Tevfik Fikret’in ölümünün 90. yıldönümü, onun şiirinin, ‘Aydınlanmacı’
kimliği
dolayımında yeniden gündeme gelmesine yol açtı. Neredeyse
gelenekselleşmiş diyebileceğim bir mesele: Geçmişi, ta Tevfik Fikret- Mehmet
Akif tartışmasından başlayarak, 1940’larda Sabiha Sertel ile Eşref Edip ve
ötekiler
arasında çıkan polemiklere kadar uzanan bir kronik anlaşmazlık!
Anlaşmazlık, Mithat Cemal’in bildirdiğine göre, Fikret’in ‘Tarih-i Kadim’
şiirindeki iki dizede, Kur’an’ı
ve Hz. Peygamber’i aşağıladığı gerekçesiyle
Akif’in, Süleymaniye Kürsüsü’nden ‘Şimdi Allah’a söver, sonra biraz bol para
ver/Hiç utanmaz, Protestanlara zangoçluk eder’ dizeleriyle cevap
vermesi üzerine
başlamıştır. (Ayraç içinde belirteyim: Orhan Okay Hoca’nın aktardığına göre,
‘Tarih-i Kadim’ 1905 yılında kaçak olarak ve yakınlarının verdiği bilgilere
nazaran, Fikret’in izni olmadan
basılmıştır ve o tarihe kadar Akif’in Fikret
hakkındaki kanaatleri ‘hiç de menfi değil’dir!) Bunun üzerine Fikret, ‘Molla
Sırat’ şiiriyle Akif’e karşılık verir: Ve bu tartışma, daha sonra
Servetifünün’cularla Sebilürreşat’çıların kavgasına dönüşür: Akif’in yanında
Babanzade Ahmet Naim Hoca, Fikret’in yanında ise Dr. Riza Tevfik yer alır. Ve
elbette her iki tarafta, başkaları da!
Bu tartışma, 1939 yılının sonlarında ‘Yeni Sabah’ gazetesinde Fikret aleyhine
yayınlar dolayısıyla, bir defa daha, Türkiye’de entelektüel hayatın gündemine
oturacaktır. ‘Yeni Sabah’ta
Fikret konusunda bir anket yapılmış, bu ankette bazı
yazarlar, Fikret’e ağır saldırılarda bulunmuşlardır. Sabiha Sertel de bunlara
‘Tan’ gazetesinde cevap verir. ‘Fikret’i Bir İrticaa Bayrak mı yapmak
istiyorlar?’ başlığıyla ‘Tan’da yayımladığı bir yazı dolayısıyla Sabiha Sertel
hakkında dava açılır. Yazıda, ‘Şair Tevfik Fikret’in edebi kıymet[inin] münakaşa
edilebil[eceğini], fakat şiirlerini
mevzuubahs ederek içtihadına, felsefi
düşünüşlerine hücum’ etmenin ‘tehlikeli’ olduğunu öne sürmüştür Sertel… Ona
göre, amaç, Fikret’e değil, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin altı okundan biri
olan
Laikliğe’ saldırmaktır. Prof. Orhan Okay, ‘Ölümünün 50. yılında Mehmet Akif
Ersoy’ üzerine Marmara Üniversitesi’nde düzenlenen bir sempozyuma verdiği
bildiride, bu tartışmaları şöyle özetler:
‘Başlangıçta, yenilikçiler ve
muhafazakârlar arasında bir münakaşa gibi başlayan hadise 1940’lardan sonra
Fikret’in Marksistler, Akif’in dindarlar tarafından bir bayrak haline
getirilmesiyle değişik bir
istikamete yönelir. Bu davranışların her ikisi de
doğrudan doğruya edebiyatla ve şiir sanatıyla ilgili değildir.’
Mesele, Fikret’in ve elbette Akif’in Dünya’yı birbirinden radikal bir biçimde
farklı
sorunsallar bağlamında değerlendirmelerindedir. Mehmet Kaplan, ‘Tevfik
Fikret ve Şiiri’ adlı çalışmasında, Fikret’te ‘1312 (1896) yılından itibaren,
toptan bir psikolojik değişme[nin] vukua gel[diğini];
‘[b]u tarihe kadar hayata,
aşka ve Allah’a inanan nikbin şair[in], bu tarihten itibaren yavaş yavaş
bedbinleşmeye, hayattan şikayet etmeye, dine karşı lakayıt, hatta dinsiz ve
Allah’a karşı isyankar olmaya
başla[dığını]’ bildirir. Prof. Okay, Fikret’in
‘Meşrutiyet’e yakın yıllardan itibaren yazmış olduğu bazı şiirlerine bakarak
ateist, pozitivist veya materyalist olduğuna hükmetmek mümkünse de’, bunun
tersinin de öne sürülebileceğini gösteren kanıtlar olduğu görüşündedir.
Dolayısıyla, bu, Prof. Mehmet Kaplan’a göre, Fikret’in belirli bir felsefi dünya
görüşünden yola çıkmadığı, o nedenle de bir ‘düşünce
şairi’ olmadığı anlamına
geliyor. Nitekim Kaplan, onda ateist, pozitivist, materyalist yaklaşımın değil,
melankolinin ‘bir dünya görüşü haline geldiği’nden söz eder ve bir ‘düşünce
şairi’ olmadığını öne
sürer;- ‘Fikret, açıkça kendisini idare eden kudretin
‘tefekkür’ değil ‘his’[…] olduğunu söylüyor: Fikret kendi şiirinin ‘düşünce’ ile
alâkası olmadığını, başka şiirlerinde de tekrar
etmiştir,’ der.
1900’lerde ‘Yenilikçi’, 1940’larda ‘Marksist’ ve şimdi de, ölümünün 90. yılında
‘Aydınlanmacı’ Fikret! Ama ister, Prof. Kaplan’ın öne
sürdüğü gibi,
‘düşünce’lerden değil, ‘his’lerden yola çıkarak yazılmış olsun, Fikret’in bazı
şiirlerinin belirli bir ideolojik arka plan üzerinden okunması kaçınılmazdır;
-öyle okunmuştur, okunmaktadır
da!.. Önemli olan ‘metnin niyeti’dir;- yoksa
‘yazarın niyeti’ değil! Ama elbette asıl yapılması gereken, Fikret’i şu veya bu
ideolojik arka plan üzerinden okumak değil, onun edebi değerini tartışmaktır.
Büyük bir şair midir Fikret, yoksa ön niyetli ideolojik okumaların dışında
tutulursa, sıradan bir şair mi?
Zaman
07/09/2005