George W. Bush'un reenkarnasyonu
Tarih: 31.12.2005 Saat: 13:40
Konu: Deneme


12 Eylül öncesinin zorunlu seyahat tekliflerini hatırlayanlar bilirler. Ağabeylerimiz ağız dolusu haykırırlardı:

"Komünistler Moskova'ya!"

Faşistler mi?

Onların coğrafya seyahat biletleri indirimli tarifeden çoktan kesilmişti.

Biz o vakitler mahalle aralarında top koşturuyorduk. Ekmek bıçağı ile topumuzu hacamat eden kahraman bakkal Rami amcaya büyük atlastan yer aramıştık: "Mançurya..."


Ne komünistlerin Moskova'ya "hicret" edecekleri vardı; ne de Rami amcanın Mançurya'ya... Kimsenin bir yere gittiği/gideceği yoktu. Olsun, yine de acayip rahatlardık. Bunun, günümüz yükselen uygun ifadesi; "Canın cehenneme"dir.

Soğuk savaş dönemi ideolojik kitlesel kalaydan, pırıl pırıl bireysel kalaylamaya geçiş, işte bu "dublaj veledi" lakırdı sayesindedir.

"Layık olduğu ömrü süremedi..."

Fransız şairi Baudelaire'in yaşantısını özetleyen bu güzel deyişi aktarmamıza bakarak, sakın ola ki Sartre'ın o nefis "Baudelaire" incelemesinden söz açacağımız sanılmasın.

Maksat, lafın rotasını Max Deauville'in "Baudelaire" adlı mizahi hikayesine çevirmeden, okuyucunun kemerleri bağlamasına fırsat tanımaktır. Üstelik yeri gelmişken heybemizden okkalısından bir kitap boşaltalım ki, havamız olsun.

Max Deauville söz konusu hikayesinde, Baudelaire'in "ruh göçümü"nü konu eder.

"Ruh göçümü" de ne ola?

Ruh göçümü, bildiğiniz tenasüh inancının TDK'daki karşılığıdır:

"Ruhun bedenden bedene intikal etmesi."

Yani, reenkarnasyon.

Evet, batıl itikat... Lakin kullanmasını bilirseniz, batıl olduğu kadar da eğlencelidir.

Küreselleşmeden söz edilen postmodern zamanlarda, zorunlu coğrafi seyahat teklifleri anakronik kaçacağından, reenkarnasyon meseliyle metafizik düşe yatmak oldukça rahatlatıcıdır.

Efendim? George W.Bush'u düşün kralına yatıracağız da, az sabredin. Madem Deauvill'den bahsettik, hikayesine şöyle bir bakış fırlatalım ki, bakarsınız yine adamcağıza işimiz düşer, ayıp olmasın.

Deauville, ilkin bokböceği daha sonra sırasıyla sümüklüböcek, kedi, köpek derken, on ikinci kez yeniden doğuşunun ardından yarış atı kılığındaki Baudelaire'i anlatır. Yarış atı kılığındaki Baudelaire, üzerine bahse giren seyirci denen "kirloz"ları suçlar. Suçlar suçlamasına ama iyisinden azarı işitir. "Fleurs du Mal" için kazandığı parayı günümüzde kazanması şöyle dursun, şiirlerini basabileceği kağıdı satın alması bile mümkün değildir; haline şükretmelidir. Hikayenin sonunda huysuzluğu artan Baudelaire'in tepinmesine, çifte atmasına, kişnemesine aldırış edilmez ve ahırın kapısı yüzüne kapatılır.

ABD Başkanı George W. Bush bu dünyadan ayrılmak zahmetine katlandığında, Max Deauville'in Baudelaire'e reva gördüğünü ona reva görecek değiliz. Gariban dünya halklarına yaptığını Bush'a yeni hayatında hayvanların yapması maazallah mümkündür. Ayrıca ot ve saman bulmak için onca yıl didindikten sonra hangi amaç uğruna yaşadığını bilmeden bir ikinci reenkarnasyon yolculuğuna çıkmasına, sizi bilmem ama benim vicdanım elvermez.

Schopenhauer'ın demesine göre, önceki hayatında ölmek zorunda olduğunu bilen "metafizik hayvan" olan insanoğlunu, herhangi bir ahırda tımarlanmış bir at olarak düşlemenin bir çok sakıncası vardır. Mesela, Bush'u, aralarında görmeye tahammül edebilecek kadar demokrat olmayan ahır cemaatinin cıngar çıkarması kuvvetle muhtemeldir.

Şaşacaksınız ama kestirmeden söyleyeyim; Bush'u ikinci hayatında hep papatya çiceği olarak düşlemişimdir. Ama kopardıkça hiç tükenmeyen bir papatya: "Seviyor-sevmiyor, seviyor-sevmiyor..."

 


Yenişafak
28/12/2005







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1346