Kör jiletle heykel tıraşı
Tarih: 27.07.2006 Saat: 19:33
Konu: Deneme


Etiksiz estetik olmaz. Güzel olmak için önce ahlâklı olacaksın. Şimdi size, onur ve ihanetin, istiklal ve esaretin, sanat ve hasetin, özgüven ve kompleksin, zekâ ve şark kurnazlığının ne olduğunu hakkıyla anlamanız için yüzüme bakmanızı salık vereceğim. Ben kör jiletle tıraş edilmiş biçare bir heykelim.

Çirkinim, bir ahlâksızlık mahsulüyüm. Yıllar önce, "Beşiktaş İskeleti"nin (İstanbul'un iskeletini çıkardılar) yanındaki, şimdi ekseriya düşük bel pantolon giyen zıpır gençlerin kaykay yaptığı, senede birkaç kez de korsanlıktan kaptan-ı deryalığa terfi eden Barbaros Hayrettin Paşa ve neferlerinin yâd edildiği meydana yapılmış güzide anıtın berbat bir kopyasıyım.



Adı lazım değil, şimdi rahmetli olmuş bir kalıp işçisi; sanattan pek "kâr" edemeyen iki sanatkârın, Hadi Bara ile Zühtü Müridoğlu’nun eserinin kalıbını çalıp onlarca, yüzlerce Atatürk heykeli yaptı. Ben de onlardan biriyim.

Benim yüzümden Maltepe'nin bir mahallesine "Başıbüyük" adını verdiler. Zira müteveffa şark kurnazı, çaldığı kalıpla ulu önder Atatürk'ün o güzelim çehresini tanınmaz hale getirerek pek çok uzmanın "hilkat garibesine" benzettiği koca kafalı bendenizi üretmişti. İşte bu yüzden şekillendirildiğim günden beri yüzüme baktıkça rahmetlinin kulağını çınlatırlar.

Ölünün arkasından konuşulmaz ama hazret, yaşarken daha fenasını da yaptı. Bir arazinin etrafını çevirerek (Rousseau'nun sözünü ettiği ilk mülkiyet sahibini hatırlatıyor değil mi? Zaten gecekonducuların atası da o adamdır) gecekondu inşa etti, sonra da içine kocaa bir Atatürk heykeli yaptı. Gecekonduyu yıkmaya gelen ekibe de, "İçerde Mustafa Kemal heykeli var, sıkıysa yıkın" dedi.

Derken bu vatandaş, seri Atatürk büstü üretimine geçti. Aynı kalıbı dökerek yüzlerce kopya üretti ve bunları kamyonlara yükleyip bir karpuz gibi çarşı-pazarda sattı. Kendisi rahmetli olduktan sonra bayrağı oğlu devraldı. Oğlunu tanımam, ama dediklerine göre bu, babasından daha fenaymış. Şimdilerde üç ayrı fabrikada sürekli heykel üretip satıyor, iyi de para kazanıyormuş. Hayırlı işler!
Bu topraklar sömürünün bin bir türlüsünü gördü. Ama bugüne dek hiçbir şeyin Atatürk heykelciliği kadar suyu çıkarılmadı. Artık bronz, dövme-bakır, polyester ya da betondan mamul, çirkin Atatürk heykeli istemiyoruz.

Zaten memleketin dört bir yanında elli binin üzerinde büst, heykel ve anıt var. (Ki sizi temin ederim, bunların en az yüzde yetmişi ulu önderin şanına yakışmayacak kadar etikten ve estetikten yoksundur.) 28 Şubat'ın kudretli generallerinden Doğu Silahçıoğlu'nun gayretiyle imal edilen ve geçen hafta taşınırken battaniyeye sarıldığı için epey yaygaraya sebep olan Sultanbeyli'deki heykel bunlardan yalnızca biri.

Ulu önderi, yurdun en ücra köşelerinde dahi uzun kuyruklu, iri organlı, şaha kalkmış bir aygırın sırtında Akdeniz'i işaret ederken yahut ön cebini genellikle bir mendilin süslediği ceketine göğüs hizasında yapıştırılmış fötr şapkasıyla halkı selamlarken görebilirsiniz.

Göremediğiniz daha niceleri var. Bunu söylemek acı ama, ilköğretim okullarında yalnızca top oynanırken kale direği olarak kullanılan, apartman önlerine sırf park yapılmasın diye konulup da sonra yıkılamayan, hatta askerde bile esrar çeken cibilliyetsiz gençlerce kışlalarda tokatlanan ve dahi üzerine çarpı işaretleri atılan, kırılan, dökülen onlarca, yüzlerce kardeşimiz var bizim.

"Bir şey olmaz, elli bin kişilik bir Atatürk heykeli ordusunun sahibiyiz" demeyin sakın. Benim gibi estetik yoksunu heykellerden bir hayır gelmiyor, onu söylüyorum size. Bırakın az olsun, öz olsun. Tanpınar'ın dediği gibi, "Türk sanatçısı yetişinceye kadar heykel niyetine oraya bir blok dikin."

Tamam ilk zamanlar İtalyan Canonica ve Avusturyalı Krippel güzel Atatürk heykelleri yaptılar. (İlki "Türk usulü" bir anlaşmayla mağdur olmuştu. Ankara, Canonica'yı zamanında epey süründürdü. Adam parasını peyderpey alabildi.)

Tanpınar'dan günümüze pek çok Türk heykel sanatçısı yetişti, iyi heykeller de yaptılar. Ama kâfi. Bundan sonra bilhassa şark kurnazları tarafından imal edilen kısa bacaklı, ifadesiz, botox suratlı, yakışıksız heykel istemiyoruz.

Böyleleri kör jiletleriyle heykel tıraş etmesin. Onun yerine "Şark Usulü Has Et Kasap Kompleksi" açsın. Bu sayede, farkında olmadan, yüzyıllardır bu topraklarda geçer akçe olan kudretli bir simya formülünü, bir zengin alaşımı, bir diyalektik teslis harikasının alâmeti farikasını keşfetmiş olurlar. Hasetlik, kompleks ve şark kurnazlığından müteşekkil o kadim Türk fabrikasından bahsediyorum, anlayın işte.

Ve her koyunu kendi bacağından asarlar. Ve bütün kedilere ciğer yedirirler, onları âdeta bir peygamber şefkatiyle ihya ederler. Böylesi, estetik olmasa bile daha etiktir.

 

 

Haftalık Dergisi
7-13 Temmuz 2006

funlu@gazetevatan.com


 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1812