
'Korsana karşı olmam için' bir tek gerçekçi neden söyleyin bana!
Tarih: 28.04.2006 Saat: 06:48 Konu: Ali Murat Güven
Ülkemizin önde gelen dağıtıcı şirketlerinden birinin saygıdeğer bir yetkilisi,
yakında gösterime girecek olan filmlerinden birinin -bendenizin iş yoğunluğu
nedeniyle katılamadığı- basın gösteriminde, çevresindekilere hakkımda üç aşağı
beş yukarı şöyle bir yorumda bulunmuş:
"Yeni Şafak sinema editörünü düzenlediğimiz basın gösterimlerinde aramızda
sıklıkla göremiyoruz. Anlaşılan o ki kendisi -bazı yazılarında da belirttiği
üzere- filmleri korsan DVD'lerden izlemeyi tercih ediyor."
Hafiften kinayeyle bezeli bu cümle kısa sürede muhatabına ulaştı elbette...
Çünkü bundan bir kaç hafta önce entelektüel birikim açısından memleketimizin
medar-ı iftaharı, rakipsiz kültür ve sanat arenası "Ekşi Sözlük"te de aynı
konuda küçük çaplı bir fırtına kopartılmıştı.
Yukarıdaki iğnelemeye dayanak teşkil eden o utanç verici "itirafname"min nereden
temin edildiğini ise gayet iyi biliyorum. Yazdığı her satırı üç kez vicdanî
elekten geçiren biri olarak, haftalar önceki bir yazımda -adını artık bir kez
daha anmak istemediğim rezil bir film için kimi olumsuz düşüncelerimi sizlere
aktarırken- "korsan DVD'sini temin edip izlediğim" gibi gayet bilinçli ve samimi
bir ifade kullanmıştım. Evet aynen öyle yapmıştım; çünkü söz konusu filmi o
tarih itibarıyla erkenden izlemenin ve içeriğine yönelik eleştirel bir duruş
sergilemenin başkaca hiç bir yolu yoktu. Bu gibi istisnai örnekleri bir yana
bırakırsak, zaten bütün hayatım aldığım maaşı sinema salonlarına ve DVD
satıcılarına aktarmakla geçiyor!
Vay efendim, sen misin bunu yazan; hayatında bir kez bile korsan DVD izlememiş
ve de hiç korsan bilgisayar programı kullanmamış olan (!) pür-i pak bir kitle
başladı ismimizi taşlamaya! Hz. İsâ (AS) "İlk taşı günahsız olanınız atsın"
demiş ya, bu "günahsızlar ordusu" da linçte ön safları kapabilmek için âdeta
birbirini ezdi.
Allah'tan alışkınım böyle şeylere... Dahası, bu tür giydirmelerin sahiplerini
suçlayacak ve onlara uzun uzadıya kızacak da değilim. Çünkü muhataplarımın çoğu,
bu gibi hassas konularda böylesine köşeli sözleri sarfederken aslında kendi
içinde yıllardır ne denli tutarlı ve istikrarlı bir çizgide ilerlediğimi henüz
bilmiyorlar. Meslek hayatımı bu tür şaibeli konular üzerine hesapsız kitapsız
yazılar yazarak geçirmiş olmama karşın, onların vitrini açısından nisbeten
"yeni" ve "tanınmadık" bir simâyım. Sözgelimi, bundan dört yıl önce Yeni
Şafak'ın Cumartesi Eki'nde yayımlanan, sonrasında da bazı internet sitelerine
alınan ve zaman içinde kopyalana kopyalana sanal âlemi baştan aşağı turlayan
"Korsan video kötüdür, ama Türk halkı da fakirdir" başlıklı yazım, bu konuda
söylenmesi gereken herşeyi en açık biçimiyle daha yıllar öncesinde söylemişti.
İsteyenler internette o yazıyı bulup okuyabilirler. O yüzden, şu gerçek iyi
bilinmeli ki ne korsan video sektörü, ne beyazperdede şiddet ve pornografi
karşıtlığı, ne de sinema sektöründeki sol klikleşme üzerine söylediklerim
kafamda öyle son üç-beş ay içinde oluşmuş şeyler değil. Anılan konu
başlıklarının hepsinde, yirmi küsur yıllık bir sürece yayılmış ve artık
gazete-dergi ciltlerine girmiş olan düzinelerce yazı örneğim mevcut...
Bütün bunlara karşılık, korsan yayıncılık karşısındaki tutumumdan hâlâ haberdar
olmayanlar için mâlûm konudaki görüşlerimi kısaca tekrar etmek isterim:
"Korsan video sektörü"nü elbette ki vicdanen onaylamıyorum; ama bu ülkenin
yoksul halkının çaresizlikten dolayı korsan ürünleri bir seçenek olarak
görmesini de -kimi agresif propaganda materyallerinde sunulduğu tarzda- "âdi bir
hırsızlık" olarak tanımlamıyorum. Çünkü sırça köşkünde oturup gerçeklerden uzak
yaşayan biri değilim. Bana göre, bir otomobili çalmakla bir filmin korsan
DVD'sini satın almak ekonomik ya da etik bakımdan kesinlikle aynı şey değil. O
durumda benden bir kitap ya da film ödünç alıp bunu getirmeyen her dostumu
"dolandırıcı" olarak itham etmem gerekirdi.
Şimdi sizlere, bazılarını okurlarımıza "Sine Bulmaca"da armağan olarak da
dağıttığım rastgele seçilmiş on adet önemli filmin Türkiye'de, www.ideefixe.com
alışveriş sitesindeki (ki burası ülkemizdeki en ucuz perakendecilerden biridir)
ve dünyaca ünlü www.amazon.com sitesinin ABD versiyonundaki fiyatlarını
karşılaştırmalı olarak veriyorum. Fiyatların dökümü daha dün öğle saatlerinde
çıkarılmıştır. Ayrıca arzu edene bu listenin on değil yüz, hattâ beş yüz film
üzerinden hazırlanmış çok daha kapsamlı türevlerini de oluşturabilirim. Ancak,
sanırım bu örnekler sorunu genel hatlarıyla da olsa ortaya koymamıza yeterli
gelecektir. Bakın bakalım, ulusal filmcilik sektörümüz bizleri nasıl acımasızca
kazıklıyor!
- "Yedi"/ ABD fiyatı: 18.99 USD / Türkiye fiyatı: 28.70 YTL,
- "Ran" / ABD fiyatı: 21.99 USD / Türkiye Fiyatı: 25.90 YTL,
- "King Kong" / ABD fiyatı: 18,96 USD / Türkiye fiyatı: 26.48 YTL,
- "Kill Bill" (İki bölüm birlikte) / ABD fiyatı: 39.99 USD / Türkiye fiyatı: 45
YTL,
- "Yüzüklerin Efendisi" (Üç bölüm birlikte) / ABD fiyatı: 33.99 USD / Türkiye
fiyatı: 74.90 YTL,
- "Çarpışma" / ABD fiyatı: 11.86 USD / Türkiye fiyatı: 18.39 YTL,
- "Gözleri Tamamen Kapalı" / ABD fiyatı: 9.97 USD / Türkiye fiyatı: 25.60 YTL,
- "Kayıp Balık Nemo" / ABD fiyatı: 29.99 USD / Türkiye fiyatı: 32 YTL,
- "Matrix" (Üç bölüm birlikte) ABD fiyatı: 39.99 USD / Türkiye fiyatı: 74.90 YTL,
- "Indiana Jones serisi" (Üç bölüm birlikte) ABD fiyatı: 49.76 USD / Türkiye
fiyatı: 74.90 YTL.
Şimdi de sırada manzaranın vahametini daha da pekiştirecek olan bazı ek bilgiler
var:
1) Yukarıdaki karşılaştırmalı fiyatlarda, Amazon'unkilerin tamamına yakını "free
shipping", yani "ücretsiz gönderim" de içermekte. Türkiye'ye hizmet veren
İdeefixe sitesinde ise kargo ücreti hariç tutuluyor. Bu da yukarıda okuduğunuz
fiyatların nihai faturada en az 4-5 YTL daha artması demek...
2) Amazon'da bu fiyatların çok daha altında seçenekler de bulabilmek mümkün.
Çünkü bazı DVD'lerin iki diskli lüks baskılarının yanısıra nisbeten gösterişsiz,
tek diskli versiyonları da var. Ayrıca, aynı sitede aradıkları filmleri daha
daha ucuza almak isteyenler içinse bir "ikinci el pazarı" oluşturulmuş ki
bunların fiyatları neredeyse sudan ucuza geliyor. Oysa İdeefixe'deki fiyatlar
zaten piyasanın en alt sınırına karşılık gelmekte ve aynı filmleri internetten
değil de lüks alışveriş merkezlerindeki video ve müzik marketlerden almaya
kalktığınızda en az 3-5 YTL daha fazlasını ödemek durumunda kalıyorsunuz.
Şimdi yeniden en başa dönelim ve hiç laf ebeliği yapmadan durumu bir kez daha
gözden geçirelim.
Bir tarafta, insanların ay sonunu zor getirdikleri, kişi başına ulusal gelirin
5000 dolar düzeyinde seyrettiği (gerçekte yalnızca Marmara bölgesinin ekonomik
durumunu yansıtan bu iyimser rakam, Doğu bölgelerinde ise 1000-1500 dolar
seviyesinde), et, süt, peynir, yumurta, balık, tavuk, meyve/meyve suyu
tüketiminin Avrupa sonuncusu olduğu ve devlet memurlarının evrak arasında 10 ilâ
20 YTL arasında rüşvetler alarak o akşam evlerine bir file meyve-sebze
götürebilmek adına onurlarını ve kariyerlerini umutsuzca tehlikeye attıkları
yoksul bir ülke...
Yoksul olduğumuzu kabul etmek ulusça onurumuza dokunuyor; ancak gerçek şu ki bol
keseden dağıtılan kredi kartları yüzünden kendimizi hâlâ inatla zengin
zannediyoruz! Oysa, istatistikler her türlü ekonomik refah göstergesinde
Avrupa'nın en dibinde yer aldığımızı tartışılmaz biçimde ortaya koyuyor.
Öte tarafta ise kişi başına ulusal geliri 20 bin doların üzerinde gezinen,
milyonlarca üyesi yüksek refahtan dolayı neye saldıracaklarını şaşırmış, aşırı
protein ve yağın obezite salgınına yol açtığı ABD ve Avrupa toplumları var.
Birileri ne derse desin, yaşadığımız az gelişmişlik tartışılmayacak kadar açık
ve net ortadadır. Tıpkı bu az gelişmişliğin vitrinini kredi kartı destekli sanal
bir zenginlikle dekore ederek Türk halkını habire kazıklayanların varlığının
tartışılmazlığı gibi...
Türkiye'nin kültürü ve sanatı çok seven, piyasaya CD, VCD, DVD formatında
çeşitli görsel-işitsel ürünler sunarak halkını kültürel açıdan kalkındırmaya
çalıştığı varsayılan ulusal eğlence endüstrisi, bu ülkenin yoksul insanlarına,
yabancı kökenli ürünlerin, getirildikleri ülkedeki perakende satış fiyatlarından
çok daha yüksek etiketlerle görsel-işitsel eğlence pazarlamaktadır. Aynı durum
bilgisayar program sektörü için de bütün acımasızlığıyla geçerlidir. Üstelik
sektörün ağa babaları bu faaliyetlerini yürütürken, böylesine abarttıkları
fiyatlar karşısında satın alma güçleri yetmeyip ilgili ürünlerin korsan
kopyalarına yönelen çaresiz insanları, bulabildikleri en aşağılayıcı ifadeler
eşliğinde suçlayacak kadar da pervasızdırlar.
Sizlere, boş diskiyle, o diskin üzerine yapılan dört renkli serigrafi
baskısıyla, plastik kutusuyla, o kutuya giydirilen dört renkli kuşe kâğıt
gömleğiyle ve en dışını kaplayan jelatiniyle (ve hattâ lojistiğiyle) iç piyasada
ortalama 2 Amerikan dolarına (2.7 YTL) mâledilen seri üretimli bir üründen söz
ediyorum. Ve bu ürün, çoğu kez içindeki eserin "fikri hakları" gerekçe
gösterilerek Türk halkına reel maliyetinin 10 ilâ 20 katı bir fiyatla
pazarlanıyor. Yani, onu üreten batılı ülkedeki müreffeh kitlelere pazarlandığı
fiyatlardan bile çok daha fazlasına! Oysa benim gibi sektörün içinde olanlar
gayet iyi biliyor ki en azından güncel olmayan filmlerin çoğaltım hakları için
asla bu boyutlarda bir tutar ödenmesi söz konusu değil. Yıllar geçtikçe telifler
de düzenli olarak düşüyor. Hele de yapımının üzerinden elli yıl süre geçmiş
olanlar için tek kuruş bile telif ücreti yok. Bir betacam SP video bant ücretine
sinema tarihinin birbirinden değerli klasiklerini satın alabiliyorsunuz.
O yüzden gözümüzün içine baka baka bizlere yalan söylemeyin ve bu toplumu
böylesine fütursuzca söğüşlemekten artık vazgeçin. Bir ülkede kültür ve sanat
atmosferi, ancak herkesin el birliği içinde elini taşın altına sokmasıyla
gelişir. Toplum, yaşadığı onca sıkıntıya karşın sizin keyfî etiketlerinize boyun
eğdiğinde değil...
Bir yandan tüketim kültürünü bu denli kışkırtıp öte yandan da insanların bu
yoğun kışkırtmaya kapılmamasını bekleyen o saçmasapan tavrınızı sosyal
psikolojinin hangi yasasıyla açıklayacaksınız? Türkiye gibi öncelikli olarak
ekmek sorunu bulunan bir ülkede elin Amerikalısının bundan on yıl önce çektiği
arşivlik bir filmi bana bir Amerikan vatandaşından iki kat daha pahalıya
satıyorsunuz, ondan sonra da bu manzara karşısında susmamı bekliyorsunuz.
New York'ta o DVD'yi alan bir sinemaseverin aylık geliri 4-5 bin dolar,
İstanbul'da yaşayan benim ise 1500. Ki üstelik bu rakamla Türkiye'de yaşayan
milyonlarca insandan fersah fersah daha avantajlı durumda sayılıyorum!
Eğer ki dar gelirli insanlar, bandrollü orijinallerine dokunamadıkları video,
müzik ya da yazılım eserlerinin korsan kopyalarını satın alarak birer "hırsız"
oluyorlarsa, bence bu dengesiz fiyat politikalarınızla onları "hırsız" yapan
yine sizlersiniz.
O yüzden hiç konuşmayın; eğer mutlaka toplum için hayırlı bir şeyler yapmak
istiyorsanız fiyat düşürün.
alimurat@yenisafak.com.tr
|
|