Huzur dersleri
Tarih: 15.10.2005 Saat: 05:56
Konu: Divan Edebiyatı



DÜN / BUGÜN

Ramazan bereketi denir ya, işte tam da ondan bahsedeceğiz.

Bilmem farkında mısınız; artık ramazanlar pek çok toplantıya, görüşmeye, konferans ve etkinliğe zemin hazırlıyor, çeşitli kuruluşlar özellikle kültürel etkinlikler düzenlemek açısından neredeyse birbirleriyle yarışıyorlar.


Eskiden yalnızca büyük şehirlerde düzenlenen bu tür programların gitgide Anadolu kasabalarına kadar yayılması doğrusu entelektüel birikimlerin paylaşılması açısından hayli yararlı da oluyor. Keşke bu toplantılara masanın her iki yanından da daha çok insan katılabilse; daha çok bilgi ve kültür akışı sağlanabilse.



Lüks otellerde verilen iftar yemekleri bahsi var bir de. Kültürel amaçtan ziyade bir dost ağırlama faslı gibi. Buna da elbette ihtiyaç var, illa ki bu tür lüks sofralarda iftar etmek herhalde fakir fukaranın da hakkı olsa gerektir.

Anlattıklarımızın paralelinde geçmişe bakacak olursak Osmanlı entelektüellerinin ramazana has toplantıları içinde huzur derslerini en ön sırada görürüz. Osman Gazi zamanında başlayıp Murad Hüdavendigar’ın tertibiyle resmileşen ve her ramazanın ilk sekiz gününde icrası gelenek haline gelen huzur derslerinde şeyhülislam ile onun seçtiği 8-10 kadar alim bulunur, bunlardan birisi (genellikle ulemâdan olur) bir sureden ayetler okuyup meal ve tefsirini verir, sonra da meclistekiler (bunlar da müderrislerden seçilir) sorular sorarak meseleyi müzakere ederlerdi. Öğle namazıyla ikindi arasında ve hünkar huzurunda icra edilen derslerin katılımcıları her gün ayrı kişilerden seçilebilirdi. Müzakerecilere üç aylar başlangıcında ders konusu ve katılım günleri habe r verilir, böylece hazırlıklı bir toplantı icra olunurdu. En son huzur dersi Halife Abdülmecid huzurunda 1924 ramazanında yapılmıştır. Huzur derslerinin sonunda padişaha dualar edilir, o da alimlere hatırı sayılır hediyeler verirmiş.

Atalarımız huzur derslerine özenerek halk arasında da toplantılar tertip etmişlerdir. Bu toplantılarda da keza zamana ve mekana uygun okumalar ve açıklamalar yapılırmış. Konaklarda ve eşraf arasında Leyla ile Mecnun okumaları, mahalle kahvelerinde Kan Kalesi, Hamzaname, Battal Gazi gibi destanlar okunması gelenektendir. Okunan kitaplar o zamanın imkanlarına göre elyazması olduğundan, ramazandan evvel sahaflardan kira ile temin edilir, okuma bilen bir kişi okudukça anlatıma yorumlar katar, zenginleştirir, hatta mahallileştirdiği de olurmuş. Bu tür meclislerde masrafı bazan tertipleyen karşılar, bazan da kahvehane sahibi kitabı okuyandan kahve ve çay parası almaz, onun yerine dinleyicilere bolca servis yaparmış. Bu meclislerin en büyük sakıncası, hiç şüphesiz, kitabı okuyanın yazıyı söktüremeyip heceleye heceleye okumasıdır.

Eski çağların entelektüel muhitlerinden biri de enderun iftarlarında teşekkül edermiş. Özellikle ramazan ortasında kutsal emanetlerin ziyarete açılmasıyla birlikte enderun iftarları fevkalade önem kazanır ve devlet ricali burada iftarda buluşmaya can atarmış.

Bir de lezzeti estetikle buluşturmak isteyenlerin Bayezit Kulesi’nde yaptıkları iftarlar vardır. Ramazanın yirmisinden sonra iki veya üç defa yapılır, katılmak isteyenlerin çokluğu ile hiyerarşik hırgür çıkar, buna mukabil davetiye gönderilenler gelemezlerse paylarına düşen mükellef sofralarını gönderirlermiş. İftarı düzenleyenler, yaşlı olup kuleye çıkamayacak zengin paşalara ve hidivlere davetiye göndererek mükellef sofralar kurdurturlarmış. Oruç haliyle kuleye çıkmanın zahmeti, herhalde yukarıdan Adalar ve Marmara manzaraları ile Yeşilköy taraflarındaki gün batımını seyretmeye değer bir şey olsa gerek.

Burada bir notu da ilave edelim: Eski İstanbul sofralarının ramazan çorbası işkembeden ibarettir. O kadar ki, iftarda işkembe çorbası bulundurmayan ev sahibi ayıplanırmış. Top atılır atılmaz bütün şehrin, intikam alırcasına işkembe çorbasına saldırdığını varın siz düşünün!..

Hiç şüphesiz eski ramazanlarda midelerden öte gönüllerin doyması için de zengin ve zarif nimetler ilgililere sunulmuştur. Bugünün ramazanlarında onlardan eksik kalan bir yanımız olduğunu sanmıyorum. Mideler, zihinler, gönüller ve hassaten ruhların ziyafeti adına biz de ona “onbir ayın sultanı” diyoruz zaten.


ACAYİP / GARAYİP

Vaktiyle musıkişinas bir Tesbihçi Emir Efendi yaşamış. Bayezit Camii avlusunda tesbih satar, bu sırada kendi bulduğu bir terennüm ile “Tesbihim birer paraya!” diye şarkı okur gibi sesine ahenk verirmiş. Garip tesadüftür, bu tesbihçi öldüğü zaman “Tesbihim birer paraya!” sözünü ebced ile hesap edenler tesbihçinin ölüm yılına tekabül ettiğini görmüşler.


BERCESTE

Neşv ü nemâ bulamaz düşmeyicek hâke nebât

Mütevâzı olanı rahmet-i Rahmân büyütür

Laedrî

(Bir tohum, toprağa düşmeyince asla büyüyüp gelişme gösteremez. Çünkü mütevazı olup başını yere indireni Allah’ın rahmeti büyütür.)




Zaman
13/10/2005
 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1269