 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 280 Üye Adayı ve 10 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
Murat Belge: Asıl suçlular
|
|
Dün Atilla Yayla'nın bir panelde konuşmasını izleyen yaygara üstüne bir
şeyler yazmıştım. Bugün de aynı olayın ortaya çıkardığı, ama 'ortaya çıktığı'
halde pek fazla söz konusu edilmeyen birkaç nokta üstünde durmak istiyorum.
Bir 'kalıp' haline gelen bir süreçten, medyanın başlattığı, gerçek ya da
simgesel bir linç havasına sürüklenen, bir kampanyanın her durumda
yaratılmasından söz etmiştim. Bunun bir aşamasında işin içine bir 'otorite'
karışıyor ve o da kampanya doğrultusunda bir eylemde bulunuyor. Atilla Yayla
olayında bu otorite, rektördür. Konu hakkında bildiğim her şeyi medyadan, bir de
Yayla'nın internete yansımış bir açıklamasından okuyarak öğrendim. Bu bilgiler
çerçevesinde, Gazi Üniversitesi Rektörü'nün, Atilla Yayla'nın ders vermesini
yasakladığını biliyorum.
|
Murat Belge: Devrim tutulması
|
|
Bugünlerde çeşitli yazarların köşelerinde görüyorum: 'Devrimler tuttu mu,
tutmadı mı?' tartışması hakkında yorumlar.
1923'ten 2006'ya, 83 yıl, dile kolay! Bu süre içinde bir dünya savaşı oldu. Onu
bir 'Soğuk Savaş' izledi ve o da bitti. Komünizm çöktü. Atom bombası icat
olundu. Aya gidildi.
Biz 'Devrimler tuttu mu?' diye tartışıyoruz. Kuvvetli ihtimal, tutmadığı. Çünkü
yükselen sesler bunu anlatıyor: 'Tutmadı! Tutturacağız! Tutturmayanlar var!
Onları da ezeceğiz!'
|
Murat Belge: Roman, masal, zekâ
|
|
Çetin Altan sormuş Turgut Özal'a, "Hiç roman okudunuz mu?" diye. Cevabını da
almış:
"Ben masal okumam."
Aslında Çetin Altan'ın soruş tarzında ('Hiç' kelimesinin seçiminde) gelecek
cevabın tahmini var gibi.
Evet, 'roman okuma'yı 'masal okuma' olarak değerlendiren bir anlayış!
Bu anlayışın sahibi de sokaktan geçerken bir anketçinin sorusuna muhatap olan,
rastgele biri değil, Türkiye'de başbakan ve cumhurbaşkanı olan, bir toplumun
tarihinde önemli bazı dönüşümlere yol açan biri. Aramızda bazılarının hâlâ yere
göğe sığdıramadığı biri.
|
Murat Belge: Türkçe üzerine bilimsel bir makale: TÜRKÇE SORUNU -5-
|
|
DİLDE
DEĞİŞİM NE KAZANDIRDI NE KAYBETTİRDİ
İlkin
özellikle
önemli olduğuna inandığım bir nokta üstünde durayım: dili toplumun
iletişim aracı olmanın ötesinde tarihi, politik ve kültürel bir yönlendirmenin
de vazgeçilmez parçası olarak görmek alışkanlığı, ister
istemez dile
politik müdahale
kurumunu doğurmuştu. Buna Türkiye'nin geleneksel bürokratik
yapısının özellikleri eklenince (ülkemizde her türlü toplumsal etkinliğin
yasayla düzenlenmesi geleneğine bir başka yazıda değineceğim), dilsel kullanım
politik iktidarların
tutumuna göre değişebilen, zaman zaman yasayla
değiştirilebilen bir şey oldu.
Bir toplumun kendi dilini nasıl kullanacağı
konusunun yasayla düzenlenmesi, dünyanın başka ülkelerinde sık rastlanan bir
durum değildir.
Academie française gibi kuruluşlar, devletten çok kendi
prestijleriyle dil konusunda otorite olmuşlar, ayrıca, dilbilgisi bakımından en
doğru görünen kullanımı saptamak gibi, bir anlamda tutucu bir işlev görmüş, dili
değiştirme
çabasına girmemişlerdir. Türkiye'dekine benzeyen bir dilsel arılaşma
akımı, ulusal birliğin sağlanması güçlük çıkaran, dolayısıyla şoven-milliyetçi
birçok ideolojinin "doğduğu Almanya'da görece kısa bir dönemde görülür.
|
Murat Belge: Türkçe üzerine bilimsel bir makale: TÜRKÇE SORUNU -4-
|
|
BİR BAŞKA EĞİLİM
İşte bu
sırada yeni ve tamamen tersine bir
eğilim, Türkçe'yi özleştirme çabalarını
gevşetti. Cumhuriyet döneminin radikal özleşmeciliği, zaten daha geniş bir tarih
arayışının sonucuydu. Bu arayışın başlangıcı da Osmanlı İmparatorluğunun son on
yıllarına uzatılabilir. Osmanlı
devletinin maddi dayanaklarının çökmesiyle,
genel ideolojisinin de işlemez hale geldiğine değinmiştim. Bu dönemde, yeni bir
devlete yeni bir temel arama çabaları Pan-Türkizm ve Pan-İslamizm akımlarının
oluşmasıyla sonuçlanmıştı.
Bunlardan birincisi, aydın seçkinlere daha çekici
geliyor, kendini Müslüman olarak tanımlamaya alışmış halk kitleleri arasında
ikincisi kadar kolay kabul görmüyordu. Ancak İttihat ve Terakki hareketiyle
başlayan «yukarıdan aşağı»
reform kalıbı, kitle desteği olmayan seçkinci
ideolojilere niceliksel gücünün
ötesinde bir
etkililik kazandırabiliyordu.
Atatürk,
Osmanlı İmparatorluğu'nun kalıntılarından Türkiye Cumhuriyeti'ni çıkarma
çabasında, gene bir çeşit Osmanlı mirası olan «fütuhatçılık»tan vazgeçmişti.
Dünyanın yeni dengesinde zaten başka türlüsü düşünülemezdi. Rumeli'de Osmanlı
toprak iddialarının bir yana bırakılması kadar, Enver Paşa gibilerin
doğudaki
hayalci fütuhat projelerinin de kesinlikle terk edilmesi, Cumhuriyet'in
kurulmasının zorunlu koşullarındandı.
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|