Keza, kadınlardan âşık (fail) olmaz, maşuk (meful) olur. Kadın âşık olsaydı,
bıyığı çıkardı. Çünkü aşk'tan pay alan aktif tarafa 'âşık', pasif tarafa 'mâşuk'
denir. Kadına 'âşık' sıfatının verilmesi, kadına yapılmış ve yapılacak en büyük
hakarettir. Ne garip değil mi, cahiller sevilen'in seven'den daha yüce olduğunu
unutuyorlar.”
* * *
Kadîm bir dostumla –mûtadımız vechile– Çengelköy'de (Çınaraltı'nda) oturmuş
gece'nin bir yarısı sohbet ediyoruz. Konuysa, pek geç saatlere bırakılamayacak
kadar derin: vücub ve imkân; yani Vacib'ul-Vücud'un (Cenab-ı Hakk'ın) vücubu ile
âlem-i mümkinâtın imkânı.
Zihnin, kavramları apaçık olarak görmesi hâlinde, kelimelerin, hatta terimlerin
bile önemi olmadığına inandığımdan, ister istemez günümüzde kullanılan şekliyle,
dostuma, “Senin anlayacağın,” diye özetledim:
- “Varlık ikiye ayrılır: Zorunlu Varlık ve Zorunsuz Varlık.”
O da hain hain gülümsedi ve “Seçtiğin sözcüklerin Türkçe türetme esaslarına
aykırı olmasını dilime dolamayacağım” dedi, ardından da “Artık bu konuyu
kapatalım” yollu bir edayla, “Senin bilmediğin bir varlık türü daha var” diye
ekledi.
Ben de saf saf, “Şimdi o da nereden çıktı?” deyû, benim bilmediğim şu üçüncü
varlık türünün ne olduğu sordum.
Yüzüne biraz ciddiyet maskesi takınarak,
- “Hayret, nasıl bilmezsin?!” dedi; “bir de Sorunlu Varlık var!”
“Bak sen! Peki o da neymiş?” deyince, bastı cevabı:
- Kadınlar!
Allah'tan, bizden başkası kalmadığı için, o gece Çınaraltı'nda kahkahalarımızı
kimse duymadı.
***
Derken, aradan bir hafta geçti ve yine biz Çınaraltı'nda oradan-buradan
lâflarken, dostum,
- “Bütün hafta boyunca düşündüm, yanılmışım, sadece Sorunlu Varlık yokmuş!”
dedi.
İşin içinde yine bir hînlik olduğu aşikârdı. Umursamaz bir biçimde, “Sorunlu
Varlık yetmedi, bu sefer başka bir tane daha mı uydurdun?” dedim.
- “Hayır, hayır, ben uydurmadım!” diye ciddi ciddi mukabele etti; O hep vardı
zaten!”
“Neymiş peki?” deyince de itinayla cevap verdi:
- “Sorumlu Varlık!... Gülme, gerçekten böyle bir kategori daha var. Üstelik
seninkiler gibi sadece mantıksal (zihnî) değil, aynı zamanda fiziksel (haricî).
- Kimdir, nedir bu Sorumlu Varlık!?
- Erkekler!
Yine kendimizi tutamadık ve birlikte bastık kahkayı. Gece kâfirdir (örtücüdür)
ya, yine yaptı kâfirliğini ve kahkalarımızı usulca örtüverdi.
***
Geçen haftaki buluşmamızda, dostumdan şu ünlü tasnifinin şerhini yapmasını
istedim, o da sağolsun isteğimi yerine getirdi:
- “Dişilik ve erkeklik tanımları üç farklı düzeyde ele alınabilir: 1. Biyolojik,
2. Sosyolojik, 3. Felsefî.
Biyolojik olanı mâlumun. Ruhun dişisi-erkeği olmaz. Çünkü ruh'un (nous)
cinsiyeti olmaz. Ama nefsin (psyche) olur. Dişilik ve erkeklik şeklinde ikiye
ayırdığımız cinsiyet (sexuality) gerçekte nefse ait bir keyfiyettir.
Sosyolojik anlamıyla dişilik-erkeklik de mâlumun. Ne kadar değişebilir olsa da
toplum içinde kadınlara ve erkeklere mahsus davranış kalıpları, giyim-kuşam, vs.
vardır; yani “erkek gibi, kadın gibi” dememizi mümkün kılan kalıplar.
Üçüncü anlamıyla dişilik ve erkeklikse, nedendir bilinmez, diğer ikisi kadar
kullanılmıyor. Oysa Sigmund Freud bile dişiliği-erkekliği sık sık bu üçüncü
anlamıyla kullanır; ama hâlâ yanlış anlaşılır.
Kadîm hikmetin bilgisine sahip olanlar, aktif (fail) olanı erillikle, pasif
(meful) olanı ise dişilikle özdeşleştirmişlerdir. Güneş'in eril, ay'ın dişil
karaktere sahip olarak kabul edilmesi, pek tabii ki ay'ın ışığını güneşten
alıyor olması sebebiyledir. (Toprak Ana'ya niçin 'ana' denildiğini de sen bul.)
Keza, kadınlardan âşık (fail) olmaz, maşuk (meful) olur. Kadın âşık olsaydı,
bıyığı çıkardı. Çünkü aşk'tan pay alan aktif tarafa 'âşık', pasif tarafa 'mâşuk'
denir. Kadına 'âşık' sıfatının verilmesi, kadına yapılmış ve yapılacak en büyük
hakarettir. Ne garip değil mi, cahiller sevilen'in seven'den daha yüce olduğunu
unutuyorlar.”
Ağzım iki karış açık, öylece kalakalmıştım. Sustu. Ben de, “Gece ilerledi ya,
sen yine sapıtmaya başladın” dedim ve sabah ışımaya başlarken evlerimize gitmek
üzere yola düştük.
Yenişafak
18/11/2006