İstikbal göklerdedir
"Paradigmanın İflası"nı okuduk diye sosyalist olmadık. Çünkü aslında eşitlik
istemiyoruz. Bu topraklarda herkesin tek istediği, bir adım önde olmak.
Ben Batılılaşmış bir martıyım. Garp mukallitlerinin iki asırdır yapamadığını ben
iki dakikada yaptım. Üsküdar'dan Beşiktaş'a, Asya'dan Avrupa'ya, Doğu'dan
Batı'ya bir çırpıda uçtum.
Her şeyden önce, buraya geldiğimden beri daha iyi yemekler yiyorum. İçinde,
Yunanlıların Kleftiko dediği incik kebabının, küflenmiş havyarların, bademli
kuzu pirzolalarının, dil balığı fletolarının ve şarap soslu dana madalyonların
artıklarının bulunduğu, kokusu zengin çöplüklerden besleniyorum.
Kurban bayramlarında çöpe atılan koç husyelerine, ütülenmemiş olsa da kederle
sırıtan koyun kellerine, sakar kasapların kanlarıyla sulanmış içi dışkı dolu,
leş kokulu işkembelere tenezzül etmekten kurtuldum artık.
Bir ilkbahar sabahı gelmiştim buraya. Suya yakın uçmuştum, kanatlarım denizi
yalarken ve Boğaz'ın kudurmuş suları yüzüme şap şap vururken. Ve yanımda bir
vapur, burnu; vahşi, kudretli bir torpido gibi yarıyor suyu ağır ağır ve etrafa
dağılan su zerrecikleri yedi renkli bir gökkuşağı oluşturuyor.
Bu da ne? Başımın üstünde bir ıslaklık. Kafamı kaldırıp bakıyorum. Bir kuş
sürüsü. Onlar da turistik gezi için Batı'dan Doğu'ya uçuyorlar, önlerinde uzun
boyunlu bir mihmandar. Biri kafama etti, kocaman, sımsıcak. Hay maşallah,
hemşerim siz neyle besleniyorsunuz böyle?
Ben yıllardır kuru ekmek ve simit yiyorum. Takatim kalmadı. Bak, şu karşıda
duran kemik rengindeki ihtişamlı bina Dolmabahçe Sarayı'dır. Ulu Önder burada,
Avrupa'da, Batı'da ebediyete intikal etti. Ahirette Doğu-Batı var mıdır? Olmaz,
olmamalı. "Doğu da Batı da Allah'ındır." (Bakara, 115)
Sahi, ahiret deyince, Engels ne buyurmuştu: "Ne mutlu o yoksullara ki, öteki
dünya onlarındır. Er ya da geç bu dünya da onların olacaktır."
Bu arada Kültür ve Turizm Bakanlığı, Marx'la Engels'in önündeki engelleri
kaldırmış. "Alman İdeolojisi"ni web sitelerine koymuşlar. Şu mihmandarın
arkasında uçan albatros da ne ihtişamlı. Güzel dişi ha. Lakin gücüm yetmez, çok
iri.
"Paradigmanın İflası"nı da görme engelliler için sesli kitap olarak bakanlığın
sitesine yüklemişler. İsabet buyurmuşlar. Sesli kitapları yerli yerinde
kullanmaları takdire şayan.
Bu "Paradigmanın İflası", yazarı Fikret Başkaya'nın başına epey iş açmıştı. Hoca
20 ay hapis yattı. Peki ne anlatıyordu bu kitap? Batı taklitçilerini
eleştiriyordu, Batılılaşma ve çağdaşlaşmanın kof ideolojiler olduğunu
savunuyordu.
Sonra, Milli Mücadele'ye, herkesin canı gönülden katılmadığını söylüyordu. Hatta
kimi yerde Ermeni ve Rumların mallarına konmuş Türk ve Kürtlerin, "Fransız,
Ermeni'nin malını senden alıp asıl sahibine verecek, Yunan gavuru da girerse
Rumların malını iade edecek" propagandası yapılarak yürütülmüş bir "psikanalitik
harp" ile ayaklandırıldığını anlatıyordu. Eee, mal canın yongasıdır.
Her köylünün Kurtuluş Savaşı'na katılmadığını ortaokul yıllarında okutulan
"Yaban"da da görürsünüz. Yakup Kadri'nin Cumhuriyet aydını, savaşın, köylünün
umrunda bile olmadığını dehşetle tecrübe eder romanda.
Başka ne diyordu Başkaya? "Atatürk'ün Bonapartist olduğunu" ileri sürüyordu.
Sonra, Hitler'in Atatürk'e hayran olduğunu söylüyordu. Herkes istediğine hayran
olabilir tabii. Hitler, Nietzsche'nin "üst insan" palavrasından da esinlenmişti.
Biraz daha zorlasa, "Ari ırkı güçlüdür, güçlü olan ayakta kalır" falan deyip
Darwinist bile olabilirdi.
Başkaya, Mustafa Kemal'in diktatör olduğunu öne sürüyordu ayrıca. Ernst
Cassirer'in tezinin aksine (Cassirer değilse bile Northcote Parkinson, kesin
ikisinden biri) bütün diktatörlüklerin, diktatörün kendi ömrüyle sınırlı
olmadığını ima ediyordu.
Ha bir de, Marx'tan ve Engels'ten alıntılarla (Sözgelimi şoförlerle ilgili
uydurulmuş vecizeler değil ama) tarihi kimin yazdığının ne kadar önemli olduğunu
anlatan Afrika atasözlerinden oluşan güzel epigraflara yer veriyordu bölüm
başlarında.
"Artık dünyayı yönetme ayrıcalığının Batılıların elinden alınması gerekir"
mealinde bir şey de söylüyordu ki, elhak buna; İslamcı, Budist, solcu ya da
sağcı; itiraz edecek bir Doğulu yoktur. Başkaya'nın söylediklerinden,
yarı-gelişmiş bir ülke olan Türkiye'de sınıf olmadığı tezinin de bir "burjuva
demogojisi"ne dönüştüğü sonucunu çıkarmak mümkündür ayrıca.
Uzun lafın kısası, beğenin beğenmeyin, Marksist teoriye dayanarak bir resmi
ideoloji kritiği yapıyordu Hoca. Bunu yasaklamanın ne âlemi vardı? Yasaklandı da
ne oldu, kitap efsane haline geldi. Biz martılar da, ara sıra dönüp bakıyoruz
işte. Sosyalist de olmuyoruz okuduğumuz için. Çünkü aslında eşitlik istemiyoruz.
Bu topraklarda kimse eşitlik istemiyor zaten. Herkesin tek istediği
diğerlerinden bir adım önde olmak, "business class"larda uçmak, cebini şişirmek,
daha iyi yemekler yemek, daha iyi viskiler içmek, daha güzel kadınlarla, daha
güçlü erkeklerle oturup kalkmak falan...
Ben Üsküdar'a geri dönüyorum şimdi. Yoruldum, yaşlandım. Kendi topraklarımda
öleceğim. İşte bak, Frenk gavurunun yaptığı tabutları andıran, Beşiktaş
açıklarındaki dubanın üzerine tünedim. Çirkin karabataklar, suya hasret minik
kırlangıçlar da yanımda. Seksi albatros gitmiş. Burada ne işi vardı zaten, serap
görmüştüm zahir. Dizlerim titriyor, kanatlarım acıyor. Haydi havalan! İstikbal
göklerdedir.
funlu@gazetevatan.com
Haftalık Dergisi