
?Şiir hangi sözcüklerle yazılmalı ki?? (2)
Tarih: 11.11.2005 Saat: 06:55 Konu: Makale
Geçen haftaki yazımda şiir dilinin sözdağarının (’vocabulaire’) nasıl
seçilmesi gerektiği konusunu anlatmaya başlamıştım: Bu hafta da devam ediyorum.
Prof. Dr. Mehmet Kaplan, ‘Edebiyatımızın İçinden’ adlı kitabında yer alan ‘Cahit Sıtkı
Tarancı’nın Şiir Estetiği’ başlığını taşıyan makalesinde Tarancı’nın ‘her kelimenin kendine has bir çağrışım mekanizmasına bağlı olduğunun farkında’ olduğunu belirttikten sonra, ‘Cahit
Sıtkı’ya göre şiir, bir ‘evocation’ sanatıdır’, der ve şöyle sürdürür sözlerini: ‘Kelimeler uyandırdıkları çağrışım ile okuyucuya tesir ederler. Ölü veya uydurma
kelimelerde bu hassa yoktur.
Cahit Sıtkı’nın kelimelerdeki bu hassaya ne kadar ehemmiyet verdiğini şu mısra tahlili çok iyi gösterir:
Ağlarım hatıra geldikçe
gülüştüklerimiz
Mısrasında ‘hatıra’ yerine ‘aklıma’ deyiniz: Vezin bozulmaz[…] ama şiir sırra kadem basar. Bunun tek sebebi ‘hatıra’ kelimesinin
‘aklıma’ kelimesinden daha zengin bir ‘evocation’ unsuru olarak daha kuvvetli olmasıdır.’
Türkiye’nin en değerli filologlarından biri olan Prof. Dr. Süheyla Bayrav da,
‘Dilbilim’ dergisinin I. sayısında, şiirin çağrışım alanı geniş olan ‘arkaik’ sözcüklerle yazılmasını savunanlar olduğunu bildiriyor ki, bu da Prof. Kaplan’ın tezinin doğrulanması demektir.
‘Arkaik’ sözcükler! ‘Bedreddin Üzerine Şiirler’i yazarken, 15. yüzyıla ilişkin bir tarihsel dil (’arkaik’ dil!) kullanarak, belirli bir ‘gelenek-etkisi’ üretmeye
çalıştığımda, bağnaz, dahası fanatik dil ‘devrimbaz’larının hışmına uğramış, ‘Osmanlıcı’lıkla damgalanıp aforoz edilmiştim. Oysa, kullandığım sözcükler, Osmanlı toprak rejimini ve kurumlarını işaret
eden terimlerdi ve elbette ‘öztürkçe’ söylenmeleri söz konusu olamazdı: -’timar’, ‘miri’, ‘mutasavvıf’ vb., sözcükleri gibi!
Pek iyi de,
günümüzde bazı genç şairlerin, bu defa, gündelik hayatımıza girmiş yabancı dilden aktarma sözcüklerle yazdıkları şiirlere ne demelidir? Değer verdiğim bir genç şair ve romancı, Murat
Menteş’in ‘Dergah’ dergisinin son sayısında (Eylül 2005), ‘Aceleci Tefecinin Ebediyet Süsü Verdiği Anlar’ başlıklı şiirinde görüyoruz bu sözcükler ve onlarla yapılan
tamlamaları: ‘Aranjman çığlıklar’, ‘hasret stoklamak’, ‘romantik efor’, ‘bloke edilen şefkat’, ‘prosedür gereği haşat olmak’, ‘gözyaşı averajı’,
‘nihavent fotosentez’, ‘ihtiras transferi’, ‘platonik parantez’, ‘ontolojik yama’, ‘hasretle şarj olmak’, vs., vs.!
Denebilir ki, bu sözcüklerle
bugünkü gündelik hayatımıza tanıklık etmek söz konusudur: Sözcüklerin tümü, günümüz konuşma dilinde dolaşıma girmiş sözcüklerdir; Türk insanının
bugüne ilişkin ‘insanlık durum’u, ancak bu sözcüklerle ve onlarla inşa edilen imgelerle dilegetirilebilir! Bu böyle midir, değil midir, tartışılabilir; ama, bu imgelerle inşa edilen şiirlerin, gerçekten ‘şiir
dili’ ile mi yoksa, gündelik konuşma diline eklemlenmiş ‘tufeyli’ bir dille mi yazıldıkları, mutlaka sorgulanmalıdır. ‘Tufeyli dil’i, gündelik konuşma diliyle argo dili arasında, her ikisine de asalak,
‘ne o ne öteki’ dil olarak tanımlıyorum; -Ömer Seyfettin’in Efruz bey tipinin, bir ara, Bilgi Bucağı’nda ürettiği, rahmetli Tahir Alangu hoca’nın deyişiyle, ‘çeşitli dillerin
kelimelerinden ve kurallarından’ yapılmış ‘karma’ dil gibi!
‘Efruz bey’den Murat Menteş’e, Tarih tekerrür ediyor, ama önce komedi, sonra da trajedi olarak! Ömer Seyfettin,
aşırı Batılılaşmanın ortaya çıkardığı bir tiple, Efruz bey’le, onu gülünçleştirerek alay ediyordu; Murat Menteş ise, deyiş yerindeyse, Efruz bey’in dilinden, o ‘tufeyli dil’den bir ‘şiir
dili’ kurmaya çalışıyor ki, galiba trajik olan budur. Menteş, bu sözcüklerde, Prof. Kaplan’ın sözünü ettiği o ‘evocation hassası’nın olup olmadığı ve ‘şiirin sırra kadem
bas[ıp]’ basmadığı üzerinde dursa iyi olurdu, diye düşünüyorum.
Zaman 28/09/2005
|
|