"Ölüme son çare olarak bakmalısın. Hiç kimsenin seni alıkoyamayacağını bil.
Ama ölüme gidebileceğin için onu yedekte tut; sonuna kadar.
Diyelim ki gece bir
kâbus gördün. Bunun bir kâbus olduğunu bilirsin ve kurtulmak için başını biraz
oynatman yeter. Her şey daha basit, daha dayanılır hâle gelir ve bir bakarsın en
korktuğun şeyden zevk alır olmuşsun. Hayat seni korkutuyorsa, içini
yakıyorsa, en yakınların çirkin maskeler takmışsa...
Hayat budur de,
ikinci kez çağrılacağın bir oyun olduğunu söyle. Zevk verici ve acı çektirici
bir oyun, inanç ve aldatmaca oyunu, maskeler oyunu. Onu sonuna kadar oyna, ister
oyuncu olarak, ister izleyici olarak. İzleyici olman daha iyi, içinden kolay
çıkarsın. "Son Kurtuluş Çaresi" yaşamama hep yardımcı olmuştur. Elimin
altında olduğu için, bu çareye hiç başvurmadım. Ama ahretin direksiyonu elimin
altında olmasaydı, kendimi tuzağa düşmüş hisseder ve bir an önce kaçmaya
bakardım."
KİTABIN ÖZETİ
"Doğunun Limanları" bir vakitler Avrupalıların doğuya giriş yaptıkları, tespih
taneleri gibi sıralanan ticaret kentlerine verilen addır. "Doğunun Limanları"
kelime anlamı olarak "Doğunun Merdivenleri" olup, bazı Akdeniz limanlarına
Fransızların taktığı addır.
Olay 1976 Haziranında bir metroda geçmektedir. Yazar, romana tablodaki bir
resimden söz ederek başlamaktadır. Tabloda, deniz ve o maviliğin üstündeki gemi
bulunmaktadır. Yazar, bu tabloya hayran kalmıştır. Metroda bu tabloyu hayran bir
şekilde seyrederken gözleri, son derece ilgi çeken bir adama takılır ve o, bu
adamı takip etmeye başlar. Bu takip neticesinde her ikisi Hubert Hugles
sokağında karşı karşıya gelirler. Yazar, türlü yollarla bu adama yanaşmaya
başlar. Adamın yabancı olduğunu sezer ve ona yardımcı olmaya çalışır. Bu
yardımlaşma sonucunda her ikisi dost olurlar. Adamın amacı, Paris'te
direnişçilerin adını taşıyan 39 cadde veya sokağı gezmektir. Bu arada yazar ile
yabancı arasında koyu bir muhabbet başlar. Yabancı adam, yazarın sorularına da
yanıt vermeye çalışır ve ona, Paris'te dört gün kalacağını söyler. Yazar ile
adamın tanışması, çarşamba akşamına rastlamaktadır.
Yazar ile olayın anlatıcısı geceyi bir otelde geçirirler. Ertesi gün yazar,
ondan kendi hayat hikâyesini anlatmasını ister. Yabancı adam bunu memnuniyetle
karşılar yalnız, sözünün kesilmemesini yazardan istirham eder. Adamın adı:
İsyan. İsyan, annesinin Ermeni, babasının ise Türk olduğunu söyler. Osmanlı
torunu olan babası aynı zamanda çok zengin birisiymiş. İsyan, Adana'da dünyaya
gelmiş ve daha sonra ailesiyle birlikte Lübnan'a taşınmışlardır. Babasının
evliliğinden annesinin ölümüne kadar olan hayatı bu (birinci) bölümde
anlatılmaktadır.
İsyan'ın söylediklerini yazar defterine not eder ve onun sözünü kesmemeye gayret
eder. İsyan, Kitapdar Ailesi'ne mensup olduğu için aynı zamanda bu ad ile
tanınmaktadır. O, Paris'te geçen öğrencilik günlerinden de söz etmektedir. Ne
kadar başarılı bir öğrenci olduğunu vurgulamaktan da geri kalmıyor. Ayrıca,
burada iç dünyasını da gözler önüne sermektedir.
Kitapdar, Paris'te Direniş Örgütü'ne girer ve birkaç ay sonra "Özgürlük" adlı
gazeteyi arkadaşlarıyla beraber çıkarır. Son derece mülayim ve kimsenin
etlisine, sütlüsüne karışmayan bir insanın nasıl değiştiğini çok güzel bir
şekilde gözler önüne sermektedir. Kitapdar, bu bölümde üyesi olduğu örgüt için
nasıl çalıştığını anlatmaktadır. 1914-1918'li yıllarda yapılan savaşlardan da
hatırlatmalarda bulunur. Bilinçsiz bir şekilde üyesi olduğu örgütten kendisini
kurtarmayı tasavvur eder. Kendi mahallesine döndüğünde ne kadar ünlü biri
olduğunu komşusundan öğrenir. Namı üniversiteye de yayılmıştır. Yani o, tam
anlamıyla bir kahraman olmuştur.
Yazar üçüncü bölümde, İsyan'ın hayatı hakkında bazı incelemelerde bulunur. Fakat
incelemeden öte onun anlattıklarıyla yetinerek bunları okuyucusunun, bizlerin,
önüne sunar. İsyan'ın örgütteki lâkabı Bakü (gelecek, ati)'dür. O, gemiyle
yaşadığı yer olan Beyrut'a döner. Limanda, aralarında babasının da bulunduğu
büyük bir kitle tarafından coşkuyla karşılanır. Herkes onu övmektedir. Babası
dört yıl zarfında olan biteni kendisine anlatır. Ailesi dağılmış; annesi,
dayısıyla birlikte Avrupa'ya kaçmış, kız kardeşi de yabancı biriyle evlenmiştir.
İsyan, babasına örgütte tanıştığı kız arkadaşı Clara'dan söz eder.
Yazar, otel odasında Kitapdar ile baş başadır. Onun söylediklerini kaydetmeye
devam eder. Bu bölümde İsyan, Clara ile olan evliliğinden bahsetmektedir. 1947
yılında Filistin'in, Araplar ile Yahudiler arasında paylaşılması hâdisesinin
gündemde olduğunu; Clara ile olan evliliklerinin de Yahudiler ile Arapların
kaynaşmalarını sağladığını belirtir. İsyan, gençlik dönemindeki gençlere
nasihatler vermektedir. İnsanın genç iken hiçbir şeyi dert etmediğini belirtir.
Yalnız, yıllar geçince gençlik dönemindeki ateşleri, heyecanları da beraberinde
götürdüğünü dile getirir. Gençlerin gelecekleri hakkında iyi plânlar yapmalarını
tavsiye eder. Ayrıca aile içindeki uyuşmazlıklardan da yer yer bahsetmektedir.
O, beşinci bölümde babasının hastalığı dolayısıyla Beyrut'a dönüşünü ve
babasının ölümünden söz etmektedir. Babasının ölümü ve eşinden ayrılışı İsyan'da
ruhî bunalımlara sebep olur. Herkesin deli diye nitelediği İsyan'ı, kardeşi
Salem tımarhaneye atar. Böylece ailedeki tek vâris Salem olur.
İsyan, otel odasında bekleyen yazara son akşamının olduğunu söyler.
Anlatacaklarının son olabileceğini de ona hatırlatır. Kardeşi Salem, dört yıl
sonra kendisini ziyarete gelir ve onu eve götürür. Ülkenin zenginlerinden biri
olan kardeşi, bir zamanlar kendisini hapse atmaya çalışanlarla yatıp
kalkmaktadır. Hayattan bıkan, eşine ve kızına kavuşamayan ve deli diye
nitelendirilen İsyan, intihar etmek ister fakat arkadaşı Labo buna engel olur.
Labo, şu sözleriyle İsyan'ı hayata bağlar:
"Ölüme son çare olarak bakmalısın. Hiç kimsenin seni alıkoyamayacağını bil.
Ama ölüme gidebileceğin için onu yedekte tut; sonuna kadar.
Diyelim ki gece bir
kâbus gördün. Bunun bir kâbus olduğunu bilirsin ve kurtulmak için başını biraz
oynatman yeter. Her şey daha basit, daha dayanılır hâle gelir ve bir bakarsın en
korktuğun şeyden zevk alır olmuşsun. Hayat seni korkutuyorsa, içini yakıyorsa,
en yakınların çirkin maskeler takmışsa...
Hayat budur de, ikinci kez
çağrılacağın bir oyun olduğunu söyle. Zevk verici ve acı çektirici bir oyun,
inanç ve aldatmaca oyunu, maskeler oyunu. Onu sonuna kadar oyna, ister oyuncu
olarak, ister izleyici olarak. İzleyici olman daha iyi, içinden kolay çıkarsın.
"Son Kurtuluş Çaresi" yaşamama hep yardımcı olmuştur. Elimin altında olduğu
için, bu çareye hiç başvurmadım.
Ama ahretin direksiyonu elimin altında
olmasaydı, kendimi tuzağa düşmüş hisseder ve bir an önce kaçmaya bakardım."
İsyan'ın yirmi yıllık tımarhane hayatı vardır. Kardeşi son seçimlerde başkan
olmuştur. Kızı Nadya, babasını kurtarmak için girişimlerde bulunur. Nadya,
babasını tımarhanede ziyaret eder ve ona kitap içinde bir mektup verir. Bu
mektup İsyan'ı ikinci kez hayata bağlar. O, buradan kurtulma hayallerini kurar.
Nadya ise çalışmalarına aralıksız devam eder. Direnişçilerin eylemlerinden sonra
İsyan, tımarhaneden kaçar, eski arkadaşı Bertrand'ı görür ve ondan Clara'nın
adresini alır.
Bu son günde yazar ile İsyan vedalaşırlar. İsyan, Clara ile Horloge Rıhtımı'nda
buluşacağını ona söyler. Yazar ise rıhtımın tam karşısında bulunan bir kafenin
birinci katında oturup onların buluşacakları anı beklemeye başlar. Yazar
elindeki dürbün ile İsyan'ı gözetler. Sonunda beklenen an gelir. Sevdiğinin yani
Clara'nın karşıdan geldiğini gören İsyan'da titremeler başlar. Yazar, Clara ile
İsyan'ın buluşmalarına şahitlik eder. İsyan ile Clara uzun bir müddet
birbirlerine sarılı kalırlar. Bu durum karşısında çok etkilenen yazar, göz
yaşlarını tutamadığını ve hüngür hüngür ağladığını da itiraf eder.