Katolik aydınlanmacılık: Kemalizm
Tarih: 20.02.2006 Saat: 08:30
Konu: Makale


Aydınlanmanın en devrimci yanı anlam dünyamızda göreceliliği hem bir toplumsal durum hem de normatif bir önerme olarak yerleştirmesidir. Diğer bir deyişle yaşadığımız gerçeklik zaten kendi içinde göreceli olgular üretir, çünkü insan zihni bu gerçekliği tüm yönleri ve detaylarıyla algılayamaz.

Bu nedenle toplumsal farklılıklar hiçbir zaman ortadan kaldırılamaz. Diğer taraftan bu çeşitliliğin kendisi istenilir bir durumdur, çünkü ancak farklı algılamaları yanyana getirerek gerçekliğe yaklaşabilir, onu daha iyi anlayabiliriz...



Aydınlanma öncesindeki kadim zihniyetler olan ataerkil ve otoriter anlayışta ise, ister maddi ister manevi bir özden üretilsin, daima bir ‘doğru’ vardır; ve ona yaklaşanın algısı uzakta kalanın algısına göre daha ‘doğru’dur. Böylece ortaya bir bilgi hiyerarşisi çıkar. Aydınlanma öncesinin anlam dünyası, bizi mutlak bilgiye adım adım yaklaştıran rehberlerin ve öncülerin dünyasıdır...

Batı kendi iç dinamiği içinde değişirken aydınlanmanın göreceli anlayışını içselleştirme şansını fazlasıyla buldu ve günümüzdeki bireyselleşmenin yolunu açtı. Ama orada bile ‘yaşanan’ aydınlanma kuramsal bir özgürleşme sürecinin hayata geçmesi değildi. Bilişsel dünyadaki devrim ideolojik olarak kurumsal yapıdan çok daha baskın çıkarken, devletler dinin egemenliğinden kurtulmak üzere bu geçişi desteklediler. Böylece aydınlanma esas olarak ataerkilliğin yenilgisini ifade etti ve göreceli bakışla otoriterliğin çeşitli biçimlerde bütünleşmeleri farklı ülkelerdeki ‘modern’liği üretti.

Kısacası modernlik aydınlanmadan esinlenmekle birlikte, söz konusu zihni ‘koalisyon’a dayanır ve bu nedenle de güce, hiyerarşiye ve homojenizasyona yönelik bir eğilim taşır. Bu durum gerçekte aydınlanma karşısında kaybeden Katolik Kilisesi’nin de modernlik içinde kendi saygınlığını yeniden üretebilmesini ve toplumsal yapıda kendine yer açabilmesini ifade etmiştir. Diğer bir deyişle modernlik ataerkil kurumsal yapıları geriletirken, otoriter zihniyete yakın durabilenleri kendi içine almış, onları ‘çağdaşlaştırmıştı’... Çünkü çağdaşlık yaşanmakta olan modern sürece ne denli adapte olunduğuyla ilgili bir kavramdı ve otoriter kurumların bu açıdan şansı çok daha fazlaydı.

Dolayısıyla örneğin askeriye hızla modernliğin asli parçası haline geldi. Osmanlı’da modernleşmenin askeriyeden başlaması ve bizzat askerler tarafından talep edilmesinde, sadece geri bir teknolojiden kurtulma isteği değil, askerlik kurumunun modern dünyadaki özgüveni de önemli bir etken olmuştur. Ancak çağdaşlık sadece kurumsal yapıların değil, ideolojilerin dünyasında da geçerliydi... Nitekim ataerkilliğin taşıyıcısı olan din kamusal alanın dışına doğru itilirken, ortaya çıkan boşluk ‘Türklere has’ yani ‘milli’ ve modern bir ideolojiyle doldurulmak istendi. Ne var ki Osmanlı geçmişinde din dışında sadece devlet ve devletçilik bir ideoloji üretecek durumda olunca, modernlik de güdük ama zahmetsiz oldu.

Devlet, ya da eski terimle askeriye, Katolik Kilisesi’nden çok daha kolaylıkla ‘çağdaş’ oldu; ama bu durum aydınlanmanın göreceli temelini yok eden, otoriterliğe saplanıp kalmış bir modern durum yarattı. Söz konusu durumu meşrulaştırma işlevine sahip kemalizm ise, aydınlanmanın ideallerini Katolik bir tasavvur içinde savunduğu, yani tepeden verilen ‘doğru’lara mahkum ettiği ölçüde, toplumu ‘geri’ bırakmış oldu... Çünkü modernlik sadece teknolojide ilerlemeyi değil, bireysel özgürleşmeyi de ifade etmekte; ve doğruların topluma empoze edilmesine dayanan bir ‘çağdaşlığın’ gideceği fazla bir yol yok. Belki tam da bu nedenle Katolik Kilisesi sık sık reform geçirmek zorunda kalıyor; ve aynı nedenle bugün Türkiye’de kemalizmin köklü bir reform geçirmeden ayakta kalma şansı yok...







Gazetem.Net
19/02/2006








Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1421