Soru şudur: "İki artı iki kaç eder?" Mali müşavirinize sorarsanız, "Size
kaç lazım?" cevabını alırsınız. Maliye
bakanına soracak olursanız; "Dört
milyar dolar eder" der. Psikologunuz ise, "Hele şu divana uzanın ve bu
sorunun yanıtını niçin bilmek istediğinizi, çocukluğunuzdan başlayarak anlatın"
karşılığını verir. Cevabın, soru
sorduğunuz kişinin mesleğine göre değişeceğini
anlatan eski bir fıkradır bu.
Aynı soruya bir matematikçinin cevabı, "Bilmiyorum"dan ibarettir. Mezkur
fıkranın devamı değil, gerçekten böyledir. Canım, bilir bilmesine de; bir
artı
birin ikiye eşit olduğunu bilirse, bilir. Yoksa nerden bilsin. Matematikçi
dediğin müneccim değil ki.
Meslekten matematikçi Jerry P. King, bunun şaka değil, hakikatin ta kendisi
olduğunu söyler. Çünkü matematik
tanımlanan aksiyomların üzerinden yürür.
Mesela 1, 2, 3, 4, 5... diye devam eden doğal sayıları ele alalım (Bre aman!
Buradaki üç noktayla artı sonsuza kadar ulaşılır, rozet yapılmaz.) Eğer doğal
sayılar hakkındaki temel
kural bilinmezse, dörtten sonra beşin geleceğini de
kimse bilemez. Beş (rakamla 5) adını verdiğimiz nesne doğada asla bulunmaz.
Zaten matematiksel nesnelerin hiçbirine doğada rastlayamazsınız. Matematiksel
dünya idelerden
müteşekkildir. Bu dünyada matrisler, transandantal sayılar,
analitik fonksiyonlar gibi yığınla varlık birbirleriyle hiç kavga etmeden barış
içinde yaşayıp dururlar. Platon'un felsefesine yatkın dille söylersek;
matematikçi, insanın eylem ve
düşüncelerinden bağımsız yaşayan bu matematiksel
varlıkları keşfetmeye kendini adayan kişidir.
Demem odur ki; matematiksel nesneler fiziksel aleme ait değildir. Bilim
adamları, bilimsiz adamlar yani topyekün insanlık
yan yana gelse, fiziksel bir
"5" rakamını bile yaratmayı başaramazlar. (Bütün dünyanın bildiği, "5"in
sembolü, yani resmidir.) Aksini iddia eden; bir kağıda koyun resmi çizmekle,
koyun yaratılabileceğine de inanmak zorundadır. Koyun
resminden kurban kesmek
ise; Zekeriya Beyaz hocanın, "Horozdan kurban olur" fetvası kadar fıkha
uygundur. Üstelik, koyun resminin kavurması hiç lezzetli değildir.
Matematik tartışma ve pazarlıktan hiç mi hiç hoşlanmaz.
Kesin hükmü taşımayan
şeye selam bile vermez. Bu konuda kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Sözgelimi, iki
artı iki beş diyene de, yüz beş diyene de sittiri çeker. Kimseye ayağı alışsın
diye kıyak çekmez. Matematiğe göre bir şey
ya kesindir ya da hiçbir şeydir.
Filozoflar gibi tartışmakla mesai tüketmez. Diğer bilimlerin aksine her hükmü
kesin ve tartışılmazdır. Ve onunla zıtlaşarak kimse bilim yapamaz.
Zihinde var olan matematiksel nesneler
hakkındaki bilgi, nasıl olur da
gözlemleyebildiğimiz fiziksel gerçeklikten daha kesin olabilir? Fiziksel
gerçekliğin, zihinde olan ve 'inanılan'a mahkum ve mecbur olmasının hikmeti
nedir? Sanırım buna benzer sorular yüzünden
matematikçi Alfred Renyi, "İnsanın
var olmayan şeyler hakkında var olanlardan daha çok şey bilmesi ne kadar
gizemli" diyerek küçük dilini yutmuştur. İyi de etmiştir. Çünkü matematik
gevezelikten hazetmez.
Jerry P.
King üstadımız matematiğin sanat olduğuna kendisini öyle kaptırmıştır
ki; ona bakarsanız matematikçi sanatçı, matematik de sanattır. Öyle ki,
matematiği estetikle, şiirle ilişkilendirmek için kırk dereden su getirir.
Getirdiği sular da
içilmeye layık sulardır. Ne ki, bir kıza kur yapmak için
logaritmadan bahsetmek yerine, "Ben sana mecburum bilemezsin" demek daha
evladır. Bana sorarsanız matematikle kız tavlanmaz. Hele ki aşka, hiçbir faydası
olmaz. Aşk başlı
başına problem oluşturma ve yaşama halidir. Matematik ise
yakaladığı her problemin kafasını ezer. Zaten evlilik "ezik kafalı aşk"tan başka
nedir ki!..
Yenişafak
11/06/2006