
Minima Moralia'dan Seçmeler
Tarih: 26.04.2006 Saat: 04:07 Konu: Kitap Tenkidleri
Allah sizden razı olsun Doktor Bey. Zararsız hiçbir şey kalmadı. Küçük
zevkler, düşünme yükümlülüğünden vareste tutulduğunu sandığımız bütün o yaşam
belirtileri, artık yalnız dikkafalı bir bönlüğü, inatçı bir körlüğü yansıtmakla
kalmıyor, kendi karşıtlarına da hizmet ediyorlar.
Çiçeklerin üzerine düşen
şiddet gölgesi görülmediği anda bahar dalı bile yalana dönüşür; "ne kadar hoş!"
gibi masum bir ünlem bile mide bulandıracak kadar nahoş bir varoluşun mazereti
olur.
Artık güzellik ve avunu yoktur - korkunç olanı gören, ona dayanabilen ve
olumsuzluğun avunusuz bilinci içinde yine de daha iyi bir dünya olasılığına
bağlı kalan bakıştan başka. Bütün doğal, kendiliğinden davranışlardan, her türlü
tezcanlılıktan kuşkulanmak gerekir,çünkü varolanın daha üstün gücü karşısında
fazlaca bükülgen bir tavır anlamına gelir bu.
Eskiden yalnız kadeh tokuşturma
sahnelerinde kendini gösteren rahatlık ve serbestliğin dipte yatan o kötücül
anlamı, daha dostane duygulara da bulaşmıştır artık. Trendeki rastlansal
söyleşide, varacağı anlamın cinayet olduğunu bildiğimiz halde tartışmadan
kaçınmak için onayladığımız birkaç söz bile çoktan ihanetin içine çekmiştir
bizi: Hiçbir düşünce iletişimin dışında duramaz, onu yanlış yerde, yanlış bir
uzlaşma içinde dile getirmek, doğruluğunu da yok etmek olur.
Gittiğim her film, bütün direncime karşın, biraz daha aptallaştırıyor beni,
biraz daha kötüleştiriyor. Kolay kaynaşma yeteneği de, bu soğuk dünyada hâlâ
birbirimizle konuşabileceğimiz yanılsamasını beslemekle adaletsizliğin suçortağı
oluyor, öylesine söylenip geçilmiş tatlı sözler ve gelişigüzel cevaplar, cevap
verenle birlikte soruyu soranı da alçaltarak suskunluğun sürmesine hizmet
ediyor. Tatlı sözlülüğün ve sokulganlığın içinde gizil bir boyut olarak hep
varolan o habis ilke, asıl vahşetini eşitlikçi ilkede açığa vurur.
Alçakgönüllülük ve tenezzül birdir. Ezilenlerin zaaflarına ayak uydururken,
aslında bu zaaflarda iktidarın önkoşulunu onaylamış ve egemenliğin
uygulanabilmesi için zorunlu olan kabalığı, duyarsızlığı ve şiddeti kendimizde
de geliştirmiş oluruz. Eğer bugün tenezzül jesti bir yana bırakılmışsa ve ortada
görünen sadece uyum ve kaynaşmaysa, bunun bir tek nedeni vardır: İktidarın bu
kusursuz gizlenişi, yadsıdığı sınıf ilişkisinin daha da amansızca sürmesine
hizmet ediyordur.
Aydın için, biraz olsun dayanışma gösterebilmenin tek yolu katı bir yalnızlıktır
şimdi. Her türlü işbirliği, toplumsal katılma ve kaynaşmanın bütün insanca
değeri, insanlık dışı koşulların sessizce onaylanmasını örten bir maskedir
yalnızca, insanların çektikleri acılardır asil paylaşılması gereken: Onların haz
ve eğlencelerine doğru atılmış en küçük adım, acılarının daha da şiddetlenmesine
yol açacaktır.
Antitez
İnsanlara mesafeli davranan kişiyi bekleyen bir tehlike vardır: Kendisinin
başkalarından daha iyi olduğunu sanmak ve topluma yönelttiği eleştiriyi de kendi
özel çıkarını gizleyen bir ideoloji olarak istismar etmek. Kendi yaşamını doğru
bir varoluşun çelimsiz ve kırılgan imgesine uygun olarak kurmaya çabalarken,
imgenin hem kırılganlığını hem de hiçbir zaman gerçek yaşamın yerini
tutamayacağını aklından çıkarmaması gerekir. Ama içindeki burjuvanın ağırlığı,
böyle bir bilince bağlı kalmasını zorlaştırır.
Mesafeli gözlemci de aktif katılımcı kadar içindedir dünyanın; ilkinin tek
avantajı, bunu bilmesinden ve bir de her çeşit bilginin verebileceği o çok
küçük, çok sınırlı özgürlükten ibarettir, iş dünyasından uzaklığı da ancak yine
o dünyanın sunduğu bir lükstür. Çekilme ve uzaklaşma jestinin tam da yadsıdığı
dünyanın bazı özelliklerini taşımasının nedeni de budur.
Kendisinde de burjuvanınkinden ayırdedilemeyecek bir soğukluk geliştirmek
zorunda kalır. Monadolojik ilke,2 protesto ederken bile egemen evrenseli içinde
taşımaktadır. Proust, fotoğraflarda, bir dükün büyükbabasıyla orta sınıftan bir
Yahudininkinin, aralarındaki toplumsal statü farklarını unutturacak kadar
birbirini andırdığını söylemişti; bu gözlem aslında çok daha geniş bir alanda da
geçerlidir: Bir çağın birliği, bireysel varoluşun mutluluğunu, hatta manevi
tözünü oluşturan bütün ayrımları nesnel olarak siler, ortadan kaldırır. Eğitimin
gerilemesinden söz ediyoruz, oysa Grimm'inkiyle ya da Bachofen'inkiyle3
karşılaştırıldığında, kendi düzyazımıza da kültür endüstrisininkini çok andıran
bazı söyleyiş özelliklerinin bizden habersiz sızmış olduğunu görebiliriz.
Latince ve Yunanca'ya da Wolf ya da Kirchoff* kadar hâkim deği-lizdir artık.
Uygarlığın yeniden cehalete dönüştüğünü belirtiriz, ama kendimiz de mektup yazma
sanatını unutur, Jean Paul'dan bir metni, yazarın kendi döneminde okunmuş
olabileceği gibi okuma yeteneğini yitiririz. Yaşamın kabalaşmasına,
hunharlaşasına bakarak ürpeririz, ama nesnel olarak bağlayıcı bir ahlaktan
yoksun olduğumuz için de, her adımda, insani ölçüler açısından barbarca olan,
hatta iyi ailelerin o çok şüpheli değerleri açısından bile düşüncesizlik
sayılması gereken eylemlerin, konuşmaların ve hesapların içinde buluruz
kendimizi.
Liberalizmin çözülüşüyle birlikte, burjuvazinin asıl ilkesi olan rekabet de,
aşılmak şöyle dursun, toplumsal sürecin nesnelliğinden taşarak, bu sürecin
çarpışan ve itişen atomlarının bileşimine ve böylece de bir bakıma onun
antropolojisine sızmıştır. Yaşamın üretim sürecine bağımlı kılınması, bizim
kendi üstün irade ve seçişimizin sonucu sanmaya pek yatkın olduğumuz o yalnızlık
ve yalıtılmışlığın bir benzerini zaten herkese bir aşağılanma olarak
tattırmaktadır. Kendi tikel çıkarları söz konusu olunca her bireyin kendini
bütün ötekilerden daha iyi sayması da, başkalarına bütün müşterilerin toplamı
olarak kendinden daha çok değer vermesi kadar eski bir bileşenidir burjuva
ideolojisinin.
Eski burjuva sınıfının iflasından beri bu iki düşünce de, hem burjuvazinin son
düşmanları hem de son burjuvalar olan aydınların zihninde bir tür ikinci yaşam
sürdürmüştür. Aydınlar, varoluşun çıplak yeniden-üretimi karşısında hâlâ
düşünmeye yeltenmekle, ayrıcalıklı bir grup olarak davranırlar; ama işi orada
bırakmakla da bu ayrıcalığın boşluğunu ilan etmiş olurlar, özel varoluş, insana
yaraşır bir varoluşa benzemeye çalışmakla ona ihanet eder, çünkü bu tür
benzeyişler ancak genelin dışına çıkarak gerçekleşir ve üstelik genelin kendisi
de bağımsız düşünceye her zamankinden fazla muhtaçtır. Kurtulmak imkânsızdır bu
çelişkiden.
Tek sorumlu davranış biçimi şu olabilir: Kendi bireysel varoluşumuzu bir
ideolojiye dönüştürmekten kaçınmak ve özel yaşamımızı da en alçakgönüllü, en
iddiasız ve en gürültüsüz biçimde sürdürmek - ama arak iyi yetişmiş olmanın bir
gereği olarak değil, bu cehennemde hâlâ soluyabilecek havayı bulabiliyor olmanın
utancından ötürü.
Çev: Orhan Koçak
|
|