynaklarının çeşmeleriyle, mertçe över göründükleri zengin dostlarının hangi asansörleri kullanarak dolar milyarderi olduğunu.
2- Kapalı kapılar ardında savunduklarını iddia ettikleri "milli çıkarlar"la, "devlet çıkarları"nın ekonomik tablosuyla getirisini ve bunların bütçe yasalarına nasıl yansıdığını.
3- Son 80 yılda resmi araba alım ve bakımlarına kaç yüz milyar dolar harcanmış olduğuyla, ambulans alımlarına ne harcandığının karşılaştırılmasındaki gibi, somut örneklere dayalı "milli çıkar" örnekleri göstermeyi...

***

Geçen hafta Mardin'in Nusaybin ilçesinde elektrikler kesilince, ilçenin hastanesindeki jeneratör de devreye giremedi. Çünkü jeneratörü çalıştıracak akaryakıt yoktu. Acil durumdaki hastalar için ambulanslar da kullanılamadı. Çünkü ilçede bir tek ambulans vardı.
Şayet kapalı kapılar ardında her dem "milli çıkarlar" ile "devlet çıkarları"nı koruyup savunan tosuncuklar da olmasa; Nusaybin'de yaşayanların durumu kim bilir nice olacaktı?

***

Şükür ki "milli çıkarlar"ımızı ve "devlet çıkarları"nı sürekli düşünen ve koruyan tosuncuklarımız var. Yoksa 187 ülke arasında "kadın siyasetçi sayısı" açısından 165'inci de olamayacak, daha altlara
düşecektik.

***

Bir insan mezbahasına dönen Irak, Filistin hatta Afganistan...
O kadar insan neden öldürüp duruyor ki birbirini?
Liderlerini, inançlarını, vatanlarını sevdiklerinden, diyelim.

***

Koşullanmalardan arınmış, bilimsel bir akılcılıkla bakıldığında:
- Hayattan kopmuş bir vücudun ne lideri kalır, ne ibadeti, ne vatanı ve ölüler; asla iktidar saltanatının koltuklarına oturup, bedelini ölenlerle sürünenlerin ödemiş olduğu pahalı arabalarla da dolaşamazlar, Savarona benzeri pahalı yatlarla da...

***

Afganistan'da da silahlar patlayadursun, Bağdat'ta da, Filistin'de de...
O silahları üreten fabrikaların yönetim kadroları, bedava mı dağıtıyorlar ölüm silahlarıyla kurşunlarını, toplarını, mermilerini, barutlarını?
O silahları kimler hangi paralarla alıyor da dağıtıyor; birbirlerini öldürmeye kurgulanmış mezarlık adaylarına?
Oralardaki "milli çıkar" uzmanları da, herhalde biliyorlardır bunları...

***

1953 yılında Belçika'daki Browning fabrikalarını gezerken, fabrikanın üst yöneticilerinden birine:
- Bu fabrikada yapılmış silahlarla şimdiye dek kaç kişi öldürülmüştür, diye sormuştum.
Övünmeli bir sesle:
- En az 250 bin kişi öldürülmüştür, demişti.
Ölenler bilmezler, kendileri öldükçe kimlerin kâr ettiğini.

***

Daha kim bilir kimler, kimleri öldürecek ve sonra kendileri de ölecek?
Yıllar geçince de:
- Onlar geçmişte kaldı, denecek...
Ve bir şey daha denecek:
- O zamanlar koşullar öyleydi, konjonktür çok değişti.
Kimse de sormayacak:
- Zaman geçtikçe, konjonktür nasıl değişiyor, diye...

***

İnsanlar birbirlerini öldüredursun ve tosuncuklar övünedursunlar yiğitlikleriyle, vatanseverlikleriyle, "bizim şeyhin kerameti menkul olur kendinden" misali...
Köyceğiz'den İstanbul'a dönmeden önce; değerli genç dostum avukat Taner Aktop ve eşiyle birlikte, Marmaris'in de ötesinde Bozburun'a doğru Selimiye balıkçı köyüne gittik.
Kahkahalı bir sofra kurduk, sevecen insanların bin yıllık bir dostluk ortamında...
Oralara yerleşmiş veteriner Sakıp Bey'le de, 40 yıl önce tanıştığımız çıktı ortaya...

***

Oralarda yaşayanlar ne övünmeli ve tatavalı tosuncuklardandılar, ne de yerde alıp gökte yiyenler takımından.
Ekmeklerini denizden çıkaranlardı çoğu...

***

Şayet Afganistan'dan, Irak'a, Filistin'e kadar; ölenler ve öldürenler de projektörleri söndürülmüş zekâların karanlığı dışındaki şaraplı, menemenli, salatalı, kuru fasulyeli kahkahalı masaları bilseler; silahçıların kârıyla, saltanat tutkunlarının koltuğu hatırına, bu kadar cellatlıkla kurbanlığa sıvanmazlar; sevdikleri bir mesleğin tadıyla, dostluğun ve kahkahası ortak sofraların şeffaf limanlarında, "hayattan yararlanmaya çalışma" yerine, "hayatı hak etmeye çalışma"nın batmayan güneşlerinden konuşurlardı.



Milliyet
20/12/2006







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=2349