Engels, Karl Marx'a yazdığı Mayıs 1853 tarihli mektubunda şöyle der: - "Sana
bahsetmiş olduğum Arap kitabeleri hakkındaki eseri dün okudum. (...) Bundan
çıkan netice şu: Yahudiler de ziraat ve sâire gibi mahallî şartlarla diğer
kabilelerden farklılaşan bir bedevî aşiretidir. (...)
Daha evvelce bahsi geçen büyük Arab istilâsına gelince, bedeviler de -tıpkı
Moğollar gibi- periyodik istilâlar yapmışlardır. (...) İslâm istilâsı böylece
mümeyyiz vasıflarından büyük bir kısmını kaybetmiş oluyor.
Yerleşmiş bulundukları ülkelerde (Kuzey-Batı) Arabların da -Mısırlılar ve
Asurîler kadar- medenî bir kavim oldukları anlaşılıyor. Abideleri bu hakikatin
delilleridir. Din masalına gelince, hâlâ eski Arap milletine has geleneğin, yani
-Amerika yerlileri gibi- monoteizm ananesinin tesiri altında bulunan (İbranî
ananesi bunun ancak ehemmiyetsiz bir cüzüdür) kuzey ülkesindeki eski
kitabelerden anlaşılıyor ki Muhammed'in yarattığı din inkilâbı da -hakikatte her
dinî hareket gibi- eski dine, saf dine dönüş iddiası taşıyan bir reaksiyondan
ibarettir.
Şimdi, yahudilerin mukaddes farzolunan kitaplarının -netice itibariyle- Arab
kabilelerine ait eski dinî ananelerin tescilinden başka bir şey olmadığını kat'î
bir vuzuhla görüyorum. Yahudiler kendileriyle aynı asıldan gelme bu göçebe
komşularından çabuk ayrıldıkları için bu ananeler de bazı tadilâta uğramıştır.
Bu farklı inkişaf, Filistin, Arablarla meskun kısmının, bedevîler diyarı olan
çölle sınırlanmış bulunması hâdisesiyle de izah edilebilir. Fakat gerek eski
Arab kitabe ve ananeleri ile Kur'an, gerekse bütün şecerelerin bu zaviyeden
bakılınca kolaylıkla aydınlanışı, asıl temelin Arablara ait olduğunu, daha
doğrusu -bizdeki Edda'lar ve Almanların kahramanlık efsanesi gibi- umumiyetle
semitik bir mahiyet taşıdığını isbat etmektedir."
Marx da 2 Haziran 1853 tarihli cevabî mektubunda Engels'e şöyle yazıyor:
- "... Mektubunun İbranilere ve Arablara aid kısmını pek enteresan buldum. 1)
Zaten tarihî devirden itibaren bütün Şark kavimlerinin, bir kısmının temelli
olarak yerleşmesiyle diğer kısmın göçebeliğe devam edişi arasında umumî bir
münasebet bulunduğunu isbat etmek mümkündür; 2) Muhammed zamanında Avrupa'dan
Asya'ya giden ticaret yolu esaslı bir tahavvüle uğramış ve Hindistan'la geniş
mikyasta ticaret yapan Arabistan şehirlerinin ticarî bakımdan inhitata uğraması
bu tahavvül üzerinde şüphesiz ki müessir olmuştur; 3) Din bahsine gelince,
mesele, halli kolay olan, şöyle umumî bir sualin çerçevesine sokulabilir: Şark
tarihi neden bir dinler tarihi şeklinde görünmektedir?
(...) Bernier, haklı olarak, Şark'taki (o, Şark derken Türkiye, İran ve
Hindistan'dan bahsetmektedir) bütün hâdiselerin esaslı âmillerini şahsî toprak
mülkiyetinin mevcut olmayışı keyfiyetinde bulmaktadır. İşte Şark'ın, hatta Şark
cennetinin hakikî anahtarı!"
Engels, 6 Haziran 1853 tarihli ikinci mektubunda konuyu sürdürüyor:
- "Bu tahrib ise ancak Habeş istilâsıyla kabil-i izahtır. Habeşlerin nihaî
surette tardı, Muhammed'den 40 sene evvel vukûbuldu; ve bu, uyanmakta olan ve
fazla olarak tâ şimalden gelip Medine'ye kadar dayanan İran istilâlarının
kamçıladığı Arap millî duygusunun ilk hamlesi oldu. Muhammed'in tarihine
gelince, onunla bugünlerde tekrar meşgul olacağım. Şimdilik bana öyle geliyor ki
bu inkılâb, şehirlere yerleşen, fakat her itibarla, hatta din bakımından bile
inhitata yüz tutan (zira inhilâl etmek üzere bulunan millî ibadet şekilleri,
keza inhilâl etmiş Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın halitasından ibaretti)
fellahlara karşı bedevîlerin yaptığı bir aksülamel mahiyetini taşımaktadır."
Bu mektupların, yakın tarihimizin ünlü bir kalemi tarafından Türkçe'ye
aktarıldığına daha önce işaret ve bu isim üzerindeki kuşku perdesinin aralanması
için meraklılarının hareket etmelerine bile gerek olmadığını îma etmiştim.
Tekrarlıyorum: Bence, kımıldasalar kâfi.
Not: 1 Temmuz 2006 tarihli iki hafta önceki yazımda, hem de lüzumsuz
yere, hata yapma hakkımı kullanmışım; zira bir vesileyle tekrar elimdeki metne
geri döndüğümde, Engels'in Marx'a yazdığı mektupla Marx'ın Engels'e yazdığı
mektubu birbirine karıştırmış olduğumu farkettim. Hatamı derhâl itiraf ve tashih
ediyorum.
Yenişafak
16/07/2006