'Şiir hangi sözcüklerle yazılmalı ki?' (1)
Tarih: 05.11.2005 Saat: 14:50
Konu: Makale


Bilinen hikayedir; - Valery, ‘Degas, Danse, Dessin’de anlatır: Ressam Edgar Degas, şiir yazmayı düşündüğünü, fikirleri olduğunu, ama bu fikirleri bir türlü şiire dönüştürmeyi başaramadığını söyler; nedenini sorar Mallarmé’ye: Mallarmé şu cevabı verir:

‘Ama Degas,şiir sözcüklerle yazılır, fikirlerle değil!’.



Elbette doğrudur, ‘şiir, sözcüklerle yazılır; evet, ama hangi sözcüklerle? Bir şiirimdeki bir dizeyi alıntılayarak söylersem: ‘Şiir hangi sözcüklerle yazılmalı ki?’

Şiir, Dil’in sözdağarından (vokabüler’inden) seçilen sözcüklerle yazılacaktır da, bu seçme işi nasıl olacaktır? Roman Jakobson, yirminci yüzyıl dilbiliminin büyük yol açıcısı, ‘Poetics and Linguistics’ adlı makalesinde, Dil’in iki ekseninden birinin ‘seçici’ (’selective’), ötekininse, ‘birleştirici’ (’combinative’) ekseni olduğunu bildirir; ilki metafor’u (eğretileme; istiare) verir bize, ikincisi metonimi’yi (düzdeğişmece; mecaz-ı mürsel)... Bir örnekle anlatayım: Necip Fazıl’ın, bir şiirindeki

‘Ve bahtı göklerin altın çivilerinde’

dizesini alalım: Bu dizede şair, örtük olarak, ‘yıldızlar’ı anlatmak istemiştir ve bunun için, yıldızlarla benzeşim ilişkisi kurabileceği bir sözdağarından ‘altın çiviler’i seçmiştir. Şair, pekala, bu sözdağarından başka bir sözcük ya da sözcükler seçebilir, yıldızları, örneğin, sarı buğdaylara da benzetebilirdi;- ama, ‘altın çiviler’de karar kılmış, böylece ‘çiviler’ ile ‘yıldızlar’ arasında birebir bir paralellik ya da metaforik bir ilişki kurulmasını sağlamıştır. Jakobson’un ‘seçici eksen’i budur. ‘Altın çiviler’i ‘gökler’le birleştirmek ise, ‘birleştirici eksen’in işidir Bu da, ‘göklerin altın çivileri’ tümce parçasının, metonimik bir ilişki kurması demektir.

Söylemesi bile fazla belki: Şairin, metaforik ilişki kurmak için sözdağarından seçeceği sözcüğü belirleyen kriterler var. ‘Yıldız’ örneğinden gidelim: Şair, yıldızlar’la örneğin ‘takunyalar’ arasında bir ilişki kuramaz; çünkü bu bağlamda bir benzeşim söz konusu değildir: Ama bu sadece metaforik ilişki için değil, metafor dışındaki paralellikler için de geçerlidir. Eski bir belagat terimi olan ‘cezalet’, sözcük seçimi işindeki belirleyici kriterlerden biridir. Tahir-ül Mevlevi’nin ‘Edebiyat Lügati’nde, ‘Cezalet’ten söz ederken, ‘Eda’nın müedda ile yani lafzın mana, daha açığı üslubun mevzu ile muvafık olması için kelimelerin rikkat ve cezaletine de mümkün olduğu kadar dikkat etmek’ gerektiğini bildirir. ‘Rikkat’ yani, üslubun konuyla ilişkili olması; ‘cezalet’ ,yani üslubun konuya aykırı olması! Tahir-ül Mevlevi, bebeğin uykusu için ‘mışıl mışıl’ yerine ‘horul horul’u seçip kullanmanın bir ‘cezalet’ örneği olduğunu bildiriyor.

Yahya Kemal de, ‘Edebiyata Dair’deki ‘Ali Emiri Efendi ve Yeni Şiir’ başlıklı kısa makalesinde, Ali Emiri Efendi’nin ‘yeni usulde şiir söylemek gibi bir hevese kapıldı[ğını]’ belirtip’ telefon’, ‘tahtelbahir’ (denizaltı), ‘tayyare’ gibi ‘yeni zamanların en bariz terakki numuneleri’ üzerine şiirler yazdığını söyledikten sonra, onun

‘Tayyareye binmiş geziyor naz ile canan’

dizesini ele alıyor ve bu dizenin ‘asrın şiddet, sür’at ve huşunetinden[…] uzak bir manzara’ çizdiğini bildiriyor. Yahya Kemal söylemiyor ama, ‘tayyare’ sözcüğü ile, dizenin geçmişe gönderme yapan ‘eda’sı arasında ‘cezalet’ vardır; - Tahir-ül Mevlevi’nin deyişiyle, eda’nın ‘müedda’ya, ya da üslubun konuya ‘muvafık’ olmaması durumu!..

(Bu meseleye devam edeceğim)




Zaman
21/09/2005
 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1284