
Çokluğun yalın halinden uzakta...
Tarih: 25.11.2004 Saat: 23:20 Konu: Deneme
Kimse kimseye güvenmiyor aslında. Ve kimsenin kimseye güvenmesi için de
pratik bir neden
yok ortada!
Çok değil kalabalığız. Yalın değil çıplağız. Çokluğun yalın halinden epeyce
uzaktayız.
Ellerimiz kirli. Ellerimizi altına tuttuğumuz sular kirli. Ellerimizi yıkamak
isterken
kirletiyoruz en çok.
Dışımızın karanlığından içimiz sıkılıyor. Ama aynı içimiz, hiç sıkılmıyor
içimizin
karanlığından.
Birşeyleri anlatamıyorsak, bu daha çok, o şeyleri anlamak istemediğimizden
oluyor.
Anlamlı olana ulaşmak için konuşmuyoruz çoğu zaman. Hayatın ağır katarını
itelemek sadece
derdimiz.
Aynalara ihtiyacımız kalmadı. Çünkü baktığımız bütün yüzler, bir anlamda bizim
yüzümüz.
Çocuklarımıza sinirleniyoruz. Çünkü onlar cesaretle konuşmayı sürdürdükçe, bizim
yaşamazlığımız gizlenemez hale geliyor.
Ölümden neden korktuğumuzu açıklayacak birçok neden bulabiliyoruz. Ama
hayatı
neden bu
kadar tutkuyla sevdiğimizin bir açıklaması yok.
Ne zaman bir suç yüksek sesle dile getirilse, bağırarak masum olduğumuzu
söylüyoruz. Oysa
masumiyet bir fısıltıdır.
Başardığımızı düşündüğümüz şeylerin çetelesini başkaları ile birlikteyken ayrı,
kendi
başımızayken ayrı tutuyoruz. İkinci çetele hep daha uzun oluyor.
Kime sorsanız dünyadan umudu kesmiş durumda.
Peki neden kimse aynı kesinlikle
kendinden
umudu kesmiyor?
Pisliğin giyecek tek bir elbisesi olduğuna inanmak istiyoruz. Çünkü bu varsayım,
pisliğin
başka kılıklarda yanımıza yaklaşmasını mümkün
kılıyor.
Herşeyi en kısa zamanda unutmak ümidiyle öğreniyoruz. Herşeyi unutulur ümidiyle
söylüyoruz.
Seslendirilmemiş bir hafızasızlık andı içmişiz aramızda.
Ortaya bir şey koyamayacağımızı
bildiğimizden yarını hiç konuşmuyoruz. Hem
yarını konuşsak,
bugünü de konuşmamız gerekecek.
En karmaşık hesapları bile çözebilecek kadar ilerlettik matematik ilmindeki
performansımızı. Ama
ruhlarımızdaki hesap ve pazarlıkları göremiyoruz yine de.
Kimse kimseye güvenmiyor aslında. Ve kimsenin kimseye güvenmesi için de pratik
bir neden
yok ortada!
Hatır sormalar gündelik olağan
tekerlemeler olarak çıkıyor ağızlardan. Biri
sıradışı bir
cevap verdiğinde, herkesin canı sıkılıyor bu cevaba.
Sevgilerin kalıplara dökülmüş o kadar çok hazır cümlesi sürüldü ki piyasaya,
kimse kendi
sevgisinin
sözcüklerini aramaya ihtiyaç duyamıyor.
Uzun sürmüş bağlılıkların varlığı, neredeyse sadece seçeneksizliklerle
açıklanabiliyor
artık. Oysa asıl seçeneksizlik, hiçbir şeye bağlanamamaktır.
Gerçekte
kimsenin günlerini renklendirecek parlaklıkta bir fikri yok. Bu yüzden
sıradan
fikirlere parlaklık kılıfı geçiriliyor mecburen.
Erdemi, erdemsiz ortamlara yakıştırarak kaldırdık tedavülden. Şimdi kendimizi
erdemsiz
ortamlara yakıştırmakta bir sakınca görmüyoruz bu yüzden.
Mağdur değil mağlubuz. Doğru değil yanlışız. Gerçeğin yalın halinden epeyce
uzaktayız.
Gökhan Özcan
08/02/2000
YeniŞafak
|
|