 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 46 Üye Adayı ve 2 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
54 Yazı (11 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 ]
|
|
İskender Pala: Cilalı aynalar
|
|
Önce Yahya Kemal’i dinleyelim: “Merhûm Edirne şeyhi Neşâtî diyor ki biz /
Sâf aynalarda sırroluruz öyle gâibiz”
ve sonra kanımızı donduracak
göndermesine bir kapı açalım. Neşatî Dede’nin gönderme yapılan o beyti ki
Türkleri küçümseyen ve “Onların sanatı olamaz!” diyen bir Fransız edîbinin
kulağına üflendiğinde,
önce uzun bir istiğrak hali geçirip sonra da, “Mademki
bu beyit söylenmiştir; o halde büyük bir Türk şiiri var demektir.”
itirafında bulunmasına, ve tabiri caiz ise haddini bilmesine yetmiştir.
Beyit şöyle:
“Ettik o kadar ref’-i taayyün ki Neşâtî / Âyîne-i pür-tâb-ı
mücellâda nihânız.”
|
İskender Pala: Mecnun bir deli miydi?
|
|
Mecnun adını hepimiz biliriz. Türkçe’deki kelime anlamı “cin tutmuş,
çıldırmış, divane” falan demek.
Leyla’ya olan aşkıyla efsaneleşen delikanlı,
hakikatte bir deli miydi? Eğer deli idiyse derdine kim derman olabilirdi?
Sözgelimi çağımızda yaşasaydı psikiyatristler onu tedavi edebilirler miydi?
|
İskender Pala: Bilinmiş olanı yeniden bilmek
|
|
Bir ülkenin dilindeki değişmeler kısa zamanda derinleşir ve nesiller arasında
anlaşma zorluğu kendini gösterirse, o ülkede
kültür bunalımı var demektir.
Eski yerleşik kelimeler terk edildikçe herkesin aynı biçimde anladığı köklü
düşünceler ve töre, ekseninden sapar, aynı fikri çağrıştırmayan yoz kelimeler
ortalıkta dolaşmaya ve zihinleri
bulandırmaya başlar. Eski bilgi birikimi ile
yeni kuşaklar arasına yapay duvarların örüldüğü böyle dönemlerde her yeni nesil,
kendi bilimsel zeminini yeniden kurmak gibi bir güçlükle karşılaşır.
Bilimsel gelişmenin önünü
tıkayan en büyük etkenlerden biri de yekdiğerini tam
olarak anlayamayan bilim adamlarının varlığı ve dolayısıyla bilimsel
terminolojinin bütün zihinlere aynı şekilde hitap etmemesi keyfiyetidir. Buna
toplumların değişmekte olduğu
gerçeğini ve çağlar arası farklılıkları
uçurumlarla ifade eden sosyolojik gelişmeleri de ilave ettiğimizde kadim olan,
yeni olana göre daha cazip görünebilir.
|
İskender Pala: Şairleri tanımlayabilmek
|
|
Merak ederim, şairler acaba her bir dizeyi samimi düşünceleri olarak mı
söylerler; yoksa bazı bazı duygularına ihanet ettikleri
oluyor mudur?!.
Şiir
kitabı okurken bir şairin üslubuna ve edasına alışırsınız, kendinize göre bir
kanaat oluşturursunuz, ama öyle bir mısra ile karşılaşırsınız ki sizin daha
önceden kanaat olarak belirlediğiniz düşüncelerinizi allak
bullak ediverir.
Ya o mısra burada olmamalı, ya da kitap o şairin adını taşımamalı diye
düşünürsünüz. Bazan bunun tersi de olur, bir beyit veya mısraa rastlarsınız ve
“Hıh işte!” dersiniz, “Bu
tam da bu şaire yakışır bir düşünce!”
Eski şairlerin divanları arasında dolaşırken aklınıza şöyle bir soru takıldığı
da olur: “-Bu şair şimdi yaşasaydı ve kendisine bir kartvizit bastıracak olsaydı
acaba hangi
beytini kartvizitine yazdırtırdı?” Çünkü burada yer alacak beyit
artık koca bir dünya, koca bir çağ ve dev gibi bir adam olacaktır. Öyle
beyitlerdir ki bunlar, şairler o beyti söylemeseler, hiç şüphesiz eksik
kalırlardı ve edebiyat
tarihindeki yerleri böyle olmazdı. İşte o tür beyitlerden
bizim seçtiğimiz bir çeşitleme:
Gözlerimizi önce Fatih çağının Ahmet Paşa’sına çevirelim:
Ey fitnesi çok, kavli yalan, yandım elinden
Bir nâz ile bin gönül alan, yandım elinden
Ve işte Necatî Bey’in hüznü:
Bir seng-dil firakına ölen Necatî’nün
Billâhi mermer ile yapasuz mezarını
Bir
yüzyıl ilerleyelim; Fuzûlî’yi tanımak için, onun
Bende Mecnun’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Âşık-ı sâdık benem Mecnûn’un ancak adı var
|
İskender Pala: Aşk... Ezelde bir merhaba idi; hâlâ ki odur...
|
|
Fatih'in veziri olan şair Ahmet Paşa bir beytinde, aşkındaki sadakati ve
tutarlılığı anlatabilmek için,
“ Cânıma bir merhaba sundu ezelde çeşm-i yâr
Şöyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedim”
deyiverir. Kolay bir söyleyişe göre çok güçlü bir hayal!.. Öyle ki Ahmet
Paşa hakkında tezkirelerin "Türk şiirine parlaklık ve güzelliği ilk o
vermiştir." hükmünü doğru çıkartır. Günümüz diliyle şöyle demek: "Ezel gününde
sevgilinin gözü bana bir merhaba lûtfetti. O gün bu gündür, o bakışın
mestliğiyle
başka birinin merhabasını hiç tanımadım."
|
54 Yazı (11 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 ]
|
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|