Mafya: Dünden bugüne
Tarih: 13.12.2005 Saat: 04:35
Konu: Makale


DÜN / BUGÜN

Mafya dizilerinin televizyonlarda en çok seyredilen programlar olduğu bir dönemde yaşıyoruz.


Nasıl bu hâle geldik, bu tür dizilerden topluma yansıyan tavırların neticeleri ileride nasıl tezahür edecek, kanunsuzluğun veya paraya dayalı dağ kanununun sosyal ve ekonomik sonuçları neler olacak, her alanda gitgide yaygınlaşan zorbalık ve güç üstünlüğü mer’î sistemleri nasıl değiştirir, hepsi başlı başına üzerinde titizlikle durulması gereken soru ve vakıalar.

Kuralını kendisi koyan ve kaba kuvvete dayalı zorbalığın silahla bütünleşmesi anlamına alınabilecek bu yozlaşma yalnızca bizim toplumumuza veya yalnızca bu çağa ait bir sorun da değildir üstelik. Tarih boyunca her toplum kendi çağının mafya ilişkilerini üretmekten hiç geri durmamıştır.



Çünkü her ahlak nizamı, her devlet etme biçimi içinde bir alternatif sistemi de barındırır. Adına eşkıya, haydut, zorba, kabadayı vb. ne denirse denilsin hepsi aslında kanunu kendisi yapan ve dünyanın her yerinde kurallarını yine kendi özgüveniyle uygulayan zoraki insanları tanımlar. Ne ki, hiçbir dönemde bugünkü kadar toplum bünyesini sardıkları, yahut gençlerin şimdiki kadar özendikleri bir grup haline geldikleri söylenemez.

Eski toplumumuzda sözgelimi bir kabadayı ile bir tulumbacı, yahut bir eşkıya ile külhanbeyi, hele zorba ile tulumbacı arasında derece derece anlayış ve icraat farklılığı bulunur; gayrimeşruluk ibresini derece derece artırmaları oranında da toplumun nefreti yükselirdi. Şimdi hepsine birden mafya sıfatını uygun gördüğümüz bu insanlar arasında bir de kanunlara yakın ve yatkın duran tip vardı ki biz ona hâlâ babayiğit deriz. Bir kabadayı ile bir babayiğit arasında ahlak, cesaret, edep ve haysiyet bakımından farklar bulunur, iki sıfatı taşıyanlar arasında ahlaken de önemli bir aykırılık kendini gösterirdi. Bir babayiğit adam her şeyden evvel halim selim gezer, herkese hürmetine göre davranır, ürkmez, korkmaz, gösteriş yapmaz, behemehal doğruyu söyler, gizli kapaklı işlere bulaşmaz, kurnazlık peşinde olmaz, kumar ve içki alemlerinden uzak durur vs. Bir kabadayı ise sözgelimi vakur görünürse de meyhaneleri haraca keser, mülayim hareket ederse de nerede nasıl davranacağı kestirilemez, hak-hukuktan yana görünse de menfaatlerine düşkündür, haksızın yanında olduğunu söylerken de insanları birbirine kırdırmadaki maharetini göstermekten geri durmaz vs. Kabadayının daha kanundışı olan külhanbeyi, eşkıya, haydut gibilerde ise ilk kaybolan şey vicdan duygusu olacaktır. Bütün bu kabadayılık katmanlarının ortak adı bugün mafyadır, anarşidir, terördür ve yazık ki silahlı hesaplaşmalar arasında kan ve kurşun izleriyle lekelenmiş hayatları yaşamaktadırlar. Yasaların verasında, kanun adamlarının karşılarında yetimler ve dullar arasında, üstelik onları da çıkarlarına alet ederek geçen pejmürde, perişan, hazin hayatlar... “Açılın, yoksa kıyarım!” diye palavralarla vakit geçiren ve adam öldürmekten öte güç ve hakimiyetini kabul ettirme anlayışına yönelik eski kabadayılık, şimdilerde “Var mı bana yan bakan!” narasına sığınıp arkadan veya topuktan kurşun sıkmaya kadar varan bir kalleşlik ve rezilliktir. Bunun terör ve eşkıyalık boyutu ise ihanetin ta kendisidir.

Şanlı yeniçeriden Gladio’ya...

Yeniçerilik I. Murad devrinde Roma’nın Kapitol muhafızları misali disiplin ve iman ölçüleriyle kurulmuş (1362), II. Mahmud devrinde şehir eşkıyalığının kepazelikleri ve yozlaşma ortamında lağvedilmiştir (1826). Yaklaşık 450 yıl yaşayan bu teşkilatın başında 15 bin olan sayı sonda 140 bin civarındadır. Başlangıçta sultanı koruyup şehrin asayişini sağlarken sonunda sultanların kellesini isteyip şehri yağmalar olmuşlardı. Önceleri kışlada yaşayıp askerlikten başka bir işle uğraşmaları yasak iken sonraları ev bark, çarşı dükkan sahibi bile oldular. Yetkileri ve nimetleri çoğaldıkça gayrimeşru ilişkiler ağına düğümler atmaktan hoşlandılar. Ellerinde silah da vardı üstelik. Vaktiyle nezaket ve dürüstlüğe eğitilimli, bedensel ve zihinsel talimlere alışkın ve kışlalarda vakit geçirirken yolun sonunda kaba kuvvet ve cehalet diz boyu olarak meyhanelerde zaman öldürdüklerini bütün tarih kaynakları yazarlar.

Yeniçerilerin Ocak denilen kışla/teşkilatlarının merkezi İstanbul’un ortası sayılan Şehzadebaşı’nda, şimdiki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bulunduğu bölgede idi. Ne zaman ayaklansalar ocaktaki efsanevi kazanı Etmeydanı denilen bu meydana çıkarır ve devirirlerdi. İşler çığırından çıkınca sık sık devirmeye başladıkları (mesela 1648, 1651, 1655) bu kazan yalnızca İstanbul halkının değil, padişahların da karabasanı olmaya başlar. Nitekim Sırp ve Yunan mağlubiyetlerinden sonra 1826’da II. Mahmud alternatif bir ordu kurmak istediğinde, onlar daha evvel modernleşmeye karşı çıktıkları gibi reformu destekleyen bu hareket ve fetvalara da direnmeye başladılar. Ama bu sefer yolun sonu görünmüştü ve ordu ile halk birlik olup onları kışlalarında kuşattı, kazanı son kez olarak devirip ocağı söndürdüler.

BERCESTE

İzzet Molla, Yeniçeriliğin kaldırılması için ebcedle düşürdüğü tarih kıtasında şöyle der:

Tecemmü eyledi Meydân-ı Lahme

Edip küfrân-ı ni’met bunca bâğî

Koyup kaldırmada ikide birde

Kazan devrildi söndürdü ocağı

(Şunca şehir eşkıyası (mafya), evvelden beri gördükleri nimetlere karşı nankörlük edip isyan için yine Etmeydanı’na toplandılar. İkide birde kazanı koyup kaldırayım derken, nihayet kazan bu devrilişte ocağı da söndürdü...)




Zaman
24/11/2005
 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1309