Asker postalı ve parmak arası terlik
Tarih: 31.07.2006 Saat: 23:25
Konu: Güncel


Ben bir asker postalıyım. ABD, İsrail, Rusya, Türkiye ve İran gibi savaşmayı seven, kudretli memleketlerin fabrikalarında üretilir, ordulara servis edilirim. Kimimiz Amerikan askerlerinin çöl sıcağında ceset gibi kokan iri ayaklarına geçirilir, Felluce'de, Bağdat sokaklarında ev basıp çoluk çocuğu ve kadınları tekmeleriz. (Tabii bu arada askerlerin çorap kokusundan âdeta ciğerimiz delinir.)



Kimimiz Sümerbank'ta imal edilip, çiğ köftesiyle meşhur Urfa'nın, fındığı ile meşhur Ordu'nun ve horozuyla meşhur Denizli'nin kara yağız oğlanlarının ayağına geçirilip darbe günlerinde sokakları rap rap döverek geçit yapar ve nümayişleri, suikastları önleyip nizamı tesis ederiz.

Kimimiz, üç yıllık bir operasyonu yöneten Mossad casusuyla Arap çöllerinde it ayağı yemiş gibi gezer, sonra sahibimizin karısının o sırada başka bir Mossad ajanıyla ilişkiye girdiğini öğrenince kahroluruz. (Kadın dışarıdan biriyle ilişkiye girip bilgi sızdırmasın diye yine Mossad tarafından kuşatılmıştır!)

Kimimiz de, bugün olduğu gibi, pire için yorgan yakıp Doğu'nun talihsiz limanlarını bombalayan Yahudi askerlerinin ciplerinde gaz pedalını kökleyip cepheye gider ve iskeleti çıkmış binalarla kaplı Beyrut'a durmadan füze göndeririz.

Ne çok ölüm, ne çok katliam, ne çok hayal kırıklığına şahit oluruz, bir bilseniz. Acemi birliğinde "Tanrımıza hamdolsun, milletimiz varolsun" duasını müteakip taze fasulye, pilav ve hoşaftan müteşekkil yemeklerini yiyip demir bardaklarda su içen ve usta birliğinde Tunceli'nin, Diyarbakır'ın, Hakkâri'nin dağlarında konserveyle beslenen "Mehmetçik"e aylarca eşlik ederiz.
Hülya Avşar'ın mayolu, Rambo'nun kasaturalı ve İbrahim Tatlıses'in mikrofonlu fotoğraflarıyla dolu, kalp ve çiçek desenleriyle bezeli defterlerine estetikten yoksun, "şiirimsi"lerle, "şafak 114" ya da "doğan güneş" yazan bu körpe, cahil çocuklar dağlarda şehit olunca yüreğimiz parçalanır.
Ekseriya kamuflajlarının ceplerinde, üzerinde "Made in USA" yazan vukuat düdükleri olur bu vatan evlatlarının. Ve ölmeden önce, "Ulan şu düdüğü bile Amerikalılar'dan mı alıyoruz?" diye sorup kederle gülümserler.

Şimdi Lübnan'daki kardeşleri de benzer soruları soruyorlar birbirlerine. Dağlarda serin yellerin estiği ıslak yaz gecelerinde birbirlerine sokulup, "Niye böyle oldu kardeşim. Biz neden geri kaldık" diyor ve her defasında yüreklerini daha çok acıtan bu soruyla içleniyorlar.

Kendinizi onların yerine koyun. Ve deyin ki;
Ey insanlık! Bir bilsen ne kadar ezildiğimi, aşağılandığımı… Ereksiyon halindeki birer penisi andıran o delici füzeler gökyüzünden hiç durmamacasına tepeme inerken dönüp dolaşıp aynı soruyu soruyorum kendime:
"Ah kardeşim, vah kardeşim, canım kardeşim. Biz neden geri kaldık?"
Doğu'nun makus talihi işte, lanet olsun.

"Şark oturup beklemenin yeridir, biraz sabırla her şey ayağına gelir" demişti üstad. Gelmiyor be anacığım, maatteessüf gelmiyor. (Mümtaz sabırsızlanmağa başlamıştı!) Beckett'ın Godot'yu geliyor, Atay'ın korkusu geliyor en sonunda. Ve sonsuzluk kendine dönüştürüyor onu sonunda!
Neyi bekliyoruz? Batı'yı mı? Sürekli Doğu'ya giden İskender'i mi? Şimdi Batı'dan Doğu'ya gelenler Azrail gibi geliyorlar ama.
Bu şartlarda Şark'ta, Ortadoğu'da bir askerin ayağındaki postal olmaktansa Orta Batı'da, Kıta Avrupası'nda seksi bir Fransız karısının parmak arası terliği olmayı yeğlersiniz, eminim.
Zira Fransızların "Doğu'nun Limanları" dediği yerler bombalanıyor. Maalesef Amin Maalouf! Senin limanların bombalanıyor. Hayat, edebiyat kadar mert, ilahi ve anlamlı değil.
Bir görsen, Beyrut bir yangın yeri kardeşim, Beyrut bir şömine... Öyle ya, şömineye "fireplace" demezler mi zaten. Papyonlu, ensesi kalın efendiler uzak, güvenli bir diyarda şöminelerinin başında viskilerini yudumlayarak izliyorlar savaşı.

Şu insanoğlunu anlamak öyle zor ki... Bir arada yaşamayı bir türlü öğrenemedi ve öğrenemeyecek. Ali Kemal Erdem'in dediği gibi "Kardeşlik koca bir yalandan ibaret".
Ancak postallar kardeş olabilir, onların milliyeti yoktur çünkü. İnsanlarsa birbirlerinden nefret ediyor ve "uygarlaştıkça" daha şeytan oluyorlar. Sanayi devrimleriyle şaha kalktıktan sonra -yirminci yüzyılın ilk yarısında- oluk oluk kan akıtmaları tesadüf müydü?

Baksanıza, soykırıma kadar felsefe, sanat, bilim ve ticaretten başka bir şey bilmeyen Yahudiler altı milyon kayıp verince "asker millet" oluverdiler birden. Marks, Freud, Kafka, Adorno, Marcuse ve zamanında İsrail'in cumhurbaşkanlığı teklifini reddeden Einstein gitti, yerine Golda Meir'ler, Şimon Peres'ler, Rafi Eitan'lar, Ariel Şaronlar, Ehud Olmert'ler geldi.
Teknoloji devrimleri durmaksızın devam ediyor. Öyleyse daha çokkk kan akacak. Daha fazla kan akıtmak için daha çok asker postalına ihtiyaç var.
Cephelerden önce cenazeler, sonra kartpostallar gelmeye devam edecek. Dünya, "cehennemi" bir şömineye dönecek. Herkes oturup Azrail'i bekleyecek. Ve biraz sabredersek, elinde tırpanıyla, o da ayağımıza gelecek.



28 Temmuz-3 Ağustos 2006
Haftalık Dergisi


funlu@gazetevatan.com
 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1834