Beyit nakışlı billurlar
Tarih: 08.08.2005 Saat: 23:45
Konu: Divan Edebiyatı


Kanunî çağının önemli üstadlarından Hayretî’nin bir beyti vardır; şöyle der: “Kâtib-i kudret ezel bezminde hatt-ı la’lini / Bir muhayyel şi’rdir yazmış kenâr-ı câmda”




Mânâ murad olundukta şöyle demeye gelir: “(Ey sevgili!) Kudret katibi (Allah’ın takdiri), ta ezel bezminde, henüz canlarımız yeni yaratıldığı vakit, senin dudağının pembe yakutunu hayal ötesi bir şiir haline getirip kadehin dudağına yazmış.” Şair bu ifadesinde üç göndermede bulunuyor. 1) Kadehin içindeki şarap rengi ile dudak renginin aynîliği. 2) Bahsettiği kadehin dudak kısmına gelen yerde kırmızı bir çizginin nakış olduğu. 3) “Yazmak” kelimesinin “resmetmek, nakşetmek” anlamından yararlanarak, ezel katipleri tarafından sevgilinin dudağında bir kadehin resmedilmiş olması. Beytin bu üçüncü anlamı şairin de kimliğine uygun olarak tamamen tasavvufî bir izaha muhtaçtır ve uzun bir konudur.

İlk anlama göre sevgilinin dudağının şarap gibi sarhoş edici olduğu, sevgilinin ağzından çıkacak bir çift güzel sözün belki şaraptan daha mest edici olduğu vurgulanmaktadır.

Kelimenin ikinci anlamıyla şair bir hatt-ı câm tasviri yapmaktadır. Hatt-ı câm, yani kadehin üzerindeki yazı. Rivayete göre şarabın mucidi olan Cemşîd’in kadehi üzerinde yedi satır yazı varmış. Bunu şimdiki sırça bardakların üzerindeki çizgiler gibi düşünmek mümkündür. Eski kadehlerin çepeçevre beyitlerle kaplı oluşu estetik bakımdan fevkalade önemlidir. Hani su taslarının üzerinde sudan bahseden güzel beyitler olması, hoşaf kaselerinin içinde veya dışında iç ferahlatan dizelerin bulunması, testilerin dışına beyitler nakşedilmesi gibi. Böyle bir içecek kabı insanın hem göz, hem gönül, hem de damak zevkine hitap eder zannederiz. Şimdi de Paşabahçe’nin sırça mamulatı çevresine altın suyuyla beyitler yazılı olsa, insan bir şey içerken bir yandan da onları okuyup içtiği nesnenin lezzetine varsa fena mı olur?!.. Yüksek bir medeniyet birikimi olan bu uygulama pekala da revaç bulabilir. Sevindirici olan taraf, gitgide bu tür malzemelerin üretileceği bir çağın eşiğinde oluşumuzdur.

Eski kitaplar, Cem’in kadehindeki yedi satırda neler yazıldığı hakkında uydurma rivayetlerle doludur. Sabri-i Şakir adlı şair, bir kadehin üzerinde okumayı istediği yazıyı şöyle dillendiriyor: “Değil hat-ı lebi bir beyt-i hûb yazmışlar / Kenâr-ı câma mey-i hoş-güvâr vasfında”

“Sevgilinin dudağının çevresindekileri ayva tüyleri sanmayınız, hayır, bir kadehin çevresine hoş içimli şarabın güzelliği hakkında güzel bir beyit yazmışlar o kadar!..”

Dudak çevresindeki ayva tüyleri eski şairler tarafından sır dolu bir yazı olarak düşünülür ve Vahdet’i (Birlik) temsil eden dudağın anlatımı olarak görülürdü. Böylece dudaktan çıkacak sözlerin sarhoş edici özelliği de izah edilmiş, her iki anlamıyla esrar da (sırlar veya keyif verici toz) ortaya dökülmüş olacaktır. Şair, eğer dudağında beyit yazılı bir kadeh kullanmamış, görmemiş olsaydı bu beyti söylemekte zorlanırdı. Demek ki su testilerine nakışlar yapan bardak ustaları, şarap şişesi olarak kullandıkları susakların (su kabaklarının) üzerine mücevher işleten yeniçeriler, renkli billurlar üreten cam ustaları, evine tas alırken süslü olanı tercih eden ev hanımları, kahve fincanlarında ince nakışları benimseyen sırça ustaları vb. hep aynı estetik zevkin mahsulü olan sanat yargılarıyla hareket ediyorlardı. Belki şair de onların yaptıklarının kayıtlarını tutuyor, bu şiirsel sanat boyutunu dizelerine dizerek gazel kadehinin yedi çizgisini nakışlıyordu. İşte Es’ad Efendi’den bir beyit: “Lebün üstünde hat gûyâ ki bir nârenc-i zîbâdır / Hat-ı Yâkût ile ser-çeşme-i hayvâna yazmışlar”

Yani ki şöyle demek: “(Ey sevgili!) Ayva tüylerinin arasında dudağının görünüşü, güya Yakut hattı ile bengisu pınarının üstüne yazılmış nakışlı bir meyvadır.”

Şair dudağın söz söyleme özelliğini Hz. İsa’nın ölüleri diriltme mucizesi ile örtüştürerek, sevgilinin dudağının âşıka ölümsüzlük verdiğini, belki âşıkların ölü gönüllerini dirilttiğini, böylece tasavvuftaki fenâ makamıyla ölçülen âb-ı hayat menbaını bir çırpıda sıralayıveriyor. Daha da önemlisi, şimdilerde kaybolmuş olan, üzerinde ab-ı hayatla ilgili beyitler, dizeler yazılı su bardaklarını bize hatırlatıveriyor.

Anlaşılan o ki kültürün her bir ayağı (sanat, zenaat, zihniyet, gelenek vb.) zevk-i selîm ile işlendikten, damıtıldıktan sonra bir bütün olup medeniyeti meydana getiriyor; yüksek medeniyeti…


Zaman
28.07.2005
 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1108