"Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi.
Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların (..) Türklerle birleşip
bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli
rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. (..)
"Türk milleti birçok asırlar, (..) bir kelimesinin manasını bilmediği halde
Kur'an'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü. (..)
"Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlerini,
benliğini unutturacak, Allah'la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk
beşiğinde uyuttular. (..)
"... din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin
vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine
gitti. (..) Artık Türk, cenneti değil, (..) son Türk ellerinin müdafaa ve
muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milletinde bıraktığı
hatıra..."
Atatürk'e ilişkin olarak 2 önemli çarpıtma yapılıyor.
Biri Batılılaşma konusunda...
Diğeri din konusunda...
İlki, Atatürk'ün hedef olarak Avrupa'yı göstermediği iddiasına dayanıyor.
İkincisi, -dünkü Vakit gazetesinde bir örneğini gördüğümüz gibi- ısrarla
Atatürk'ü dua ederken, sarıklı mebuslarla ya da peçe içindeki Latife Hanım'la
gösterip cumhuriyetin temelinde bir din motifi arıyor.
Bu 2 konuda 2 belge hatırlatacağım.
***
İlk belge, 29 Ekim günü Mustafa Kemal Paşa'nın Fransız yazarı Maurice Pernot'ya
verdiği demeç... Paşa, o gün Revue Des Deux Mondes için Meclis Başkanı sıfatıyla
verdiği son demecinde şöyle diyor:
"Osmanlı İmparatorluğu, Batı'ya karşı elde ettiğimiz başarılardan çok
gururlanarak kendisini Avrupa uluslarına bağlayan bağları kestiği gün düşüşe
başlamıştır. Bu bir hataydı. Bunu tekrar etmeyeceğiz. Bizim vücutlarımız Doğu'da
ise de düşüncelerimiz Batı'ya dönüktür. Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz.
Bütün çalışmalarımız Türkiye'de çağdaş, bu sebeple Batılı bir hükümet
oluşturmaktır. Uygarlığa girmek arzu edip de Batı'ya yönelmemiş millet
hangisidir?"
***
Din meselesine gelince...
İlk Meclis'in dualarla açıldığı ve cumhuriyete oy veren milletvekilleri arasında
100 kadar din adamı olduğu doğru... Ancak böyledir diye cumhuriyetin kökeninde
ve Atatürk'ün düşünce evreninde din motifleri aramak nafile uğraş.
Afet İnan cumhuriyetin ilanından 6 yıl sonra Yurt Bilgisi dersleri vermeye
başlamıştı. Okutacağı kitabı Kemal Paşa'ya gösterdi. Gazi beğenmedi. Yeni bir
Medeni Bilgiler kitabı yazdırdı.
Kitap, 1931'de Afet İnan imzasıyla çıktı; ortaokul ve liselerde okutuldu. İşte
Kemal Paşa'nın el yazısıyla kaleme aldığı o notların "Millet" bölümünden
satırlar:
***
"Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların
dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların (..) Türklerle birleşip bir millet
teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli
rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. (..)
"Türk milleti birçok asırlar, (..) bir kelimesinin manasını bilmediği halde
Kur'an'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü. (..)
"Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlerini,
benliğini unutturacak, Allah'la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk
beşiğinde uyuttular. (..)
"... din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin
vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine
gitti. (..) Artık Türk, cenneti değil, (..) son Türk ellerinin müdafaa ve
muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milletinde bıraktığı
hatıra..."
***
Yeterince açık değil mi?
Nasıl oluyor da din konusundaki görüşleri bu kadar net olan bir lider hâlâ
yanlış yorumlanıyor?
Yukarıdaki satırların çoğu, Türk Tarih Kurumu tarafından 1969 ve 1988'de basılan
"Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları" kitabında yer almıyor
da ondan...
İnanması zor; ama kendi kurduğu kurum, Atatürk'ün notlarını sansür ederek
yayımladı.
"Medeni Bilgiler"i geçenlerde yeniden basan Örgün Yayınevi, Türk Tarih
Kurumu'ndan bir özürle yeni baskı beklediklerini yazmış.
Atatürk'ün okullarda okutulsun diye kaleme aldığı kitabının bile sansür edildiği
bir ülkede yaşıyoruz.
Düşünce özgürlüğü mü dediniz?
Milliyet
30/10/2006