Bir adam düşününüz ki hayatını Türkiye'de Sol'un ve Sosyalizm'in tarihini
araştırmaya adamış olsun, ömrünü Marksizm'in en güçlü muhaliflerine, hatta bazı
yandaşlarına —hem de 1930-40lı yıllarda— eleştiriler yazmakla geçirsin...
Bir adam düşününüz ki Ziya Gökalp'e... Tevfik Fikret'e... Ahmed Hâşim'e...
Fuad Köprülü'ye... Hüseyin Cahid'e... Şevket Süreyya Aydemir'e... Mehmed Ali
Aynî'ye... Haydar Rifat'a... Hilmi Ziya Ülken'e... Babanzâde Hüseyin Şükrü'ye...
Prof. Kessler'e... hatta Dr. Hikmet Kıvılcımlı'ya gayet muknî ve ciddî
eleştiriler kaleme alsın, hatta bu sayede söylenilmeyeni söylemeye, ihmal
edileni ikame etmeye çalışsın, Ahmed Cevdet Paşa'nın, Nâmık Kemal'in, Mehmed
Akif'in fikirlerini 'farklı' bir nokta-i nazarından ele alsın, Fecr-i Aticileri,
Servet-i Fünuncuları yerden yere vursun...