
Keskin bir mesaj....
Tarih: 18.03.2006 Saat: 21:26 Konu: Ahmet Altan
Bütün cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığımız soygunların, hırsızlıkların,
cinayetlerin suçortağı olan, hem korkak hem çıkarcı bir yardakçılıkla daima
“güçlü” olanın yanında yer alıp “koskoca devletluları” konu ne olursa olsun
destekleyen, gerçeklerin üstünü örten medyanın bu son olaydaki utanç verici
tavrını bir kenara bırakalım.
Bir savcının çok ciddi bir “suikast” olayında hazırladığı iddianameyi “orduya
darbe” diye niteleyebilecek evsafta birinin ana muhalefet partisi lideri
olmasındaki tuhaflığı da bir kenara bırakalım.
İktidarın, gölgesinden korkan halini de bir kenara bırakalım.
“Bombalı suikast düzenlerken suçüstü yakalanan askerlerle komutanları arasında
ne tür bir ilişki var” diye sormayı reddeden ve bunun yerine savcıyı suçlayan
politikacıları da bir kenara bırakalım.
“Herkes yargılanırken generaller niye yargılanamaz” diye sormayı aklına
getirmeyen bu toplumu da bir kenara bırakalım.
Hepsi bir kenarda dursun.
Zaten yıllardır duruyorlar, biraz daha durmalarından bir zarar çıkmaz.
Biz kendimize şu soruyu soralım:
Yıllardan beri bu ülkede görevliler suç işler, bu suçlar Susurluk gibi büyük
skandallarla ortaya çıktığında bile suçlular yargılanmazken, nasıl oldu da şimdi
suç işlediğinden kuşkulanılan bir Kara Kuvvetleri Komutanı hukukun pençesine
düştü?
Nasıl oldu bu?
Diyorlar ki, “Orgeneral Büyükanıt’ın genelkurmay başkanı olmasını engellemek
isteyenler bunu yaptı.”
Her zaman, komutanların yolunu kesmek isteyen birileri olmuştur.
Ama hiçbir zaman bu “mahkeme” yoluyla yapılmaya çalışılmadı.
Ayrıca bu ülkede “hukukun kılıcı generali kesmez”, bunu hepimiz biliyoruz.
Bir orgeneralin yargılanması bile mümkün değildir.
Orgenerallerin yargılanmayacağı öylesine kabul görmüş ki onları yargılayabilecek
bir mahkemenin nasıl olacağı bile düşünülmemiş.
Orgeneral Büyükanıt’ı yargılayabilecek bir mahkeme bile yok bu ülkede.
Bir iddia AKP’nin bunu yaptığı.
AKP’nin bunu yapabilecek bir gücü ve cesareti olsaydı zaten hangi generalin
nereye geleceği onları korkutan bir sorun olmazdı. Hukuku ve demokrasiyi
savunmaları kendilerini de ülkeyi de güvenceye alırdı.
Onlar bunu yapamaz.
Hukuk sisteminin yapamayacağı da Ankara’daki başsavcının telaşlı
açıklamalarından belli.
Öyleyse kim ve neden bir orgeneralin adını ciddi suçlamalarla bir iddianamenin
içine koydu.
Savcının kişisel cesareti diyebiliriz elbette.
Doğru da olabilir.
Ama gene de çok ikna edici değil bence.
Aslında kimin yapabileceğine dair bir fikrim yok doğrusu.
Ama, “niye” böyle bir olay olduğuna dair bir tahminim var.
Bu, kendimce bir senaryo.
Bence, gerek devletin içinde gerekse devletin dışında gizli ya da açık bir
“fikir birliği” oluşmuştu.
Susurluk zamanındaki suçlar araştırılmayacak, suçlular yargılanmayacaktı ama bir
daha Susurluk tarzı hukuk dışı eylemler de yapılmayacaktı.
Sanırım, birileri bu anlaşmaya rağmen mızıkçılık yaptı.
Bombalamalar, cinayetler, haraç işleri askeriyenin içindeki bir grup tarafından
sürdürüldü.
“Uyuşturucu kaçakçılığının” önemli merkezlerinden olan bölgede çatışmaları
yeniden körükleyecek provokasyonlar devreye girdi.
Bunun cevabı önce iki astsubayın suçüstü yakalanmasıyla geldi.
Ardından bir orgeneralin adını bir iddianamede gördük.
Ben, bir “gücün” devletin içindeki “illegal yapılanmayı” sürdürmek isteyenlere,
“bunu yapmayın, izin vermeyeceğiz” mesajını bugüne dek rastlanmayan bir
kesinlikle ilettiğini düşünüyorum.
Her yerde suçlu askerler yakalanmaya başladı.
Astsubaylar, yüzbaşılar, albaylar...
Eğer devletin içindeki o “illegal yapıyı” Türkiye’nin başını belaya sokmak
pahasına sürdürmekte direnenler olursa, sanırım, bugüne dek rastlanmayan başka
şeyler de olacak, ne bileyim, belki yolsuzluk dosyaları dökülüverecek ortaya...
Ya da benim aklıma bile gelmeyen başka gelişmelerle karşılaşacağız.
Bunu, ne “güç” karşısında yaltaklanan medya, ne suçun anlaşılmasını değil
örtülmesini isteyen muhalefet liderleri, ne de korkutucu bir biçimde gözüken
askerler önleyebilir.
Çünkü benim inancım, o medyanın, muhalefetin, askerin arasında da “artık suç
işlemeyin” diyen dürüst bir gücün kararlı biçimde varolduğu.
Galiba ilk kez “temizlikten” yana olanlar bu kadar tavizsiz davranıyor.
Türkiye’nin içinde ve dışında birileri, “devlet çetelerinin” Türkiye’yi
çökerteceğini açıkça anladı ve bunun olmasına da izin vermeyecekler.
Mesajlar çok keskin.
Eğer benin anladığım doğruysa ve bunu anlaması gerekenler anlamamakta direnirse,
o zaman bugüne dek görmediğimiz daha neler göreceğiz.
Büyük gürültüler kopacak...
Ama bu kez, gürültüyle yıkılanlar suçlular olacak.
Gazetem.net
13/03/2006
|
|