Geçen gün Tophane taraflarında yürüyorum. Yanımdan bir ayakkabı boyacısı
geçti, ama geçerken sandığından bir fırça düştü. Ben tabii kısık sesimle
arkasından haykırmaya çalıştım ve kendimi duyurdum. Düşen fırçayı verdim.
Yoluma devam ettim. Hemen sonra baktım, ters yönde giden boyacı arkama düşmüş,
ayrıca bir şeyler söylüyor. 'Ne diyor?' diye baktım ki, "Abi, dur, bir boya
sürüy'm" diyor. "Gerek yok" dedim. Ama geliyor ve ısrar ediyor. Kılıçalipaşa
Camii'nin duvarı önünde 'sulh' olduk. "Her şeyin karşılığını vermek zorunda
değiliz" dedim. Ama o başka havadaydı: "Ben aslında boyacı değilim. Oğlumun bir
böbrek hastalığı var. Her gün, her an onun için para topluyorum." Bu arada ben
düşünüyorum: "Adam bademyağı filan sürüyor, buna ayrıca bir para vermeli."