Araştırma yapmışlar, gençlerin boyları uzuyor, bedenleri inceliyormuş; artık
'bıyıklı Türk' görüntüsünden de çıkmışlar, bıyık 'out'...
İnsanoğlunun boyunun giderek uzamakta olduğu doğrudur; ister bir Fransız
kralının yatağını, ister Napoleon'un ceketini, ister bir Osmanlı padişahının
kaftanını görün, şaşarsınız: Bunlar ne kısa boylu adamlarmış!
Fakat bıyık, yalnızca 'günün modasıyla' ilgilidir.
Türk delikanlıları arasında araştırma yapanlar anlaşılan bunu yalnızca 'şehirli'
gençlere uygulamışlar, köylü bıyığını kolay kolay kesmez.
Fakat günümüzde ve Batı'da bıyığın modası yoktur.
Eskiden vardı.
Ne bıyık bırakmak 'kıroluktur', ne de bıyığını kesmek bir uygarlık belirtisi...
Günün modası neyse ona uyulmaktadır.
Bizim çocukluğumuzda ve yeniyetmeliğimizde uzun saç ve sakal son derece
yakışıksız karşılanırdı, Beatles topluluğunun o ünlü 'saç devriminden' sonra bu
gibi konulara kuşkuyla ve tepkiyle yaklaşan halkımız hemen bu tür gençlere uygun
gördüğü ismi takıvermişti: Beatles'ın okunuşundan kinaye, 'bitli'...
Sonra, yetmişli yıllarda hem paçalar bollaştı, ceket yakaları ve kravatlar
yelkene döndü, hem de saçlar alabildiğine uzadı. O dönemde de saçını kısa
kestiren tuhaf karşılanır oldu. O günlerde çekilmiş resimlerime şimdi bakıyorum,
görüntüm bana çok 'kelek' geliyor. Ama o yıllarda çocukluk resimlerime
baktığımda da saçım çok kısa göründüğünden 'çemiş' gelirdi ellili yıllar...
İki bin yılı çevresinde de çok kısa saç, hatta dazlak modası çıktı.
Günümüzde bıyık modası yok dedim, tövbe; günümüzde bıyık var ama çok hafif bıyık
var.
Daha doğrusu 'pis sakal' modası var da, tüyler elbette yalnız yanaklarda
kalmıyor, dudağın üstüne de uzanıyorlar.
Elbette buna gıcık olanlar da yok değildir. Oysa bu da alt tarafı bir moda
cilvesidir ve mutlaka geçecektir. Belki 2010 yılından sonra gene uzun saça ve
bol bıyığa dönülecektir.
Fakat bürokrasi gene kendi bildiğini okuyacak, saça ve bıyığa kızacaktır. Bu
'memur ideolojisinin' yansımasıdır.
Oysa Osmanlı subayları ve hemen bütün memurları da bıyıklı sakallı gezerlerdi,
hatta bıyıklar yağlanıp geceden kalıba yatırılırdı, Alman imparatorunun saldığı
modaya uygun 'Wilhelm bıyığı' ya da düpedüz 'Enver bıyığı' yaygındı.
Haa, demek ki 'matruş' surat, bir cumhuriyet modasıdır.
Ama bunun 'geçebileceğini' kimse düşünmemiştir. Atatürk 'şapka devrimini' yapmış
ama günün birinde şapkanın neredeyse tümden ortadan kalkacağını aklına
getirmemiştir belki de...
Dikkat edin, nasıl yüzyıllar içinde Osmanlı giyimi çok az değişmişse, en zor, en
geç değişen moda da üniforma çizgileridir. Palaska kayışı kalkmıştır, o kadar.
1960 yılının bir subayıyla 2000 yılının bir subayı arasında ne saç, ne kravat,
ne paça, ne de ceket yakası açısından belirgin bir fark göremezsiniz.
Ama biz siviliz ve buna uymakla yükümlü değiliz.
'Erkek dediğin kısa saçlı olur' falan diyen hatunlara da aldırmayınız, günümüzün
göz alışkanlığıyla öyle konuşuyorlar. Bundan iki yüz yıl öncesine kadar Batı
erkeğinde 'sexy' kabul edilen, çok uzun, atkuyruğu saç ve hatta bunun üzerinde
kadife kurdeleydi! Bugün ben öyle gezsem ibne derler.
Ya 1830'lar ve 1840'larda yaşasalardı ne yapacaklardı, erkek modasına abartılı
vatkalar ve 'evaze' redingot hakimdi, daha sonra iyice genişleyip kadın eteğine
benzedi... Muslin kravatlar yatak çarşafı gibi büyük, elde sarı eldiven, hele
pantalonlar... Önceleri sapsarı, sonra ekose (evet, pantalon da ekose), ve de 'tayt
bandı' gibi bir pantalon bandı ki, ayakkabının altından geçiriliyor! Karı gibi
herif, ay insanın gönlü bulanır kardeş, böğk...
Akşam
22/10/2006