Takva Üzerine
Tarih: 27.09.2006 Saat: 20:26
Konu: Sinema


Toronto Film Festivali'nden "Kültürel Yenilik" ödüllüyle dönen "Takva" Altın Portakal Film Festivali'nde dokuz ödülün sahibi oldu. Oyuncu, senaryo, müzik, görüntü, kostüm ve sanat yönetmenliği gibi bir çok daldan ödül alan film dini duyguları çok kuvvetli bir adamın gerçek dünyada içine düştüğü maddiyat-maneviyat açmazını konu ediniyor.

Özer Kızıltan'ın yönetmenliğini yaptığı Erkan Can, Güven Kıraç' ın başrollerinde oynadığı Takva'nın ödüllü senaristi Önder Çakar'la konuştuk.

50 yaşından sonra İslami öğretilerin içine giren babanızı anlama çabanız sizi nasıl 'Takva'ya götürdü ?



Bundan dört beş sene öncesine dayanıyor filmin hikayesi. Devrimci mücadele içerisinde başıma birtakım sorunlar gelmişti. Cezaevine girmiştim, o dönem amcam ölmüştü, acılar sıkıntılar üst üste gelince babam kendi işlediği günahlardan dolayı ailesinde sevdiği fertlerin kötü duruma düştüğünü düşünüp, dükkanını satıp işini gücünü bırakıp bir tarikata mensup olmadan, ama bir tarikata da çok paralel yaşayarak kendi evinde inzivaya çekildi. Bütün olan bitenlerden de kendisini sorumlu tutuyordu. Neredeyse 12 Eylül'den bile... Tekrar eski zorlukları yenince babam bunu yaşadığı inzivai hayatın bir hediyesi sandı. Benim babam Müslüman, ben bir devrimciyim.

Ama babamı çok seviyorum. Babamın bu düşünce tarzıyla ilgilenmeye, onunla konuşmaya başladım. Babam sonra kanser oldu ve üç sene önce de kaybettik. Türkiye'de yarı saçma döküntü kapitalist sistemde meseleye babam gibi bakan, saf, iyi olmaya çalışan bir insan bunu ne kadar başarabilir diye bir hikaye yazmak geldi aklımıza. Yeni Sinemacılar olarak bu hikayeyi geliştirdik ve ortaya bir senaryo çıktı. Erkan Can'ın bu rolü daha iyi oynayacağını düşündük. Erkan Can'a göre rolü adapte ettik. Özer'le de (Kızıltan) bu projeyi daha da geliştirdik. Almanya'dan Fatih Akın'ın şirketi Corozan'la bu filmin yapım koşullarını yarattık ve filmi çektik. Çok uğraştık ama ortaya sağlam, güzel bir film çıktı. Bence ideolojisi de iyi filmin.

Takva ne anlama geliyor ?

İnsanın kalbindeki Allah sevgisiyle Allah korkusunun birbiriyle dengesi... Allah'ı çok sevip az korkmayacaksın. Çok korkup az sevmeyeceksin. Eşit derecede korkup seveceksin. Bu İslam felsefesinde yeri olan bir terim. Muharrem karakterinin başına gelen olaylarla da alakası var. Yoksa filme dini hava vermesi için konulmuş bir isim değil. Takva hakikaten filmi seyredenler de görecek, hikayeye çok denk düşen bir kelime. Hatta başka bir dilde tercümesi de yok. Türkçe'de bile ne demek olduğunu bir paragrafla anlatabiliyorsun.

Filminiz için dergâhları ziyaret ettiniz, zikirlere katıldınız. Size yaklaşımları nasıl oldu ?

Bizi çok iyi karşıladılar. Zaten gittiğimiz hiçbir dergâha kendi kimliğimizi, yapmak istediğimizi gizlemeden gittik. Sinemacı olduğumuzu, bir film çekeceğimizi, bununla ilgili araştırma yaptığımızı söylüyorduk. Bunları söylememize rağmen o insanlar nasıl film çekeceksiniz, verin senaryonuzu bir okuyalım gibi sansürcü bir zihniyetle hiç yaklaşmadılar. Yedi sekiz ayrı dergâha gittim. Hepsi durdukları yeri çok doğru ve net gördükleri için zaten kötü niyetli de olsan onlara çok zarar veremeyeceğini düşünüyorlar. Hiçbir sorun olmadı, ellerinden gelen yardımı yaptılar.

Peki bu durum sizi şaşırtmadı mı ?

Aslında Türkiye'de azınlık olmadıklarını düşünmekle beraber iktidardan kendilerini uzak görüyorlar. Oy potansiyeli olarak iktidardaki partilere oy bile atsalar sanki iktidarda olan bitenle hiç alakaları yokmuş ya da iktidarın uygulamaları bizzat bunlara yönelik değilmişcesine yaşıyorlar. Başka bir ülkede gibiler... Kendi oldukları yerden kendi biçimleriyle cevap veriyorlar. Bu bana ilginç geldi. Bu ülkede yaşıyorsun ve her fikre biraz şüpheyle yaklaşmak bilimsel bir bakış açısı. Ama onlarda şüpheye hiç yer yok.

Muharrem karakterine siz nasıl bakıyorsunuz ?

Muharrem hepimiz gibi bir insan. Hataları, eksiklikleri, korkuları, zayıflıkları var. Çok korkuyor. Hayatta tek amacı iyi olmak. Bütün yaşamı boyunca çalışmış bir adam. Muharrem'i bu anlamda seviyorum, ama Muharrem'den nefret de ediyorum. Çünkü eline gücü, iktidarı ve parayı geçirir geçirmez başkalarının hayatlarına müdahale etmeye başlıyor. Biri içki içiyor diye, birine saçı uzun diye kızıyor. Kosovalı olan çırağına, bayrağının bu bayrak, ülkesinin bu ülke olduğunu söyleyerek onu asimile etmeye çalışıyor. Sonra bütün bunları fark edip meczup oluyor. Muharrem dolarla Allah inancını bir araya koyamıyor. Kosova'da, Filistin'de ölen Müslümanlar umurunda bile değil. Kendi küçük dünyasında yaşıyor ve aslında hiçbir şeye hayır demiyor.

Bazı sinema eleştirmenleri filminiz gösterime girdiğinde "kıyamet kopacak" diye yazdı. Sizin buna tavrınız ne olacak ?

Filmi izleyenler de filmi beğendiler. Hatta Yeni Şafak gazetesinden bir muhabir basın toplantısında, laik olduğunu söyleyen bir bayanın filmle ilgili çok olumsuz görüş belirtmesine karşı çıkıp, filmi savundu. Filmle laik-Müslüman çatışması yaratmak, bunu göstermek, bunu kaşımak değildi amacımız. Zaten izleyince seyirciler de görür. Filmin asıl amacı sıradan bir insanın maneviyatıyla maddiyatının çatışması. Bu ülkede yürütülen saçma sapan laik-Müslüman kavgasıyla filmin hiçbir alakası yok. Fikri o değil.

Filminizi yapmanızın nedeni için "kültürel diyalogsuzluk" demişsiniz. ..

Aslında Takva'ya Müslümanların iç filmi gibi demek daha doğru. Müslüman bir ülkede yaşıyoruz. Kültürlerinden biri de Müslümanlık kültürü. Nasıl Yeni Sinemacılar olarak Mardin Midyat'ta Kürtleri ve Süryanileri konu alan bir film çekiyorsak ve aslında biz Kürt veya Süryani değilsek fark eder mi? Çekebilirim yani... Benim ülkemin kültürel parçalarından biri. Gidip orada da Maruf diye film çektim. Gemici değiliz biz, gemilerde hiç yaşamadık, ama Gemide isimli bir film çektik. Laleli'de Bir Azize diye film yaptık. Laleli'deki o hayatın bir parçası değiliz ama oralarla ilgili bir film yapıyoruz. Müslümanlarla da ilgili bir film yaparız ve onların bir parçası olmamız gerekmiyor. Hem ülke sınırları içerisinde hem de evrensel anlamda dünyada Müslümanlarla Batı diyalogsuzluğunun, iki kültürün birbirine karşı olanca kininin arttığı bir dönemde böyle bir film yapmak lazım diye düşündük.

Filiminiz dolayısıyla İslami çevreleri gözlediniz... Bu açıdan İsmailağa cinayeti ve onun üzerinden yapılan tartışmalar hakkında ne düşünüyorusnuz ?

İsmailağa Cemiyeti Türkiye'nin en köklü en siyasi tarikatlarından birisi. Nakşibendi tarikatının Hamidiye kolu. Radikal düşünceleriyle tanınıyor. Radikalizmi peygamberin sünnetine uygun yaşama düşüncesinden kaynaklı... Silahlı bir eyleme kalkıştığı ya da iktidarla sorunu olduğunu düşünmüyorum. İsmailağa Cemaati benim bildiğim kadarıyla mevcut siyasal düzeyde yasal olan hem Milli Selamet'e hem de AKP'yi desteklemiş düzen dışında başka bir oluşuma yönelmiş bir organizasyon değil. İsmailağa cemaatini oluşturan insanlardan mı bahsedeceğiz? Eğer onlarsa onlar çok yoksul insanlardır. Umutları ve ümitleri gitgide tükenmekte...

Kendilerine İstanbul'un orta yeri Fatih'te vebalı diye bakıldığını, dışlandıklarını, toplumun hiçbir katman ve kategorisi tarafından kabul edilmediklerini bilerek yaşıyorlar. Onların sorunlarını ve dramlarını ayrı konuşmak lazım. Ama üstyapısını konuşmak ayrı bir durum. İki insan öldü sonuçta. Biri din hocası öbürü de onların meczup dediği ya da senin benim gibi insanların tıbbi yardıma ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz insanlar. Birçok neden var, sadece iktidar meselesi değil. İktidar mücadelesi diye kapatamayız. Müslümanlar biraz bu dünyaya yalan dünya diye bakıyorlar. Bu dünya o kadar kötü ve o kadar sınav yeri ki bizim gerçekten mutlu olabileceğimiz, bizim gerçekten huzur ve refah içerisinde yaşayabileceğimiz bu dünya değil diye düşünüyorlar. Öbür dünyanın öyle olduğuna inanıyorlar. Bu dünyada cinayet işlemek ya da ölmek çok özel bir durum değil bu felsefe için.

Bunun bir sorun olduğunu söylememek sorumsuzluktur. Olaylara adi vakalar gibi bakmak da acizliğin bir göstergesidir. Bir de bu yoksul insanların inanç sistemlerinde birileri tarafından mağdur edilebileceği gerçeğini biliyoruz. Bunu yapan sen ben şu bu değil. Bizzat yönetenler yapıyor. Allah'ına, peygamberine inanarak yaşasın, kim ne diyecek? Kim ne diyebilir? Kimin hakkı var?

Tarikat-siyaset ekseninde Türkiye'nin bugünkü durumununa ne diyorsunuz ?

Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğundan bugüne bir rahat yüzü görmedi. Hep mutlu bir azınlık yaratmak kaygısı taşındı. Tarikatları besledi elbette. Her türlü gericiklikle uzlaştı ve uzlaştığı şeylerden biri de buydu. Şimdi bu tarikatlara Allah sevgisi ve korkusuyla katılanlar var. Bu sevgiyi inancı güveni tamamen Türkiye'nin siyasal yapısında kullanıp siyasal bir güç haline dönüştürmek isteyen kötü niyetli insanlar var. Ve bunlar da işin kötüsü dünyanın her yanında varlar ama bizim ülkemizde bir farkı var ki bunlar iktidardalar.

Mistisizme, sufizme samimiyetle inanan insanları yanlış maniple ederek yanlış yönlendiriyorlar. Türkiye'nin en dinci olduğunu söyleyen partileri bile Afganistan'a, Lübnan'a asker gönderiyorlar. Bu Müslümanların beyninde yarılmalara neden oluyor. Adam Allah sevgisiyle Allah korkusuyla Erbakan'a ya da Tayyip Erdoğan'a oy vermiş. Bizim filmimizdeki Muharrem büyük ihtimalle onlara oy atardı. Ve herhalde dünyadaki Müslümanları koruması için de ona güvenirdi. Hem kendisini korumasını isterdi başbakanı olarak hem de diğer din kardeşlerini... Amerikan'ın asker olmasını isteyince beyni yarılıyor. Ne oluyor, ne yapıyoruz diye? Maneviyatla kapitalizmin çatışması denen şey bu zaten.


Altın Portakal Film Festivali'nde yarışan filmlere bakarak Türk sinemasının bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Sinema kalitesi açısından çok iyiydi. Toronto'da olduğum için ben biraz geç katıldım ve filmlerin hepsini izleyemedim. Ama biz bir ekibiz ve arkadaşlarımız tüm filmleri izlediler. Türk sinemasının çok iyi bir yolda olduğunu ve çok iyi performanslar sergileyeceğini düşünüyorum. Bu seneki festival umut vericiydi. Antalya halkıyla film festivalinin hiçbir ilişkisi yok. Bu bir sorun, ama benim bahsettiğim bu değil.

Toronto Film Festivali'nde "Kültürel Yenilik" ödülü almanız sizin için ne ifade ediyor? Ve Takva'nın yurtdışı serüveni devam edecek mi ?

Filmden gerçekten çok etkilendiler. Bütün seansları dolu oynadı. Bilet kalmamıştı... Filmi izleyenler filmin fikrini çok beğendiler. Bu da çok hoşumuza gitti. Akabinde bir de ödül geldi. Ödülün veriliş nedeni de bizi gururlandırdı. Sinemada yenilik ve cesaret ödülü... Bu ünvanla bir ödül verilmesi biz Yeni Sinemacıları çok sevindirdi. Filmimiz şubat ayında Berlin Film Festivali Panoroma bölümünde ve davet aldığımız birçok festivalde gösterilecek.



Evrensel
Söyleşiyi Yapan Ulaş Emre







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1928