Havalan martı!
Tarih: 23.08.2006 Saat: 18:02
Konu: Deneme


İstikbal göklerdedir

"Paradigmanın İflası"nı okuduk diye sosyalist olmadık. Çünkü aslında eşitlik istemiyoruz. Bu topraklarda herkesin tek istediği, bir adım önde olmak.



Ben Batılılaşmış bir martıyım. Garp mukallitlerinin iki asırdır yapamadığını ben iki dakikada yaptım. Üsküdar'dan Beşiktaş'a, Asya'dan Avrupa'ya, Doğu'dan Batı'ya bir çırpıda uçtum.

Her şeyden önce, buraya geldiğimden beri daha iyi yemekler yiyorum. İçinde, Yunanlıların Kleftiko dediği incik kebabının, küflenmiş havyarların, bademli kuzu pirzolalarının, dil balığı fletolarının ve şarap soslu dana madalyonların artıklarının bulunduğu, kokusu zengin çöplüklerden besleniyorum.

Kurban bayramlarında çöpe atılan koç husyelerine, ütülenmemiş olsa da kederle sırıtan koyun kellerine, sakar kasapların kanlarıyla sulanmış içi dışkı dolu, leş kokulu işkembelere tenezzül etmekten kurtuldum artık.

Bir ilkbahar sabahı gelmiştim buraya. Suya yakın uçmuştum, kanatlarım denizi yalarken ve Boğaz'ın kudurmuş suları yüzüme şap şap vururken. Ve yanımda bir vapur, burnu; vahşi, kudretli bir torpido gibi yarıyor suyu ağır ağır ve etrafa dağılan su zerrecikleri yedi renkli bir gökkuşağı oluşturuyor.

Bu da ne? Başımın üstünde bir ıslaklık. Kafamı kaldırıp bakıyorum. Bir kuş sürüsü. Onlar da turistik gezi için Batı'dan Doğu'ya uçuyorlar, önlerinde uzun boyunlu bir mihmandar. Biri kafama etti, kocaman, sımsıcak. Hay maşallah, hemşerim siz neyle besleniyorsunuz böyle?

Ben yıllardır kuru ekmek ve simit yiyorum. Takatim kalmadı. Bak, şu karşıda duran kemik rengindeki ihtişamlı bina Dolmabahçe Sarayı'dır. Ulu Önder burada, Avrupa'da, Batı'da ebediyete intikal etti. Ahirette Doğu-Batı var mıdır? Olmaz, olmamalı. "Doğu da Batı da Allah'ındır." (Bakara, 115)

Sahi, ahiret deyince, Engels ne buyurmuştu: "Ne mutlu o yoksullara ki, öteki dünya onlarındır. Er ya da geç bu dünya da onların olacaktır."

Bu arada Kültür ve Turizm Bakanlığı, Marx'la Engels'in önündeki engelleri kaldırmış. "Alman İdeolojisi"ni web sitelerine koymuşlar. Şu mihmandarın arkasında uçan albatros da ne ihtişamlı. Güzel dişi ha. Lakin gücüm yetmez, çok iri.

"Paradigmanın İflası"nı da görme engelliler için sesli kitap olarak bakanlığın sitesine yüklemişler. İsabet buyurmuşlar. Sesli kitapları yerli yerinde kullanmaları takdire şayan.

Bu "Paradigmanın İflası", yazarı Fikret Başkaya'nın başına epey iş açmıştı. Hoca 20 ay hapis yattı. Peki ne anlatıyordu bu kitap? Batı taklitçilerini eleştiriyordu, Batılılaşma ve çağdaşlaşmanın kof ideolojiler olduğunu savunuyordu.

Sonra, Milli Mücadele'ye, herkesin canı gönülden katılmadığını söylüyordu. Hatta kimi yerde Ermeni ve Rumların mallarına konmuş Türk ve Kürtlerin, "Fransız, Ermeni'nin malını senden alıp asıl sahibine verecek, Yunan gavuru da girerse Rumların malını iade edecek" propagandası yapılarak yürütülmüş bir "psikanalitik harp" ile ayaklandırıldığını anlatıyordu. Eee, mal canın yongasıdır.

Her köylünün Kurtuluş Savaşı'na katılmadığını ortaokul yıllarında okutulan "Yaban"da da görürsünüz. Yakup Kadri'nin Cumhuriyet aydını, savaşın, köylünün umrunda bile olmadığını dehşetle tecrübe eder romanda.

Başka ne diyordu Başkaya? "Atatürk'ün Bonapartist olduğunu" ileri sürüyordu. Sonra, Hitler'in Atatürk'e hayran olduğunu söylüyordu. Herkes istediğine hayran olabilir tabii. Hitler, Nietzsche'nin "üst insan" palavrasından da esinlenmişti. Biraz daha zorlasa, "Ari ırkı güçlüdür, güçlü olan ayakta kalır" falan deyip Darwinist bile olabilirdi.

Başkaya, Mustafa Kemal'in diktatör olduğunu öne sürüyordu ayrıca. Ernst Cassirer'in tezinin aksine (Cassirer değilse bile Northcote Parkinson, kesin ikisinden biri) bütün diktatörlüklerin, diktatörün kendi ömrüyle sınırlı olmadığını ima ediyordu.

Ha bir de, Marx'tan ve Engels'ten alıntılarla (Sözgelimi şoförlerle ilgili uydurulmuş vecizeler değil ama) tarihi kimin yazdığının ne kadar önemli olduğunu anlatan Afrika atasözlerinden oluşan güzel epigraflara yer veriyordu bölüm başlarında.

"Artık dünyayı yönetme ayrıcalığının Batılıların elinden alınması gerekir" mealinde bir şey de söylüyordu ki, elhak buna; İslamcı, Budist, solcu ya da sağcı; itiraz edecek bir Doğulu yoktur. Başkaya'nın söylediklerinden, yarı-gelişmiş bir ülke olan Türkiye'de sınıf olmadığı tezinin de bir "burjuva demogojisi"ne dönüştüğü sonucunu çıkarmak mümkündür ayrıca.

Uzun lafın kısası, beğenin beğenmeyin, Marksist teoriye dayanarak bir resmi ideoloji kritiği yapıyordu Hoca. Bunu yasaklamanın ne âlemi vardı? Yasaklandı da ne oldu, kitap efsane haline geldi. Biz martılar da, ara sıra dönüp bakıyoruz işte. Sosyalist de olmuyoruz okuduğumuz için. Çünkü aslında eşitlik istemiyoruz. Bu topraklarda kimse eşitlik istemiyor zaten. Herkesin tek istediği diğerlerinden bir adım önde olmak, "business class"larda uçmak, cebini şişirmek, daha iyi yemekler yemek, daha iyi viskiler içmek, daha güzel kadınlarla, daha güçlü erkeklerle oturup kalkmak falan...

Ben Üsküdar'a geri dönüyorum şimdi. Yoruldum, yaşlandım. Kendi topraklarımda öleceğim. İşte bak, Frenk gavurunun yaptığı tabutları andıran, Beşiktaş açıklarındaki dubanın üzerine tünedim. Çirkin karabataklar, suya hasret minik kırlangıçlar da yanımda. Seksi albatros gitmiş. Burada ne işi vardı zaten, serap görmüştüm zahir. Dizlerim titriyor, kanatlarım acıyor. Haydi havalan! İstikbal göklerdedir.
 

 



funlu@gazetevatan.com

Haftalık Dergisi







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1894