 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 43 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
Dücane Cündioğlu: Elde HİÇ'le kapı kapı dolaşmak...
|
|
Yıllar önceydi, bir dostumla Çengelköy'de Çınaraltı'nda oturmuş sohbet
ediyorduk. Birden bire durup "Etrafına bir
baksana!" deyiverdi;
"Çevremizdeki insanlar ne kadar da hallerinden memnun görünüyorlar.
Birşey bildikleri, okuyup öğrendikleri yok, ama kendi hallerince ne kadar da
mutlular! Oysa biz, güya deliler gibi okuyoruz,
sabahtan akşama tartışıp
duruyoruz, bu arada birçok şey öğrendiğimizi de sanıyoruz ama buna karşın
halimizden pek memnun olduğumuz söylenemez.
Her şeyden evvel yalnızız, bu dünyada neler olup bittiğini anlamak
için
çektiğimiz onca ızdırab da cabası. Hiçbir şey bilmesek daha iyiymiş aslında.
Baksana, her şeyden habersiz bir halde öylesine aptalca yaşamak, akıllı olmaya
çalışmaktan daha keyifli görünüyor. Sanırım yanlış yoldayız!"
|
Dücane Cündioğlu: Sükuttan özge marifet olmaz!
|
|
İslâm dünyasında yazılan klasik Mantık metinleri -Batı'daki üç bölümlü yazım
geleneğinin aksine- iki bölümlüdür: Nitekim bu
iki ana bölüm de mebadî ve maksad
olmak üzere kendi içlerinde ikiye ayrılır:
1. Kavramlar (Tasavvurat);
a. Tümeller (Külliyat-ı Hams);
b. Tanımlar (Kavl-i Şarih);
2. Yargılar (Tasdikat).
a. Önermeler (Kazayâ);
b. Tasım (Kıyas).
Klasik metinlerdeki bu şaşmaz sıralama, Mantık çalışmalarımın ilk yıllarında
-birçok kişi gibi- beni de şaşırtmış ve uzun bir süre akıl yürütme sürecinin
kavramlardan yargılara doğru bir seyir izlediğini düşünmeme sebep olmuştu.
|
Dücane Cündioğlu: Bu sana benim değil, gecenin oyunu!
|
|
- Bütün hafta boyunca sizi aramadığım yer kalmadı. Tanıyanlar, geceleri deniz
kenarlarından İstanbul'u
seyretmekten hoşlandığınızı söylemişlerdi. Sorabilir
miyim acaba, niçin gündüzleri değil de geceleri seyretmeye değer buluyorsunuz
İstanbul'u?
- İstanbul'da seyredenleri seyretmemek için.
- Anlamalıydım,
siz kalabalıklardan kaçıyorsunuz.
- Sadece anlamamalı, doğru da anlamalı. Yanlış anlıyorsunuz.
- O halde gecenin bu saatinde burada işiniz ne?
- Gece kâfirdir, görülmemesi gerekenleri bağrında
saklamayı iyi bilir.
- Ne yani, gündüz de 'mümin' mi oluyor bu durumda! İstirham ederim, kelime oyunu
yapmayınız.
|
Dücane Cündioğlu: Kimse ölmeden ölümsüz olamaz!
|
|
- İtiraf etmeliyim ki kasvetinizi bana da bulaştırdınız sonunda. Kime rastlasam,
bana acıyarak "Ne bu hâl?" diye
soruyor. Sâyenizde neşemi kaybettim.
- Gece ehlinin 'sâyesi' (gölgesi) olmaz. Fakat yine de talihli sayılırsın genç
adam!
- Güleyim bari, talih bu durumun neresinde?
- Bu kadar kolay
gülebilmende. Başka ne diyebilirim ki HAK seni elem ve kederden
uzak tutmasın!
- Bu kadarına da pes doğrusu! Bir beddua etmediğiniz kalmıştı, onu da yaptınız.
- Elem ve kederden uzak durmayı isteyenler
ahmaklardır. Gafillerin gaflet ânında
hiç mahzun ve mükedder olduklarını gördün mü?
- Ne mutlu onlara, hiç değilse mutlu olabilmeyi başarıyorlar. Bir de benim
halime baksanıza!
|
Dücane Cündioğlu: Kendini 'sevdirmeye' kalkma, sadece kendini 'sevilmeye' bırak!
|
|
İnsanoğlunun yapıp etmeleri arasında kendisini en şaşırtan davranışların
neler olduğu sorulduğunda Platon demiş ki:
- "Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler ve fakat sonra
çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler, ama
sağlıklarını geri almak için de para öderler. Yarınlarından endişe ederlerken
bugünü unuturlar. Sonuçta ne bugünü, ne de yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecekmiş
gibi yaşarlar, ancak hiç yaşamamış gibi ölürler."
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|