 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 27 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
Dücane Cündioğlu: Felsefe dilimizin sefaleti
|
|
Bir toplumun düşünme seviyesinin miktarı -sıklıkla söylendiği gibi- gündelik
dilde kullanılan sözcük sayısıyla alâkalı değildir.
Gündelik dil, en nihayet bir
konuşma dilidir ve konuşma dili de esasen (felsefî) düşünmenin değil,
(toplumsal) iletişimin aracıdır.
|
Dücane Cündioğlu: Çiçeklerinizden ne zaman özür dileyeceksiniz?
|
|
"İnsan nedir?" sorusuna asırlar boyunca düşünme'nin bulabildiği en köklü
cevap şudur:
-
İnsan düşünen/konuşan canlıdır (hayvan-ı nâtık/animale rationalle).
"Canlı nedir?" sorusuna verilen cevap ise, ne yazık ki bugün pek bilinmez:
- Canlı, duyuları olan ve iradesiyle hareket eden organik cisimdir.
|
Dücane Cündioğlu: Düşünceye ve sanata kadınca katkılar
|
|
Kabul etmek gerekir ki modern Batı'da düşüncenin ve sanatın tarihi bazı
ilginç kadınların katkılarıyla
zenginleşmiştir; zira bu ilginç kadınlar (!)
olmasaydı, düşüncenin ve sanatın tarihi, Batı'da mevcut halinden çok daha farklı
bir biçimde yazılmak zorunda kalınacaktı.
Lou Salome'yi kim bilmez? Nietzsche, Freud ve Rilke'yi
derinden etkileyen genç
kadının adıydı Lou Salome. Ne ilginç ki hâlâ hayranları var ve hayranları çokluk
erkek değil, aksine kadın!
Peki ya Kafka'nın Felice'si ile özellikle Milena'sı? Bu iki kadın olmasaydı,
Kafka
yazdıklarını nasıl ve ne surette yazabilirdi, işte bu soruya cevap vermek
çok zor. Heidegger uzmanları, "Hannah Arendt" adını anmadan bu varoluşçu
filozofun biyografisine adım bile atamıyorlar neredeyse. Hiç de haksız
sayılmazlar.
Buna karşın karısı "Elfride" olmasaydı, Heidegger Freiburg'u terkedip Berlin'e
gitmek zorunda kalacak ve belki de meşhur aforizması "Dil Varlığın evidir;
kulübe ve ev Varlığı birbirine rabteder; insan da işte bu evin yanıbaşında
ikamet eder" (Die Sprache ist das Haus des Seins, Hütte und Haus bergen das Sein,
der Mensch wohnt nahe diesem Haus) diyemeyecekti.
|
Dücane Cündioğlu: Pakize Atay'dan Attilâ İlhan'a: ''bizim matematiğimiz''
|
|
- "Şu sıra elimde olan kitaplardan biri Spengler'in Decline of the West'i.
Spengler "Her medeniyetin kendi matematiği vardır" diyor. Avrupa'nın matematiği
Yunanlılarınkinin uzantısı değildir; Yunan'da sayı ve şekil ölçülebilen,
bütünlükleri olan kavramlardır, ikisi de somuttur. Avrupa bu kavramları
soyutlaştırmıştır.
Düşünüyorum, acaba bizim matematiğimiz nasıldır? Daha doğrusu, bizim
kültürümüzün temelindeki matematik nasıl bir şeydir? Arap matematiği midir?
Bizde orijinal matematikçi yoktu; ama -gene Spengler'in dediği gibi- matematik,
kültürün verilerinde görülür. Bizdeki -özellikle mimari eserlere bakarak nasıl
bir matematiğimiz olduğu keşfedilebilir mi?" (s. 17)
"Edebiyat Dünyasından Attilâ İlhan'a Mektuplar" (İstanbul, Şubat 2001) adlı
kitaptan aktardığım bu satırların yer aldığı 5 Ocak 1979 tarihli mektup,
müteveffa romancı Oğuz Atay'ın eski eşi Pakize Atay tarafından İlhan'a
gönderilmiş. [Üstün Barışta'yla evli olan Pakize hanım, şimdi "Pakize Barışta"
adıyla gazetem.net'te yazıyor. Okumanızı öneririm; doğrusu "okunası hoş yazılar"
da yazıyor.]
|
Dücane Cündioğlu: Hâlâ düş görebiliyor musunuz?
|
|
- "Hepimiz BBC'den bir gazetecinin Carl Jung'la görüştüğü eski siyah-beyaz
filmi görmüşüzdür. O görüşmede
Jung'a Tanrı'ya inanıp inanmadığı sorulduğunda,
"İnanmıyorum, biliyorum" diye cevap verir.
Aynı filmin sonuna doğru Carl Jung, "Anlam'a güven ve anlam'ı amaç haline
getir!" der. Sanırım insanlığın yüzyıllardır beklediği
mesaj bu. Başarılı biri
olmanın ya da Hakikat'i düşünmenin anlamı arasında bir fark yoktur. Yaşamı
değerli kılan anlam'dır. Evet, ancak anlam'a güvenilirse ve anlam amaç
edinilirse dünya değiştirilebilir." (Irina Tweedie, "Jung Psikolojisi
ve
Tasavvuf" içerisinde, s. 108-109, İstanbul, 1994)
Bir bütün olarak dünya olmamalı elbette yazarın kastettiği... Öncelikle kişinin
kendi dünyası değişmeli. Kişi öncelikle kendi dünyasını değiştirebilmeli.
Anlam'a güvenmek, anlam'ı amaç hâline getirmek demek, görünenin ötesinde hep bir
şeylerin varolabileceğini bilmek, hiç değilse sezmek demek biraz da...
Modernlerin elinde anlamı kalmadı dünyamızın... Onların ellerinde
hiçbir 'anlam'
yoktu. Olanlarınkini de ellerinden aldılar ve acımasızca yok ettiler.
Dilerseniz, beyaz adamın vicdanı olan bir sese, yine Jung'a kulak verelim:
- "Pueblo Kızılderililerinin dinleriyle ilgili konulara
girmemelerine karşın
Amerikalılarla ilişkilerini anlatmaya can attıklarını gözlemledim. Ochwiay Biano
bana dedi ki:
|
|  |
Karakutu Galeri
|
|
Kategori ve Yazarlar
|
|
|