 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 287 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
Murat Belge: Millî Şiirler
|
|
“Şiir”i herkes kendine göre tanımlamıştır tarih boyunca; “Kanatlı sözler” diyen
Homeros’tan “dingin yalnızlıkta yeniden hatırlanan duygu” diyen Wordsworth’e.
Sanırım Türk milleti içinde yapılacak bir “şiir nedir?” anketinde en yaygın
cevap “kanatlı” değil ama “kafiyeli söz” olacaktır. Halkımız, kafiyeyi
tutturmakla, şiire en önemli, en hayatî katkının yapıldığına inanır.
|
Murat Belge: Kalkınma yöntemi olarak sosyalizm
|
|
Hafta sonunu Danimarka’da geçirince gazete yazılarımı yazamadım. Çok zaman
yolculuk veya konferans bunları yetiştirmeme engel olmaz ama bu sefer oldu.
Danimarka’nın üçüncü büyük kenti olduğu söylenen Odense’deydik, Türkiye’den altı
konuşmacı: Umut Özkırımlı, Mesut Yeğen, Meltem Ahıska, Dilek Kurban, Ferhat
Kentel. Kentteki Güney Danimarka Üniversitesi Ortadoğu üstüne bir konferans
düzenlemişti, biz de Türkiye “kontenjanı” olarak oradaydık. Konumuz Türkiye’de
İslamcılık ile Milliyetçilik arasındaki sıkışma durumuydu ama ben bu bağlam
içinde solun milliyetçilikle ilişkisine bakacaktım.
Bunlar zaten burada tartıştığımız konular; özellikle son dönemde daha çok
konuşur olduk. Öyle görünüyor ki devam edeceğiz de. Oldukça hastalıklı olduğuna
inandığım bu ilişkinin geçmişi şu sıralarda zihnimi daha fazla işgal ediyor.
Sağdan soldan gelen çeşitli sesler, sözler, bunun başından beri çarpık bir
ilişki olduğunu ve bu ülkede bir sosyalist siyasî hareket olacaksa bunun
özellikle entelektüel düzeyde kendini yeni bir hareket olarak görmesi ve kurması
gerektiğine gittikçe daha fazla inandırıyor. Açık bir gelecek için açık bir
geçmiş gerek.
|
Murat Belge: Gerçekle kurulan ilişki
|
|
Ahmet Altan dün, yani 18 Eylül Perşembe günü çıkan yazısında Türkiye’nin en
önemli sorunu olduğuna inandığım konuyu ele almıştı: gerçeklikle ilişki kurma
biçimimiz...
Bunları yazmasının nedeni, gene bir anlı şanlı üniversitemizin, yurtdışına
gidecek öğrencilere “oralarda başını ağrıtacak” sorunlar hakkında bir tür “kurs”
açma “hizmetini” akıl edip başlatması, bunun ilk uygulaması olmak üzere de Yusuf
Halaçoğlu’nu çağırıp Ermeni sorununu anlattırmasıydı.
Yani bütün bu konularda tek bir Türk görüşü olacak. Bunu iyi bilen “uzmanlar” o
kadar iyi bilmeyen yurttaşlara anlatacak; hele yurtdışına çıkarken
yurttaşlarımız için böyle bir donanım daha da gerekli. Ve üniversite okuyan ya
da mezun bile olmuş birinin bu konuda kendi fikirleri olabileceğini hiç aklınıza
getirmeyeceksiniz.
|
Murat Belge: 12 Mart anıları
|
|
12 Mart döneminin son günlerini hatırlıyorum. Faruk Gürler Cumhurbaşkanı olma
atağını yapmış, kaybetmiş, Ecevit ile Demirel anlaşarak Korutürk’ün bu makama
gelmesini sağlamışlardı. İşin başındaki “9 Mart/12 Mart” kadroları o zamana
kadar itişe kakışa, ama Komünistler’e karşı bir ölçüde birleşmiş gibi yaparak
gelmişlerdi. Gürler kanadının partiyi kaybetmesi, sanırım, nihaî hesabın
görülmesinde öbür kanadın elini güçlendirdi. Faik Türün İstanbul’da Sıkıyönetim
Komutanı’ydı ve tahminime göre “cuntacı” kanada sempatisi yoktu. Kontrgerilla, o
zamana kadar pek kovuşturmaya uğramamış birilerini ağırlamaya başladı. Rütbe de
yükseliyordu: Korgenerallikten emekli Celil Gürkan da Kontrgerilla’ya (“Ziverbey
Köşkü” diye bilinen) alındı.
Fakat, bir yandan da kaçakçılar gözaltına alınıyor, tutuklanıyordu: sigara
kaçakçıları, silâh kaçakçıları, her kullandığını kaçak kullanan bu toplumda bu
canlı sektörün (bir çeşit “hizmet sektörü” sayabilirsiniz) çalışanları. Onların
da hiyerarşisi yükselmeye başlamıştı.
|
Murat Belge: Tapınak Şövalyeleri
|
|
Birkaç gündür üstünde durduğum “komplo” mantığının nasıl olup da neredeyse bir
“edebî tür” haline geldiğini Umberto Eco ciddi ciddi incelemiş. Onun da çıkış
noktası, insanın hayatını anlamlandırmak için olguları yorumlama çabası. Bu çok
genel bir şey ve bütün insanların şu ya da bu biçimde, şu ya da bu ölçüde bunu
yaptığını söyleyebiliriz. Örneğin, edebiyatta “alegori” dediğimiz tarz, bu
değilse ne?
Ama “komplo teorisi” bunun siyasete yöneltilmiş biçimi ve “olgu”dan “anlam”a
değil, “olgu”dan “kurgu”ya evrilen biçimi. Her yöntem, çeşitli amaçlarla
“istimal” edilirse, “suiistimal” de edilebilir. Bu da öyle.
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|