Mehmet Ali Erbil ve toplum arasında yıllardır gizli bir sözleşme
imzalanmıştır.
Bu mıncıklamalar, alay etmeler bir tek ona yakışır..
Milli maç bile Erbil’in pespayeliğe karşısında reyting alamıyorsa, “Vurun
Memedali’ye” tavrı, tek kelimeyle ayıptır!
Maskara olmayı sorgulamaktan bile aciz özürlüler için neden hiç kimse ayağa
kalkmaz.
Kalkamaz! Çünkü onlar, her gün milyonlarca insanın gözü önünde alay edilen, donu
indirilen özürlü insanların haline kahkahalarla gülmekle meşgul!
Yıllardır, halkımızın alicenap destekleri ile pespayeliğin dibini bulan Mehmet
Ali Erbil, son numarasıyla, kendi şov hayatını taçlandırdı…
Hatırlarsanız, Reha Muhtar da Atina’dan yurdumuza teşrif ettikten sonra sunduğu
Şov-haber’le reytinglerin içine etmiş, kırılmadık yanını yamacını bırakmamıştı.
Muhtar’ın “haberleri” de bayağılığa, psikopatlığa ve zırvalamaya zirve
yaptırmış, ilk defa Türkiye’de haberler, reyting sıralamasında tüm programların
üstüne çıkmıştı.
Ağlayan, sızlayan, bırakın otomobili, motosikleti. Bir halı, bir battaniye, üç
kuruş dünyalık için, Erbil’in karşısında tüm kişiliklerinden sıyrılan insanlar,
Erbil’in bu son numarasıyla, çırılçıplak ortada kalmıştır. Bütün Türkiye’nin ne
yazık ki donu düşmüştür…
Bir halı için 40 takla atan yaşlı-başlı teyzeler…
2 bin YTL için bütün mahremiyetini faş edip yardım dilenenler...
Milli maçların, en ciddi programların bile Erbil’in belaltı esprileri karşısında
reyting sıralamasında tutunamadığı gerçeğini unutmayalım…
Biz istiyorduk! Erbil’in ellemelerinin, mıncıklamasının neremize kadar gelip
dayanacağını merak ediyorduk işte. Şimdi koro halinde ona küfretmek de neyin
nesi?
Erbil ile toplum arasında gizli bir sözleşme imzalanmıştı. Ve, ailede aynı
hareketleri yapacak biri olsa “sapık” diye nitelenecek Erbilvari haller, ona
yakışıyordu(!) Bütün millet elele vermiş onu şımartıyorduk işte… Sonunda da olan
oldu ve don düştü, kel göründü…
Neyse bu vesileyle ben asıl meramıma geleyim.
Mehmet Ali Erbil yıllardır, tikli, cüce, zeka özürlü ve bedensel özürlü
insanları çıkarıp, reytinge malzeme yapıyor…
Bütün gruplardan seyirciler de bu ekranlardaki canlı “madara etme performansı”
karşısında kasıklarını tutarak kahkahalar atıyor…
Peki, en küçük mevzuda, itin-bitin, börtü-böceğin hakları için ayağa kalkan
hayvan hakları örgütlerinin, özürlü hakları için mücadele eden sivil
kuruluşların sesi niçin hiç çıkmaz?
Toplumla Memedali Bey arasındaki bu gizli “Sözleşme”nin maddeleri arasında
Erbil’e böylesi bir dokunulmazlık hakkı da mı tanınmıştır?
Erbil, geçen akşam bir haber programında kendini savunurken, özürlü insanları
ekrana çıkartarak, onlara madden ve manen destek olduğunu, onların bu hallere
düşmekten mutlu olduğunu söyleyince öfkemi dizginleme telaşına düştüm.
Nasıl yani ya? Nasıl?
Bir programda şahit olduğum, doğum yerini ve yılını bile bilmekten aciz bu
özürlü insanları, ekranların önüne sürmek, reyting mezesi yapmak, onların en
“savunmasız” halleri ile alay etmek, nasıl özürlüleri mutlu etmektir?
Bırakın donunu indirmeyi, onlara çok daha gayrı ahlaki şeyler ve ağır insanlık
dışı espriler dahi yapılsa, bunu sorgulayacak, buna karşı çıkacak melekeden ve
değerlendirmeden aciz insanları mutlu etmek bu mudur?
Onların adına konuşma jakobenliği değil kastım. Ama onların göreceli
“mutluluğu”na sığınarak haklılık payı çıkarmak tek kelime ile ayıp!
Ve son soru!
Ne zamandan beri içine düştüğü rezilliğin bile farkına varmadan gülücükler
dağıtan özürlülere kahkaha atacak kadar merhamet damarlarımız nasır tuttu
bizlerin?
gayberia@yahoo.com