
İSMET ÖZEL'le ''Kürt Sorunu''nu üzerine röportaj
Tarih: 30.08.2005 Saat: 21:20 Konu: İsmet Özel
Son yıllarda Türklük üzerine yazdığı yazılarla dikkatleri üzerine çeken
ve tartışma yaratan Şair-Yazar
İsmet Özel'le "Kürt Sorunu"nu konuştuk!
.
TARİHİ TÜRK BİÇİMLERSE, İSTİKBALİ DE TÜRK BELİRLER
Şu sıra gündemde “Kürt Sorunu” var. Siz ise 5 yılı aşkın bir süredir
“Türklük” olgusuna vurgu yapıyorsunuz...
Türk kelimesine vurgu yapmamın sebebi; tarihin cereyan tarzı içinde, neyin
belirleyici olduğunu tespit etme gereğidir.
Türklüğün belirleyici olduğunu
mu öne sürüyorsunuz?
Evet. Öte yandan, tarih ile günümüz arasındaki ilişkiyi, tarih algımızı
mütehakkim güç biçimlendiriyor.
Neden?
Çünkü böylece kendi planlarını hayata geçirme kolaylığı
elde ediyor.
Tarihi, galip güçlerin biçimlemesi bize ne kaybettiriyor?
Farklı yönelişlerin, direnişçi yaklaşımların önü tıkanıyor. Tarihten güç
almak, destek bulmak, istikbali tayin etmek en büyük mesele haline
geliyor. Ben,
Türklüğe vurgu yapıyorum, çünkü Türkiye’nin geleceğine dair endişeler taşıyorum.
Şu anda başımıza gelen, başımızdan geçen olayları, kişileri de doğru anlamak
için, tarih hakkında, kimliğimiz hakkında kararlar
vermemiz şarttır.
Siz, hakim güçlerin tarih anlayışına karşı direnişçi bir anlayışla mı
Türklük tezini geliştirmiş oldunuz?
Evet, elbette.
HAKİM GÜÇLERLE, ÇIKARCILARIN
KOALİSYONU
“Kürt Sorunu” galip güçlerin tarih telakkisi doğrultusunda mı belirdi?
Türkiye’de “Kürt meselesi” resmî ağızda birdenbire ifadesini buldu. Bu, galip
güçlerin ürettiği tarih algılanmasının doğurduğu bir veridir.
Mütehakkim güçlerin gölgesine girmek gibi bir anlamı mı var?
Evet. Fakat, tarihi doğru algılamayınca ortaya çıkan çarpıklıklar, sapmalar
çoğalıyor ve
her şeyi bulanık, boğucu hale getiriyor. Ben “Türkleşmekle
İslamlaşmak içiçedir, aynı şeydir” diyorum. Kimileri bu sözümü “Kürtlüğü İslam
dışı saymak” olarak anlamak istedi.
Kürtler, Kürtlük;
bütün odakların gündeminde birinci madde oluverdi. Bunun
sebebi Kuzey Irak’ta olanlar mı?
Türkiye’de, resmî görüş, uzun süre Kürtlerin varlığını inkar etme yoluna
gitti. Şimdi kabul ediyor. Türkiye’yi
mahvetmek isteyenler koalisyon halindeler.
Dünya çapında faaliyet gösteren büyük sermaye ile Türkiye çapında kendi çıkarına
odaklanmış çevreler koalisyon kurmuş durumda. Büyük sermaye için Tibet sorunu
ile “Kürt
Sorunu” benzer işlere yarar.
BATAN GEMİNİN KÜRT SORUNU
Yani?
Ben, Modern Türk Şiiri’nde “Kürt” kelimesini kullanan ilk şairim.
“Kürt”
telaffuz edilen bir kelime değildi. Konuyla ilgili kitaplara “Doğunun Sorunları”
gibi adlar verilirdi. Ama şimdi bir tarafta Cumhuriyet rejiminin 80 senedir
rantını yemiş olanlar; bir tarafta da “Nasıl
olsa gemi battı, ben batan geminin
mallarını satarak ne kazanırım?” diye düşünenler var.
Demirel “Kürt realitesini kabul ediyorum” demişti.
Böylece, siyaset yapma ehliyeti
kazanmıştı.
Tayyip Erdoğan da “Kürt sorunu benim sorunumdur” dedi?
O da iktidarda kalmayı garantiliyor. Zaten arkasından Amerika’dan övgü
gelmiş.
BOŞ
HAFIZA, DÜŞÜK ÇENE
İktidarda kalmak ABD’nin desteğiyle mi mümkün?
Amerikan kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde “Çekiç Güç” olarak
yıllarca durdu. Bütün
hükümetler Çekiç Güç’ün görev süresinin uzatılmasını
onayladı. Bütün muhalefetler ret oyu verdi. Olup biten herşeyi hafızadan
silerek, boş bir hafızayla mı konuşacağız?
Sonuçta, çatışan iki taraf var ve...
İki taraf çatışmıyor ki! Hiç kimsenin çatıştığı yok. Tayyip Erdoğan’ın “Kürt
Sorunu” ibaresini ağzına almasına itiraz edenler, “Bunu ben yapacaktım, niçin o
yaptı” diye itiraz ediyorlar.
Bu durumda...
İnsanlar hem zihnen hem de yaşama imkanları bakımından hapsedilmiş durumda.
Kürtlerin yaşadığı yerlerde insanlar kendilerini Ankara’ya pek bağlı
hissetmiyorlar. Bir ay önce
Doğubeyazıt’a gittim, gördüm, “Ankara ne derse o
olur” fikri yaşamıyor orada. “Rüzgar ne taraftan eserse, yapacağımı ona göre
belirlerim” diyor insanlar. Ha, mesela Tekirdağ’da bir rüzgar
beklemiyorlar
belki, ama diyelim ki Adıyaman’da bekliyorlar.
AMERİKA’NIN TÜRKİYE’YE İHTİYACI MI VAR, YA TÜRKLERİN?
Kürt devleti kurulursa,
hakim güçlerin müttefiki olarak Türkiye’nin yerini mi
alacak?
Ben bu kafanın çalışma tarzını anlamıyorum. Türkiye’ye ihtiyaç mı var?
Türkiye’ye Amerika’nın ihtiyacı olduğunu düşünen, ona
göre plan yapanlar var.
Ben, bizim Türkiye’ye ihtiyaç duyup duymadığımızı soruyorum. İnsanlar yalnızca
kendi evinin tapusunu, emekli maaşını, kişisel kazancını düşünecek kadar
sığlaşırsa, o zaman ABD’nin bize
ihtiyacı olmasını isterler. Türkiye’yi bir
bütün olarak kendisinin kabul eden, Türkiye’ye “vatanım” diyen insanların
Amerika’nın ihtiyacına ihtiyacı olmaz.
“ÇIKAR
YOL, ÇIKMAZ SOKAK”
Sizin Türkiye telakkiniz...
Cuma Mektupları’nda çıkar yol ile çıkmaz sokak arasındaki farktan söz
etmiştim. Türkiye bir çıkmaz sokakta mı, yoksa bir çıkar yol mu
arıyor? Çıkmaz
sokaktasın, ama duvarı yıkarsın çıkar yol olur. Veyahut geri dönersin.
‘Çıkmaz sokak’, neye tekabül ediyor?
Mesela Türkçü, Solcu, İslamcı, ne olursan ol; Türkiye’de
hükümette rol
alabilmek için zaten kendi hususi tezlerini terketmiş olman gerekiyor. Şimdiye
kadar hep böyle oldu.
“İSA BU KÖYE UĞRAMADI” DİYE BİR
ROMAN
“Kürt Meselesi”nin, doğudaki yaşama şartlarıyla ilgisi var mı?
“Doğu sorunu bir Kürt sorunu değildir, bir ekonomik sorundur” demek
salakçadır. Türkiye’de,
Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki iktisadi mesele, diğer
yerlerdeki iktisadi meseleden ayrı mıdır? Uzun yıllar boyunca, İtalya’nın kuzeyi
ile güneyi arasındaki ciddi gelir farkından bahsedilmiştir. Ama hiç kimse güney
İtalya’nın kültürel veya siyasi bir özerklik derdi olduğunu söylememiştir. Hatta
bu konuda roman bile var, İsa Bu Köye Uğramadı diye.
KARABEKİR, KARAKİLİSE,
KARAKÖSE
Kuzey Irak’ta petrol kaynakları var. Petrol zengini bir Kürt devleti
hayali mi kuruluyor?
Doğubeyazıt’a gittiğimde, bir tanıtma broşüründen öğrendim ki Karaköse’nin
adı, Ermeniler tarafından Karakilise olarak telaffuz edilirmiş. Kazım Karabekir
gelince, “Karakilise olmaz, Karaköse” demiş. 1920’den hemen önce oluyor bu. Biz
bundan bahsedelim. Cumhuriyetin inşasıyla
“Kürt meselesi” arasındaki ilişkiyi
yanlış vazediyorlar.
İSTİKLAL HARBİ, TÜRKLERİ TARİHTEN SİLMEK İSTEYENLERİN BAŞARISIZLIĞA
UĞRATILMASIDIR.
Cumhuriyetin
inşasıyla “Kürt Meselesi” arasındaki ilişki, nasıl bir
ilişki?
Biz Türkler (bunun içine Müslüman oldukları takdirde Kürtleri de katıyorum),
İstiklal Harbi aracılığıyla bir başarı kazanmadık. Biz, Türkleri tarihten
silmek
isteyenleri başarısızlığa uğrattık. Bu çok önemli bir şey. İstiklal Harbi bir
başarı değildir. İstiklal Harbi, Türkleri tarihten silmek isteyenlerin
başarısızlığa uğratılmasıdır. Hiç kimse, olan biteni başka türlü algılatan, bu
harpten
kaçıp da harbin kazanılması sonunda en büyük avantajları yutanların
tezgahına gelmesin. Savaş sonunda eldeki belgelerde “Firar Etti” diye kayda
geçenlerin kimileri, Arap alfabesiyle yazılan ‘F’ harfinin
üzerine bir nokta
daha koyarak, kaydı “Karar etti” şeklinde değiştirmiştir. Bugünkü mesele,
İstiklal Harbi’nin anlamına sahip çıkıp çıkmama meselesidir.
İstiklal Harbi’nin anlamı derken?..
İstiklal Harbi’nden kim ne anlıyor? Ben söylüyorum ne anladığımı. Bu
toprakların vatanlık vasfına sahip çıktık biz bu savaşla. İstiklal Harbi’nde
Arnavut’muş, Kürt’müş, öyle bir ayrım hiç yoktu.
Ne için can verdiğimizi akılda
tutmazsak, canımıza, malımıza bugün kastedenlere ahmakça boyun eğmiş olmaz
mıyız?
İstiklal Harbi’ne katılan, Türklüğün tarihten silinmesini engelleyen fakat
etnik kökeni itibariyle
Kürt olanlar, bugün ters bir yola mı giriyorlar?
II. Dünya Savaşı’nı sonuna kadar ordunun başında olan Mareşal Fevzi Çakmak
nereli? Malatyalı. Kürt. İsmet İnönü? Bitlisli. İsmet İnönü üstelik Millî Şef.
İstiklal
Harbi’ne harcanan enerji kimin enerjisiydi? Bugün burada yaşayan
insanlara bakarken, İstiklal Harbi’ni veren insanlara bakmış olmuyor muyuz?
“KÜRT SORUNU” DÜNYA
SİSTEMİNİN DAYATMALARINDAN BİRİDİR
Kürtlerle ilgili sıkıntılar ne zaman başlıyor?
Herhalde, 1925’teki Şeyh Sait İsyanı’nın zorladığı bir şey olması lâzım.
Cumhuriyet Halk
Partisi’nin Tek Parti Dönemindeki ideolojik yapısı şuydu:
“İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz.” Hakikat ne olursa olsun, bir
savunma psikolojisi içinde, bunu söylüyorlardı. Ama beynelmilel bir Kürdistan
hazırlığı herhalde öteden beri vardı. Ben 40 sene önce, 1966 yılında; bugün
ortalıkta dolanan o bayrağı gözlerimle gördüm.
Doğuda çok ciddi bir işsizlik sorunu var. Bu, besbelli manipüle ediliyor.
Yıllar süren bir şiddet
süreci... Olağanüstü haller... Köylerin boşaltılması.
Çocukları ölen insanlar var. Bütün bunlar birbirine eklenerek bugünkü karmaşık
meseleler yumağı ortaya çıkmış...
“Kürt Sorunu” dedikleri şey, çok orijinal
bir şey değil. Dünya sisteminin
dayatmalarından biridir, hepsi bu.
Dayatmalardan biri mi?
İran – Irak Savaşı 8 sene sürdü. Ve bu 8 sene boyunca hem Irak, hem İran,
bunun kendilerine dayatılmış bir
savaş olduğunu söylüyorlardı. Gene de
savaşıyorlardı. “Boşver, bizi boşuna kapıştırıyorlar” demediler, diyemediler. 8
yıl boyunca Irak petrolden kazandığı bütün paraları silaha yatırdı. İran da aynı
şeyi yaptı.
1977’DE TOPLANAN BİR SİYONİST KONGRE
“Kürt Sorunu”nu bir dayatma olduğunu söylüyorsunuz...
1977 yılında ABD’de toplanan bir Siyonist
kongre, Ortadoğu’da etnik ve dinî
gruplara dayalı ‘devletçikler’ kurulması kararı aldı. Bunu ben oraya muhabir
göndererek öğrenmedim. Basında yer aldı.
Nerede okudunuz?
Sanıyorum,
“Event” diye bir dergi çıkıyordu...
TÜRK EDEBİYATI’NIN ETNİK SORUNU YOKTUR
“Kürt Sorunu”nun emperyalistlerin bir dayatması olduğunu ve
bunun da
önceden planlanmış olduğunu belirtiyorsunuz?
“Kürt Sorunu” dedikleri şey, Kürtlerin sorunu mudur? Bütün dünyada Kürtler,
“Arkadaş biz bunca sene devletsiz yaşadık, bundan sonra
devletimize kavuşmak
üzere harekete geçiyoruz” mu dediler? Böyle bir şeyin olması için önce bunu
edebiyatının olması lâzım. Bir millet edebiyatıyla doğar.
Oysa siz Türk Şiirinin, Türk Edebiyatının birçok parlak
isminin Kürt
kökenli olduğuna dikkat çekiyorsunuz?
Türk Edebiyatı’nın etnik sorunu yoktur. Abdülhak Hamid, yanlış bilmiyorsam
Çerkez’dir. Cahit Sıtkı Tarancı, Kürt; Cemal Süreya, Zaza.
Bir Kürt Edebiyatı da inşa edilmeye çalışılıyor fakat?
Evet, ama o itelemeyle olmaz ki...
İSLAMİ TUTUMU REDDEDENLER, TÜRKİYE LEHİNE HİÇBİR ŞEY
YAPAMAZ
Bu sorunu hangi zeminde, kimlerle tartışmak mümkün sizce?
Bu ülkede yaşayan insanların kendi önemlerini fark edip, bu öneme yakışan bir
tavır benimsemeleri gerekir. Net bir şey bu.
Mesela hükümet...
AKP iktidarı; İslami tutum ve davranışlar karşısında gösterdiği çekingenliği
ya da menfi tavrı sürdürdüğü müddetçe, ne Türkiye lehine ne de Türkiye’de
yaşayan herhangi bir insan
lehine bir iş yapamaz.
BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI VE PKK
Bunu biraz açar mısınız?
Kızlar üniversitelere başları örtülü olarak devam edemiyorsa, sen “Bu iş
bitti, o konuyu
kapattık” diyorsan, bu, başörtüsü yasağının, Kürdistan’ın
kurulmasında bir dayanak olduğunu ispat eder.
PKK, “Biz devlet kurarsak, başörtüsü sorunu olmayacak, rahat
yaşayacaksınız” diye bir
söz yayıyormuş?
Yani başörtüsü yasağı, PKK’nın az ya da çok işine yaramış oluyor. Dahası, AKP
“Başörtüsü yasağını kaldırırım” diye gelmedi mi? Başörtüsü yasağını PKK mı
kaldıracak?
MODERN BİR TÜRKİYE KURMAK İÇİN SAVAŞMADIK
Başörtüsü yasağı, vatanseverliği, millet bütünlüğünü zayıflatıyor mu?
“Battı balık yan
gider” diye mi düşüneceksiniz, yoksa başka şeyleri mi?
Başka şeyler?
1921 Anayasası’nda “Devletin dini İslam’dır” yazıyor, 1924 Anayasası’nda
“Devletin
dini İslam’dır” yazıyor, 1928’de 1921 “Devletin dini İslam’dır”
ibaresi Anayasa’dan çıkıyor.
Yani?
Yani, İstiklal Harbi, modern bir Türkiye kurmak üzere
yapılmadı. Bu iddia
yanlıştır, yalandır. İstiklal Harbi, kefeni yırtmak için yapıldı.
LLOYD GEORGE: “OSMANLI’NIN MİRASÇISI YUNANİSTAN’DIR”
“Kefeni yırtmak” derken?..
Bugünlerde çok okunan kitaplardan birinin ilk sayfalarında şu yazıyor:
1918’de, İngiltere Başbakanı David Lloyd George diyor ki “Osmanlı
Devleti’nin
mirasçısı Yunanistan’dır.” Yani bütün bu topraklar Yunanistan’a verilecek. Hangi
topraklar? Ermenistan’a verilmeyen, Kürdistan’a verilmeyen topraklar.
“Kürt
Sorunu” lafını anlamamız için dönüp İstiklal Harbi’ne...
Hiçbir yere dönmenize lüzum yok. Şu gün Türkiye’de iktisadi ve siyasi manada
yapılan şeylerin birbiriyle ilgisini görmeye bakalım. Garanti
Bankası’nı kim
aldı? General Electric. Ama, Garanti Bankası’nın personeline olan borçlar SSK’ya
devredildi. Yani, General Electric, Garanti Bankası’nda çalışan insanların
sosyal haklarıyla ilgili hiçbir
yükümlülük altında değil! “Ben müessesenin kâr
getiren kısmını alıyorum. Bu yatırdığım para bana kısa zamanda geri dönecek ama
buna karşılık hiçbir yükün altına girmiyorum” diyor adam.
KÜRT MEDRESELERİNE NE OLDU?
Lloyd George’u andınız. Onun yakın elemanlarından biri, tarihçi Arnold
Toynbee’nin bir kitabı var: Türkiye. Orada “Bu genç
Cumhuriyeti bekleyen iki
tehlikeden birisi Kürtler, öteki de İslamcılardır” diyor...
Toynbee’nin kehaneti ya da görüşü şöyle dursun. Bugün hem Kürt meselesi, hem
İslam meselesi başında oturtulduğu raydan
çıkmıştır. İyi bir yere mi gidiyor?
Hayır. Ama ne İngilizlerin, ne de resmî ideolojinin oturttuğu rayda.
Başbakanın “Kürt Sorunu” demesinin anlamından söz ettiniz. Fakat...
PKK, Kürtlerin
yaşadığı yerlerdeki medreseleri yoketti mi, etmedi mi?
Başbakan o medreselerden yana mı, değil mi? “Kürt Sorunu” diyen başbakan, şunu
mu söylemek istiyor: “PKK yürüttüğü hareketle, Kürtlerin, Cumhuriyet
kurulduktan
sonra, entelektüel seviyelerini yükseltmek için başvurdukları kurumları
yoketmiştir.” Bunu mu söylüyor?
“BEN TÜRK’ÜM, ÇÜNKÜ MÜSLÜMAN’IM” DİYEN
KÜRT
Siz, bir Kürt’ün “Ben Türk’üm” dediği zaman, yabancıların buradaki
operasyonlarına zemin bırakmamış olacağını söylüyorsunuz...
Ama burada unuttuğun bir husus var.
Kürt neden “Ben Türk’üm” diyecek?
Müslüman olduğu için. Yani, Müslüman olmak Türk olmaktan ayrılmaz, bunu kabul
ettiği için. Kürtlerin “Ben Türk’üm” demesini engelleyenler arasında,
başka
etnik iddia sahibi olanlar da var. Bir Kürt “Ben Türk’üm çünkü Müslüman’ım”
dediği zaman Çerkez, Arnavut ne yapacak?
O da aynısını demek zorunda?
Hatta daha sık
ve daha yüksek sesle söylemeli. Neden? Çünkü Kürt hakikaten
Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra avantajlardan yararlanma konusunda Arnavut
ya da Çerkez kadar avantajlı olmadı.
KÜRTÇÜLÜK
DAVASI, İSLAM DAVASINA KATKI SAĞLAMIYOR
1920’de Kürdistan, Lazistan mebusu varken kimse rahatsız olmuyordu bu
işten. Niye?..
Çünkü oraya Kürdistan denmezse Ermenistan denmek
zorunda; Lazistan denmezse
Pontus denmek zorundaydı. Yani bu bir İslami vurguydu. Adamın Kürt, Laz olduğunu
söylediğin zaman, Müslüman olduğunu söylemiş oluyordun.
Şimdi neden Kürtlük iddiası Müslümanlıkla
aynı anlama gelmiyor?
Çünkü, Kürdistan’ın kurulması, İslam cephesinin kuvvetlenmesi anlamına
gelmez. Biz, Türk olarak bir şey yapabilirsek yaparız, Kürt olarak yapamayız.
Kürtlük iddiası,
Kürdistan arayışı millî vasfımıza bir katkı sunmuyor. O
halde...
Her zaman söyledim: Milli duruşu sahiplendiklerini söyleyenler, öncelikle,
İslam’la olan ilişkilerini gözden geçirsinler.
LEYLA ZANA “BEN MÜSLÜMAN’IM” DEDİĞİNDE NE OLUR?
Leyla Zana da “Ben Müslüman’ım” demiyor.
Derse, “Madem
Müslümansın, gel, iki Müslüman olarak ne konuşacaksak, derdimiz
neyse konuşalım, ortak olalım derdimize. Müslüman’san eğer, sana vuran bana da
vuruyor demektir” diyebiliriz. Ama Leyla Zana böyle bir şey demiyor,
çünkü
Müslüman olursa ya da “Müslüman’ım” derse, birileri ona “Aaa? Biz seni Müslüman
olmadığın için destekliyorduk?!” diyecekler.
PKK ile zıtlaşanlar da “Biz
Müslüman’ız” demiyorlar. Yani bu tartışmada
hiç kimse “Biz Müslüman’ız” demiyor?
Dahası, İslami tutumlar sakıncalı görülüyor. Demek ki Türkiye’de bazı
insanları bazı
mevkilere ulaştıran, Türkiye içinden güçler değil.
DAVADAN VAZGEÇMEMEK, DAVAYI YÜRÜTMEK
Burası bizim yurdumuz, ailemiz, yuvamız, hayatımız buranın imkanlarıyla
ayakta. Kürtler,
mesela Diyarbakırlılar Müslüman. Fakat Leyla Zana bütün
Kürtler, tüm Diyarbakır, Güneydoğu adına konuşuyor, söz sahibi olmuş her
nasılsa. Bizim adımıza konuşan yöneticiler de İslam’ı dışta tutuyor. Bu
kavgadan,
tepişmeden dolayı kim kaybedecek?
Türkiye.
Yani Müslümanlar?
Bilmem. Kürtler bir yere geldiler, bundan sonrasını da tamamlamaya
çalışıyorlar. Bu ülkede yaşayan insanların kendi
bünyesinden bir milli odak
çıkarıp çıkarmadığına bakmamız lazım.
Çıkaramıyor.
O zaman ne yapılabilir?
Tek başımıza da kalsak, ayetteki gibi “Müslümanların ilkiyim” demeyecek
miyiz?
Bir Müslüman’ın yalnız kalması, davasından vazgeçme mazereti olamaz. Ama
davandan vazgeçmemiş olmak, bir davayı yürütmek için yeterli değil.
Dava duracak mı yani?
İyi
de ne yapacağız? İnsanların Müslümanlık derdi olmadıktan sonra?
Başörtüsünü savunmanın çok önemli olduğuna inanıyorum ben, ama aynı şekilde
başörtülü kadınları savunamıyorum.
AVRUPA BİRLİĞİ,
TÜRKİYE’Yİ ‘TANIYACAK’ MI?
Tam istediğimiz gibi bir hareket yürütemiyor, bir tavır sergileyemiyorsak
hiç yapmayalım mı?
Tam istiyor muyuz? Uğraşıp da yapamadığımız işler
yok, niyet etmediğimiz
işler var. Ben, kendilerine müracaat edilebilir bir odak oluşturmaktan söz
ediyorum.
Bir tarafta AB, bir tarafta GOP var, ortada “Kürt Sorunu”.
Türkiye, Avrupa
Birliği’ne, 1923’te ilan edilen Cumhuriyeti tasdik ettirmek
için müracaat ediyor. Girmeyi bırak, kimsenin AB’ye girmek istediğini düşünme,
kimse AB’ye girebileceğimize inanmıyor.
Fakat, 3
Ekim’de...
3 Ekim’de eğer masaya oturulabilirse, bu, Türkiye Cumhuriyeti’ni Avrupa
‘tanıyor’ demek olacak. Yani Avrupa diyor ki, “Sen muvakkaten (geçici bir süre
için)
kurulmuşsun, I. Dünya Savaşı sonu şartlarında, Türkiye Cumhuriyeti’nin
kurulmasına engel olamadık, kuruldu. Şimdi icabına bakacağız.” Bunu bilenler de,
“Biz nasıl olsa böyle hukuki süreçlerden istifade ettik
şimdiye kadar, eğer bu
AB’ye muhatap olabilirsek, bizimle el sıkışırlarsa, elimizin olduğu görülecek.
Elimiz yanmış, yanmamış hiç önemli değil” diyorlar.
AB, UÇKURUNU
BAĞLAYAMIYOR
AB üyeliğinin avantajları?..
Avrupa Birliği’ni öyle matah bir şey sanmayın. AB, hem uçkurunu bağlayamıyor,
hem de Avrupa milletleri kendilerinin büyük bir tehdit altında olduklarını
biliyorlar. Fransa ve Hollanda niçin AB anayasasına ret oyu verdi? Çünkü bu iki
ülke Avrupalılığın belkemiği. İngiltere değil. İspanya’da mesela AB anayasasına
“evet” denildi ama, katılma oranı yüzde 30!
Avrupa’nın ekonomik gücünden faydalanmayı umanlar yok mu yani?
Avrupa’nın, iktisadi gücünün önemli bir kısmının ordu beslemiyor oluşundan
kaynaklandığını söyleyenler haksız değiller.
Çünkü askerî yatırımlar verimli
[productive] yatırımlar değildir. Avrupa bu yükü Amerika’ya yüklediği için, bunu
mesela elma, muz ve tereyağı olarak kullanıyor, stokunda tutuyor. Dolayısıyla
Amerika’ya siyaseten bunu
yüklemiş olması, ondan emir aldığı bir ortam
doğuruyor. Onun için, AB ile Avrupa’nın milli iddiası olan insanları, aynı
gemide değiller.
Eski DEP Milletvekili Orhan Doğun “PKK AB sürecini destekliyor”
dedi.
Herkes AB üyeliğini istiyor, görünüşe bakılırsa?
Zaten bunu Mesut Yılmaz da söylemedi mi? “Avrupa’ya giden yol Diyarbakır’dan
geçer” diye.
CIA
TATİLDE Mİ?
Bir aydır, ordunun PKK’yla ilişkisine dair spekülasyonlar yapılıyor.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek bir açıklama yaptı: “İmralı askerin elinde, sınırlar
askerin elinde, bizim il başkanları mı
koruyacak sınırları?” dedi. AKP’li bir
yetkili “İmralı tamamiyle askerin elinde fakat buna rağmen nasıl oluyorsa
Abdullah Öcalan PKK’ya talimat verebiliyor.” dedi. Askerden bir açıklama
gelmedi.
Emekli General Kemal Yavuz da gazetedeki köşesinde, bu iddialara karşı
çıkmakla birlikte, asker kanadının cevap vermesi gerektiğini yazdı. Yine de
açıklama gelmedi. Sonra birkaç gazetede Kürt kökenli birkaç aydın “Evet,
Abdullah Öcalan generallerle görüşüyor, 2000 yılında Çevik Bir, Öcalan’ı
İmralı’da ziyaret etti” gibi açıklamalar yaptılar. Tarihi de veriyorlar. Başka
generalleri de anıyorlar...
Benim size bir sorum
var: Bütün bu olayların CIA neresinde? Bütün bu olaylar
olurken, CIA izne çıkmış, tatilde olabilir mi?
Emekli Orgeneral Aytaç Yalman da şöyle bir açıklama yaptı: “Amerika
Abdullah Öcalan’ı; Barzani ve
Talabani’nin önünü rahat bir şekilde açmak için
bize teslim etti.” Bunu, o dönemin generali söylüyor.
Benim, bundan en az 20 sene önce söylediğim bir şey vardır: PKK, Türkiye’nin,
bölgedeki Kürt
meselesine dahil olabilmesi için üretilmiş bir şeydir. Çünkü,
Barzani ve Talabani, uluslararası tanınırlık vasfına sahiptir. Bir Peşmerge’yi
tutukladığın zaman, ona harp esiri muamelesi yapmak zorundasın. Çünkü
uluslararası
tanınırlığı var. Son zamanlarda PKK’lılar için “milis” tabiri
kullananlar oldu. PKK 1970’lerde kuruldu, 1984’te silahlı mücadeleye başladı. O
zamandan bu zaman gelip geçen iktidarlar ne yaptılar?
EN TEHLİKELİ YER, TÜRK BAYRAĞININ ALTI
Türkiye’nin meselelerini bir hayat-memat meselesi çerçevesinde ele
alıyorsunuz hep...
1918 yılında, Türkiye’de
yaşayan insanlar için en tehlikeli yer, Türk
bayrağının altıymış. Herkes, İtalyan, Amerikan, Fransız ne bayrağı bulduysa onun
altına girmiş. Türk bayrağının altında ölüm bekliyor seni. Türk bayrağını
terketmemek kime düşer, kim koşa
koşa başka bayrakların gölgesine girer?..
Bunlara dikkatle bakmak gerek.
Bunlar neden hatırlanmıyor, tartışmalara dahil edilmiyor?
Ahlak seviyesi kadar kültür seviyesi de çok düşük olduğu için...
HİLAL VE YILDIZ’IN TÜRKLER ELİYLE DÜNYAYA YAYILIŞI
Türk bayrağını önemsiyorsunuz...
Türk bayrağı, burada icat edilmiş bir şeydir. Antik çağda da vardır
ay-yıldız. Ama burada doğuşu şöyle: Hilal, Artemis’in simgesi. Artemis de
İstanbul’un hamisi. Artemis’e Latinlerin verdiği isim Diana. İstanbullular,
Artemis bu şehrin tanrıçası diye, hilal taşıyorlar, evlerine
asıyorlar.
Constantine birayı Hıristiyanlığın başkenti yaptığı zaman, beş köşeli yıldızı
getiriyor bu şehre. Beş köşeli yıldız da Hz. Meryem’in simgesi. Fakat İstanbul
halkı hilalden de vazgeçmiyor, böylece bu ikisi beraber
yaşıyorlar. Fetih
başladığı zaman, bakıyorlar ki her yerde ay-yıldız. İyi, diyorlar, bu uğur
getiriyor bize. Ve minarelerin ve kubbelerin üzerine hilal konmaya başlıyor.
Onda sonra İstanbul’dan Kuala Lumpur’a kadar hilal
görülüyor! Türklüğün bir
şekilde dünyada baskın, belirleyici oluşunun delillerinden biri bu. Hiç de
İslami olmayan bir sembol, Türklerin elinde, İslam’nı sembolüne dönüşüyor ve
dünyaya yayılıyor!
8sutun.com
|