Aloo! Kes sesini!
Tarih: 31.12.2005 Saat: 14:30
Konu: Ahmet Zeki Gayberi


İnsanı sevdiğini gösteren her eylem, kutsaldır... Ama bunu telefonla, mesajla yapmaya kalkışma zevzekliğine ‘yeter artık’ demenin vakti geldi de geçiyor...

Telefonun, ayrılıkların lezzetini, gurbet acısını, sıla özlemini, arzulamayı ve vuslatı piç eden işlevselliğine isyan ediyorum…

Sersemletici yabancılaşmanın hazzı yüzünden, kablolarla, ahizelerle konuştuğumuzu fark etmiyoruz bile. Ruhsuz, ‘paket’ mesajlarla bu yabancılaşmayı daha da körüklüyoruz.

Mesajla bir şeyleri kutlayıp, sevap bekleyenlere sesleniyorum; Bu gösterinin şaklabanı da seyircisi de sensin unutma! Yani kendinden, samimiyetinden kontör düşüyor anlamıyorsun...

“Gösteri çağı, ideolojinin yerine kozmetiğin geçtiği, hakikatin imaja yenik düşerek içeriksizleştirilip eğlenceliğe çevrildiği, muhakemenin kaybolduğu bir çağdır.”
(Neil Postman)



Oldum olası, mekanik bir aygıtın karşında düştüğüm aczi insanlara ifade etmekte güçlük çektim. Telefondan bahsediyorum...
Onunla, sözüm ona sohbet denen ve uzadıkça yavşayan sakızları sevmiyorum…

Manevi, duygusal ve metafizik içerikten yoksun dijital iletilere, mesajlara illet oluyorum…

Telefonla, dini, ideolojik ve insani hiçbir düşüncenin, karşı taraftakine aktarılacağına ve onda gerekli hassasiyeti uyandıracağına inanmıyorum…
Telefonun, ayrılıkların lezzetini, gurbet acısını, sıla özlemini, arzulamayı ve vuslatı piç eden işlevselliğine isyan ediyorum…

Sözde, maşuk ile özlem tesis eden, ancak gerçekte sağaltıcı bir mastürbasyondan, yani, “Oh bunu da aradan çıkarttık”tan başka hizmeti olmayan bu soğuk aletten nefret ediyorum…
Bazen, sürekli temas, acıyı kaşıyor. Bazen, yalana sevk ediyor.

Bakırköy minübüsünde, “Yok abi! Şu anda görüşmemiz imkansız, daha Kadıköy’deyim” diyene bizzat şahit oldum…
Telefonla, derdini değil meramını anlatırsın. Haber verirsin, durum bildirirsin. 10 yıl önceyi hatırlayalım. Sözün namusuna güvenip günler öncesinden buluşma yeri ve saati tertip eder ve -ölüm olmadıkça- buluşurduk. Şimdi herkesin uydularla fezayla konuştuğu bir dönemde, son anda arayıp “İşim çıktı” bahanelerine sığınıldığına şahit olmak gönlümü yaralıyor...
Muhabbet ettiğimizi sandığımız muhatabımız, aslında büyük bir yanılsama! Karşımızda kimse yok aslında!

Sersemletici yabancılaşmanın bizi ele geçirdiği duygularla, mekanik bir aygıtla, kablolarla, ahizelerle sesleştiğimizi, karşımızda bir insan olmadığını bilinçaltına tulum peyniri gibi bastırıyoruz…
Hele mübarek gün ve gecelerde, bayramlarda ve bizim için anlamı olan günlerde, cepten ucuz yollu mesaj atma terbiyesizliğinin vardığı haddini bilmezlik, pespayelik, samimiyetsizlik ve içeriksiz edebiyat katletme zevzeklikleri, iletişimde soytarılığın vardığı şahika gerçekten...

Bir de beleş mesaj kontenjanından, paket bir dörtlüğe kurban gitmenin tek anlamı var bence o da; resmen tacize uğramak...

GSM şirketlerinin kâr hanesini şişirirken, sevap hanesinde artış beklemek kesinlikle saflıkla açıklanamayacak kadar enayiliğe yakın bir ruh durumunu işaret ediyor.

Otomatiğe bağlı bir kutlama, sevap bekleme, gönül alma beklentisindeki insanların sayısındaki dehşet artış, yakında bu özel kişilikler için onların yerine sanal ibadetler yapan aletlerin icat edilmesinin de habercisidir. Çünkü piyasada talep eden malzeme bu kadar çok olunca elbette ki karşı malzeme de arzolunacaktır...

Sıla-i rahim’in yerini cep to cep iletiler alıyorsa, yollarsın bilmemkaç bilmemkaça yeni bir ileti, yerine namaz da kılarlar. Hem ne dersiniz daha güzel olmaz mı..?

 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1347