
Don Kişot - Don Quijote 2.Bölüm
Tarih: 09.05.2006 Saat: 07:15 Konu: Öykü - Roman
Don Kişot şatodan ayrılıyor
Don Kişot başındaki macera rüyasını yaşamak için güzel bir gecede, tatlı bir ay
ışığı altında şatosundan ayrılıyordu.
Sabahın ikisine doğru onun yatağından kalktığını ne yeğeni, ne de hizmetçisi
işitmediler. Silâhları ile kalkanını bir kere daha silip parlatmış, sonra
zırhını giyerek en küçük bir gürültü yapmadan odasından çıkmıştı. Ahırda atını
eyerledi. Hayvancık hayretler içindeydi. Ne oluyoruz? Ortalık daha karanlıkken,
ahır rahat, samanlar ılık ve yumuşakken şatodan çıkmak niçin? Efendim acaba
çıldırdı mı? Şan ve şerefin yakın bir yol dönemecinde kendisini beklediğini bir
ata nasıl anlatabilirsiniz?
Don Kişot bunu ona söylemeğe çalıştı; fakat Rossinante hiçbir şey anlamadı.
Şövalye atını dizgininden çekerek bahçe kapısından çıkardığı ve kır yolunu
tuttuğu zaman güneş doğmak üzere idi. Don Kişot süratle şatodan uzaklaştı ve
hatta gayretli atını tırısa kaldırmağa uğraştı. Zırhı, miğferi ve silâhları onu
bir parça rahatsız ediyordu; fakat bunlar o kadar ufak tefek şeylerdi ki, şan ve
şeref yolunu tutmuş bir şövalye bir saniye üzerlerinde duramazdı.
Şövalye mi? Birden bire uyanan bir fikir kahramanımızın bozulmuş beynini bir kat
daha alt üst etti. O henüz şövalye sayılamazdı. Gerçi asil bir derebeyi
ailesinin çocuğu idi, fakat yapacağı savaşlar için hiç değilse bir barondan el
almış, ilk defa onun eli ile silâh kuşanmış olması lazımdı. Ortaçağ
romancılarından bazılarının fetvalarına göre Don Kişot'un savaş kabul etmeğe
şimdilik hakkı yoktu. Demek ki başındaki güzel rüya birdenbire yıkılıyordu.
Don Kişot büyük bir üzüntü içindeydi. Vakit geçirmeden bu töreni yapacak,
kendisini Şövalye rütbesine yükseltecek halis kan bir duka bulmak lâzımdı. Fakat
böylesini nerede bulmalı? Bu büyük insanlar rast gele sokak ortalarında
dolaşmazlar. Kitaplar onların dağ tepelerinde kaleli, kuleli şatolarda
ömürlerini geçirdiklerini yazmıyorlar mı?
Don Kişot atının üstünde sallana sallana gidiyor, büyük bir hüzün ve ümitsizlik
içinde bu derde bir çare arıyordu. En sonra yolunun üzerinde nasıl olsa bir
asilzadeye rastlayacağıma ve onu kendisine silâh kuşatmağa razı edeceğine kanaat
getirdi.
Böylece bütün gün, derin düşüncelere dalmış olarak hep aynı istikamete doğru
atını sürdü ve başına, burada anlatılmağa değecek hiçbir şey gelmedi. Böyle uzun
zaman dağda kırda yol yürümeğe alışmamış olan Rossinante ara sıra ahırına doğru
dümen kırmağa uğraşıyor, fakat her seferinde Don Kişot onu sert bir hareketle
yola getiriyor ve ileriye sürüyordu.
Akşama doğru kahramanımız uzakta oldukça güzel manzaralı bir bina gördü ve atını
durdurarak uzun uzun seyretmeğe başladı. Başkaları için bunda hiç de şaşılacak
bir şey yoktu. Yol kenarındaki bu bina alelade handan başka bir şey değildi;
fakat Don Kişot için !
Acaba istihkâmlı bir şato mu? Kalın duvarlı bir alınmaz kale mi? Don Kişot için
ne olabilirdi bu? Hiç şüphe yok ki bir dukanın karargâhı. Bu fikir kafasına o
kadar kuvvetle saplandı ki bu yerin kumandanı eliyle kendine silâhı kuşattırmayı
kurdu ve Rossinante'ı mahmuzladı.
Büyük kahramanlık romanlarında yazılı olduğuna göre bir şövalye, bir şato
civarında göründü mü gözcülerin bunu vakit geçmeden haber vermeleri usuldendir.
Fakat çok gariptir ki Don Kişot binaya yaklaşırken duvarın üstünde in cin
görünmüyor, nöbetçi kulesinin tepesinde boru çalınmıyordu.
Kapının eşiğinde iki kız hava almaktaydı. Kahramanımız onlara doğru ilerledi. Bu
cahil çocuklar şimdiye kadar bir gezici şövalyeye rastlamak şerefine erememiş
olacaklardı. Bunlar hakikatte katırcılarla beraber Sevillaya giden ve geceyi
geçirmek için hana inmiş olan iki köylü kızı idi. Bu tepeden tırnağa demir
zırhlara bürünmüş, başı düşük kenarlı bir miğfer içinde kaybolmuş mızraklı adamı
görünce ikisi de korktular. Bu adam acaba kendilerine bir kötülük mü yapacaktı.
Don Kişot onlara gönül alıcı bir gülümseme ile bakıyordu. Onun gözünde bu han
bir çeşit kale ve bu kızlar, akşamın serin havasını teneffüs eden asilzade
matmazellerdi. Daha sonra binanın arkasında bir domuz çobanı, kahramanımızın
hayalini tamamlamak ister gibi borusunu öttürmeğe başladı. O bunu kırda oraya
buraya dağılmış domuzlarını çağırmak için yapıyordu. Fakat Don Kişot, kale
gözcülerinden biri kendi gelişini haber veriyor sandı.
Hemen miğferinin siperini kaldırdı ve iki güzel kıza gülümsedi, sonra onlara
daha fazla emniyet vermek için şunları söylemeyi münasip gördü:
— Değerli ve asîl matmazeller, iyi yürekli bir şövalyeden korkmayın. O size bir
kötülük yapmak istemiyor. Düşmanlarınız varsa onlarla savaşmak ve hepsini birden
yere sermek için sizin köleniz olmağa hazırdır.
Böyle bir konuşma, bu iki köylü kızı için cince gibi bir şeydi. Kahramanımızın
yüzüne karşı bir kahkaha kopardılar ve han sahibine onu haber vermeğe gittiler.
Pek az sonra hancı kapıda göründü. Kurnaz bakışlı bir şişman adamdı. Hemencecik
durumu kavradı ve nasıl bir insanla karşı karşıya bulunduğunu anladı. Aklını
kaçırmış adamların pek damarına basılmayacağım biliyordu. Kahramanımızı yerden
selâmlayarak sevimli bir gülümseme ile:
— Senyör şövalye, dedi, burada kalmak arzusunda iseniz yataktan başka bir
eksiğiniz olmayacak. Onun için bizi huzurunuzla şereflendirebilirsiniz.
Bu lisan Don Kişot'un pek hoşuna gitti. Hancının büyük nezaketine teşekkür için
onu mızrağı ile selâmladı:
— Asil şato sahibi! Yatağın yorganın ne ehemmiyeti var! Bir gezici şövalye rahat
bir yatağa para verecek adam değildir. Benim kadar iyi bilirsiniz ki bir şövalye
ancak savaş için yaşar.
Hancı tekrar selâm vererek:
— O halde ayağınızı yere basmak lütfundan mahrum etmeyin bizi, dedi.
Şişman adam sıkı bir el ile atın üzengisini tutarak Don Kişot’un yere inmesine
yardım etti. Zavallı Rossinante'ın yorgunluktan canı çıkmıştı. Bütün gün güneş
altında yürümekten harap olmuş, ayaklan üstünde durmağa takati kalmamıştı. Don
Kişot ona çok iyi bakılmasını sayın şato sahibinden rica etti: öteki de
hayvanının iki para etmeyeceğini anlamış olmakla beraber bu emri yerine
getireceğini tantanalı kelimelerle vadetti. Don Kişot gününden çok memnundu.
Henüz şövalye olamadığım zihninden çıkarabilseydi, daha da memnun olacaktı.
Devamı Haftaya
|
|