DÜN / BUGÜN
Rastlamışsınızdır, resmi devlet daireleriyle büyük işyerlerinde bayramlaşmalar
genellikle bayram tatilinin başladığı günün öncesindeki gün yapılıyor ve pek çok yerde maalesef oruçlu insanlara çikolata ikram ediliyor.
Eskiden bayramlaşma bayram alayından sonra
Kubbealtı’nda icra olunurmuş. Saltanat merkezi Dolmabahçe’ye taşındıktan sonra bayramlaşma imsak vaktine alınmış ve devlet erkanı bayram sabahında oruca kalkar gibi muayede salonunda hazır bulunurlar, sonra oradan
topluca Dolmabahçe Camii’ne, bayram namazına geçilirmiş. II. Mahmud 1836 yılından itibaren bu adeti eskisi gibi Kubbealtı’nda olduğu gibi bayram alayından sonra icra ettirmeye başlamıştır.
Eski bayram
alaylarında saray hizmetkarları, padişahın koruma görevlileri (peykler ve solaklar; sonradan muhafız bölüğü) teşrifat kaidelerine göre at üzerinde ve sağlı sollu ilerlerler, bu arada saray kahyaları yollardaki
izdihamı açar, halkı düzene sokar, padişaha dilekçe verecek veya arzda bulunacak olanları kurallara göre hareket etmeye zorlar, düzen ve intizamı sağlarlardı.
Sultan Abdülaziz devrinde bayram
alayına şehzadelerin de katılması irade edildi. Sultan Mahmud’un bir bayram alayında ünlü devlet kethüdası Halet Efendi’nin gösteriş ve yakışıklılığına bakıp da hayran kalan yaşlıca bir kadının
“Maşallah Efendim, maşallah!.. Allah seni Padişahımıza şirin göstersin!” diye alkış okuması üzerine Halet Efendi dönüp kendi arkasından gelmekte olan Canip Efendi’yi göstererek, “Hanım
bu ettiğin duaya benden ziyade şu herif muhtaç!” diye şaka yapmış ve Canip Efendi’nin çirkinliğini ima etmişmiş.
Vak’a-i Hayriye’den sonra bayram alayında kavuklar yerine fesler, kaftanlar
yerine de setre ve pantolonlar görünmeye başlamıştır. Bir tek solaklar ve peyklerin sorguçları bırakılmış, bunların eski Roma hükümdarları gibi olan merasim kıyafetleri aynen muhafaza edilmiştir.
Bayram
tebrikatı yalnızca devletlulara lazım değildir elbette. Herkes yakınını, hısım akrabasını bayramda tebrike giderek aile ve dostluk bağlarını pekiştirmiş olur. Yazık ki günümüzde bayram gelince insanlar tatile çıkıyor veya
evden kaçıyorlar...
Bekçi manileri
Belki de şu sırada kapınızda bir davulcu ve sokakta bir davul sesi... Ramazan boyunca her gece sizi sahura uyandırdıkları(!) için gelip bahşiş,
hediye, mendil vb. topluyorlardır. Güm... güm güm de güme güm!..
Eğer kapınızdaki davulcular eski bekçilerden olsalardı muhtemelen biri çalıp diğeri söyleyerek size şu manileri
okuyor olacaklardı:
Kıl nazar sağ ile sola
Kalbiniz sürurla dola
A benim devletlü ağam
Iydınız mübarek ola
Düşman hazan gibi solsun
Dostlar hep
şad olup gülsün
A benim hanımcık ablam
Iydınız mübarek olsun
Erişti çün eyyâm-ı ıyd
Olasın kederden baîyd
A benim
küçücük beyim
Günlerin hep olsun saîyd
Belki buna cevap da şöyle gelecekti:
Bekçi sözün var mı bana
Dualar hep senden yana
Hiç elem çekme a canım
Hazırlandı yağlık sana
*
Çocukluğumu hatırlıyorum; kar kış demez, erkenden uyanır, bekçi ile manicinin sokağımıza gelmesini
ve özellikle de bizim adlarımızı anarak maniler okuyup bahşiş istemelerini gaşy olarak takip ederdik. Adımı bilmelerinden dolayı uzun süre onları ermiş insanlar gibi düşündüğümü hatırlıyorum. Meğer iki ev
önceki komşumuza sorarlarmış. Tıpkı bize de iki ev sonraki komşumuzun çocuklarının adlarını gizlice sordukları gibi. Ben hâlâ kapıma gelip mani okuyacak bir bekçi babayı bekliyorum ve böyle birisi
çıkarsa emin olun bahşişi yüksek tutacağım!.. Çünkü;
Bu aya sultan ay derler
Kaymak ile şeker yerler
Ezelden adet kılınmış
Bekçiye bahşiş verirler
NÜKTE - Bektaşi haklı mı acaba!..
Bilirsiniz, hani Bektaşi babasının yanında herkes oturmuş Ramazan’dan bahsediyorlarmış:
-Ah erenler, geçti gitti mübarek ay.
-Keşke yılda iki defa ramazan olsaymış; daha çok istifade ederdik!
-Ne mübarek günlerdi, hiç bitmeseydi...
Bu sırada Bektaşi babası itiraz etmiş:
-Yalan söylüyorsunuz
imanım. Zira ramazan çıktığı zaman hepiniz bayram edip şenlikler tertipliyor, birbirinizi tebrike gidiyor, tatlılara, böreklere, çöreklere hücum ediyorsunuz. İnsan sevdiğinden ayrılınca bayram eder mi hiç?!.. Siz
mesela hiç benim bayram ettiğimi gördünüz mü; ikisini de hoş görürüz vesselam!..
Doğru söze ne denir? Allah Bektaşi’yi haklı çıkartmasın vesselam!..
Zaman
03/11/2005