Domuz tüccarı, Amerikan Kongresi'nin bir oturumunda, jambon ve sosis pazarını
küstahça ellerinden almaya kalkışan "Zümrüt Cumhuriyeti"ne savaş açılmasını
teklif eder. Teklifi ezici bir çoğunlukla şappadak kabul edilir. Profesör
Obnubile şaşakalır:
"Siz bu savaşı bu kadar lakayt bir şekilde ve ivedilikle nasıl onaylarsınız?"
"Dert etmeyin canım!" karşılığını alır, "Altı üstü sekiz milyon dolara mal
olacak önemsiz bir savaş bu." Obnubile aklını bir türlü alıştıramaz:
"Ya insanlar?"
Meşhur cevabı mutlaka hatırlamışsınızdır:
"Sekiz milyon doların içine insanlar da dahil."
Anatole France, Amerika'nın politik karakterini, yeni pazarlar elde etmek için
savaş çıkarmayı kendisine "helal" görmesini, insana verdiği değeri taa 1908'de
yazdığı "Penguenler Adası" adlı eserinde böyle hicveder.
Geçen yüzyıl, Amerika'nın menfaatleri uğruna mazlum uluslara özel/bağımsız alan
tanımayan ve bu ulusların olanca yer üstü-yer altı zenginliklerini küresel
sömürüsünün "kamusal alanı" gören örnekleriyle doludur.
Amerikan işgal ve tehdidinin Ortadoğu'yu çepeçevre sardığı, "İslamofobi"
hastalığının her geçen gün yaygınlaştığı günümüzde, o uğursuz ve lanet olası 11
Eylül saldırılarının sonuçlarından hareketle tekrar ele alınması ne yazık ki
faydasız. Bir yüzyıl sonra başka bir Morris'in, başka bir Mc Namara'nın "100
Yılın İtirafları"nı çekmesini beklemekten başka çare yok. Ama hiç değilse, matah
bir şeymiş gibi Huntington'un "Medeniyetler Çatışması" lüzumsuzluğuna zırt-pırt
vurgu yapmasak diyorum. Hatta görmezlikten gelinse ne kaybedilir ki? Sanki gizli
bir belgeyi deşifre edercesine iştiyakla üzerinde durmanın ne anlamı var? Bu tip
projeler, hayatiyetini içeriğine değil gündemden düşürülmemesine borçlu değil
mi? Tıpkı o sefil ve seviyesiz Danimarka rezilliğinin gereksizce muhatap
alınması gibi. (Ya da, hayatı bütünüyle "kamusallaştırarak" nerdeyse "toplama
kampı"na indirgeyen o profesörün zeka dolu, incelikli Danıştay kararı yorumuna
kulak vermek gibi.) Halbuki "çağcıl" medyanın yegane yakıtı alaka ve "tepki"
değil mi? Kahredici bir ilgisizlikle, yok sayıcı bir mağrurlukla karşılansaydı,
"Gaye İnsan"ın buyruğu olan ferasete uygun bir örnek tavır sergilenmiş olmaz
mıydı? İfade özgürlüğü maskeli ayrımcı ve ırkçı maskaralığını, Müslümanların
tepkisini test etmeyi amaçladığını söyleyerek izah etmeye çalışan o kukla faşist
editörün provokasyonunu, sonuçlarını hesaba katarak ele almak daha doğru değil
miydi?
Cemil Meriç, "Avrupa tesamuhu (hoşgörüyü) tanımaz. Tolerans Asyalı'dır" der. Bu
tolerans sayesindedir ki; Dante'nin, pagan Vergilius'a gösterdiği saygının binde
birini İslam'ın önderlerine göstermediği halde, "İlahi Komedya"sını okumayana
nerdeyse entelektüel demiyor ve Alan Parker'ın "Gece Yarısı Ekspresi" filmini
aratmayacak kadar Türkleri aşağılayan Cervantes'in "Don Kişot"unu milli bir
kahraman gibi çocuklarımıza ezberletiyoruz. O provokatör 'lavuk' kimi test
ediyormuş?!
Hz. Ömer gülerek, "Cahiliye döneminde"der, "Helvadan putlar yapıp sonra da
acıkınca yerdik." Cahiliye Arapları, hiç değilse, Batılı putperestler gibi aç
gözlü değildi; kendi helvasını yerdi. Batılı animistler ise kendi helvası
dururken arkadaşının helvasını yiyen aç gözlülerdir. Aralarındaki çekişme, "Niye
lan benim tanrımı yiyorsun?!" çekişmesidir. Tanrısını, yani menfaatini... Şimdi
de, dinlerine paganist Yunan felsefesinin bütün yalancı tanrılarını boca eden bu
Batılı putperestler kendilerini Müslümanların üzerinden temize çekmeye, yeniden
üretmeye çalışıyorlar.
Bu materyalist kapitalistlerin Doğu deyince şahlanıveren 'Hıristiyanlıkları',
Amerikan emperyalizmine yol açıcı arazi çalışmasından başka bir şey değildir.
Yenişafak
15/02/2006