VİVA LA MUERTE! “Yaşasın Ölüm!”
Tarih: 23.03.2006 Saat: 02:16
Konu: Alev Alatlı



Görecelikçi ahlâk sistemi, “maruf üzerinde mutabakat”ın yok olduğu durum. Ahlâki değerler üzerinde toplumsal mutabakatın kaybolduğu, maddi ya da manevi günlük çıkarların ahlâki değerleri yeniden tanımlayabildiği, saptırabildiği durum ki izleyen kaosu “Büyük Yalan” doldurur.

Olay dört-beş gün kadar önce Ahmet Güryüz Ketenci’nin telefonu ile başladı: “Sizin ‘Sayın Başkan’ isimli bir kitabınız varmış. Nerede bulabiliriz?”diye soruyor. Hayır, benim o isimli bir kitabım yok. Senaryosuna yardımcı olduğum o isimli bir sinema filmi var ki, yetersizliği bir daha bu tür işlere bulaşmayacağıma yemin etmemle sonuçlanmış.



Bugün buradan baktığımda daha da iyi görebiliyorum: Yönetmen ve oyuncuların davasını içselleştiremedikleri yapıtlardan hayır gelmiyor. Filmin Ketenci’nin ani ilgisine mazhar olmasının nedeni ise yapıttan son CHP kurultayında karşı düştüğü cephenin önde gelen isimlerinden Şinasi Öktem’e dair “malzeme”bulmak umudu. İroni, Ketenci’nin on beş yıllık geç kalmışlığının ötesinde, bizzat kendisinin filmin cüz’i bir bölümünden esinlendiği “Viva la Muerte”yi doğuran iklimin aktörlerinden birisi olması. Temsil ettiği tipoloji, kitapta Günay Rodoplu’nun “düzenin öz-uzman aydınları”dediği zümreyi tanımlar. “Düzenin öz-uzman aydınları”yani, yaşananların “...bizzat kendilerinin dayattıkları görecelikçi ‘relativistik’ ahlâk sisteminden kaynaklanan bir ahlâk kaosu olduğunun farkında değilmiş gibi yapanlar.”

Görecelikçi ahlâkın yansıması

Görecelikçi ahlâk sistemi, “maruf üzerinde mutabakat”ın yok olduğu durum. Ahlâki değerler üzerinde toplumsal mutabakatın kaybolduğu, maddi ya da manevi günlük çıkarların ahlâki değerleri yeniden tanımlayabildiği, saptırabildiği durum ki izleyen kaosu “Büyük Yalan” doldurur. Büyük Yalan, -miş gibi yapmak: yozlaşmaya başkaldırıyor-muş gibi yapmak, isyan ediyor-muş gibi yapmak, karşı çıkıyor-muş gibi yapmak. Gayri-ahlâki davranışların gün gelip sizin çıkarlarınıza da hizmet edebileceği bilgisiyle üstlerini örtmek; “sizin”takımdan olanları sakınmak, görmezlikten gelmek. Marufun çürümesine başkaldırmak, isyan etmek, karşı çıkmak değil, çıkıyor-muş gibi yapmak ki, görüntüyü kurtarabilesiniz. Şinasi Öktem, Mustafa Sarıgül, vb. vb. listenin nerelere uzayabileceği bellidir, iddia edilen kokuşmuşluğa bulanmış insanlarsa öz-uzman aydınlarımız bugüne kadar nerelerde kışladıklarını açıklamak durumundadırlar.

“Viva la Muerte”bir trajedinin hikâyesidir, Türkiye’nin “Büyük Yalan”a teslim olmasıyla sonuçlanan bir trajedi ki, ölümü adeta ululayan sapkın bir ruh haline dönüşümü haber verir. Kitabın üç erkek kahramanından birisi Şafak Özden, “yeşil elma, kekik ve tarçın”kokuludur; çünkü “Anadolu yeşil elma, kekik ve tarçın”kokuludur. Ekmeğini dişleriyle tırnaklarıyla kazanmaya çalışan bir Türk delikanlısı. Köy enstitüsü çıkışlı bir baba, idealizm ve yoksulluğun yarattığı, yüz binlercesini tanıdığımız, medet umduğumuz bir tipoloji. “Sonraları bunlara başka sıfatlar eklendi: Taze çimen, çıra, çakıl, akarsu. Sıfatların sonu gelmez gibidiydi. Bir düş, bir özlemdi, Şafak Özden. Anadolu’nun nasıl cismanileştiğini, Özden’in kişiliği ile birebir örtüştüğünü gördüm. Başı pare pare dumanlı dağlara yakıştırdı Günay onu... ‘temiz, hayırhah ve asude’ gördü... ‘heybetli, ketum ve dimdik’ gördü... Toprağın tarihi Şafak’ın tarihi, toprağın kaderi Şafak’ın kaderiyle bütünleşti.”

Şafak Özden’in dönüşümünü “Or’da kimse var mı?”dörtlüsü boyunca izleriz. Ve aslında izlediğimiz, ülkenin sosyo-psikolojik tarihidir. Romanın baş kadın kişisi, Günay Rodoplu’nun “Şafak’a inancını kaybettiğinde, daha doğrusu inancı hunharca gasp edildiğinde, yurttaşlarına olan inancını, ‘Büyük Yalan’ın bir yalandan ibaret olduğuna dair son umut kıvılcımları da”söner ki, bu Türkiye’nin bugün yaşadığı inançsızlığı, güven kaybını hikâye eder. Bu kayıp, gençlerimizi yurtdışına kaçıran, kendilerine “Türk”demeden önce düşündüren. “Vatan, millet, Sakarya”yı istihzaya indirgeyen, AB’yi “kurtarıcı”konumuna yücelten aşağılık duygusuyla sonuçlanır. Bu bağlamda, Şinasi Öktem’i, Şafak Özden’le özdeşleştirmek, “ver kurtul”türünden bir kolaycılıktan ibarettir; toplumsal arazlarımızı bir isimde cismanileştirmeye kalkmak, timsahın gözyaşları. CHP’nin geleceğini “Viva la Muerte”romanında aramak ise hamakat değilse acz. Hangisi daha acıklı, hangisi daha ürkütücü bunu bilemiyorum.

Viva la Muerte ve siyaset algımız...

“Viva la Muerte”nin Şafak Özden’i, bir “manken”. Bahsedegeldiğim bir “toplumsal karakter”tertipleme ve önerme çabası. Şinasi Öktem gibi, Mustafa Sarıgül gibi isimlerini suiistimale ya da polemiklere neden olmamak için zikretmeyeceğim onlarca egemenin bileşkesi. Kendilerini elbette tanırım, serüvenlerini elbette izlemeye çalışmış, hayır dualarımı esirgememiş birisiyim, çünkü bu toprakların insanlarıdırlar. Konuşturan, elde ettikleri mevkilerden kaderlerimizi şekillendiren bu insanların davranışlarını izlemekten, yeri geldiğinde “dur!”demekten, yaşamın takvimini kollamaktan imtina edersek, başımıza gelenlerden bizzat kendimizin sorumlu olduğumuz bilinci.

Velhasıl, Schrödinger’in Kedisi’nin*** şiarı gibi, “dünyada yüzde yüz doğru ya da yüzde yüz yanlış olduğu kanıtlanmış tek bir doğru yoktur”ama bir mıh yitirdiğinizde bir naldan olursunuz, bir nal yitirdiğinizde bir attan olursunuz, bir at yitirdiğinizde bir suvariden olursunuz, bir suvari yitirdiğinizde bir muharebeden olursunuz, bir muharebe yitirdiğinizde bir savaştan olursunuz, bir savaş yitirdiğinizde bir ülkeden olursunuz. Dileyelim ki, ne CHP, ne AKP ne de diğer siyasi partilerimizin kurultayları, ne de Ketenci’nin başını çektiği kervana katıldıkları görülen köşe yazarımızın tutumları o “mıh”olmasın!

*Viva la Muerte, Alfa Yayınları, s. 11 ilk basımı 1992.

** Diğeri Şiran Ören, Mehmet Sedes

*** Schrödinger’in Kedisi, Alfa Yayınları “Rüya.”





Zaman
04/02/2005
 





Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1470