 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 120 Üye Adayı ve 10 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
54 Yazı (11 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 ] |
|
İskender Pala: Dünyaya sırtını dön(ebil)mek
|
|
Kul Nesîmî’nin yüzyılları eskiten bir dörtlüğü vardır. Şöyle der:
Ben Melâmet hırkasını
Kendim geydim eğnime
Âr u namus şişesini
Taşa çaldım kime ne
Bu dizelerde iki konu dikkat çekicidir. İlki, Melamî hırkasını herkesin kendinin
giydiği, ikincisi de ar ve namusun
bir sırça denli nazik ve hassas olduğudur.
Melamet kelimesi “kınama, ayıplama, kötüleme, azarlama, kara çalma” gibi
anlamlara gelen ve kınanmayı amaç edinen, insanların kınamasına hedef olmak için
kasıtlı tavırlar geliştiren sufilerin yolunu işaret eden bir kelime. Her ne
kadar Melamiliğin diğer mistik anlayışlar gibi bir tasavvuf yolu olmadığını
iddia edenler varsa da (msl. ileri gelen Melamilerden Abdülaziz Mecdi) Melamilik
tarih
boyunca hemen bütün tasavvuf dünyasını etkilemiş, Kalenderîlik,
Haydarîlik, Mevlevîlik, Bektaşîlik, Hamzavîlik gibi tarikatların öğretileri
arasında önemli bir yer tutmuştur.
|
İskender Pala: Ref’-i Taayyün’den atom çekirdeğine
|
|
Şair Neşatî’nin o ünlü gazelinde yine pek ünlü bir beyti vardır, der
ki:
“Ettik o kadar ref’-i
taayyün ki Neşatî
Âyîne-i pür-tâb-ı
mücellâda nihânız”
Şöyle demeye gelir:
"A Neşatî!
Varlığımızı o denli yok ettik ki artık üzerinde hiçbir toz bulunmayan
parlak ve cilalı aynalarda bile görünmez olduk."
Mutasavvıf bir şairin, kendisinde maddeden eser kalmadığını ifade edişinin en
rafine biçimi diyebileceğimiz
bu beyit dolayısıyla tasavvufun varlık-yokluk,
madde-mânâ, cevher-araz gibi temel kavramlarına kapı aralayan izahlar yapmak
mümkündür. Ancak biz onun yerine bu vetireyi tersine çevirecek ve dervişin
kendisini yok edişine uzanan
mecaz dünyasında (İlahî aşk yolu) yaratılış ve
hakikat eserine (masiva) uzanacağız.
|
İskender Pala: Sözün özü
|
|
Söz üzerine söylemler içeren aşağıdaki beyitler Şeyh Galib'indir. Bugünün
anlayışı ile karşılaştırılabilsin diye, içine fazla yorum katmadan,
yalnızca
söze dikkat çekerek veriyoruz:
Kalb kim Îsi-i aşkı bula gerdûn gibidir
Akl-ı hod-râ hum-ı hikmetde Felâtûn gibidir
“Aşk İsa'sını bulan kalp, dünyayı elde etmiş gibidir (veya
dünya gibi aşk ile
dönüp durmaya başlar). Kendini beğenmiş akıl ise felsefe küpüne sıkışıp kalmış
Eflatun'a benzer.”
Galib, bu beyitte Hz. İsa'nın, bir mucize eseri olarak nefesiyle ölüleri
dirilttiğini, çamurdan
yapılmış kuşlara can verdiğini hatırlayarak, sözü de Hz.
İsa'ya benzetmekte ve iyi bir sözün can bağışlayıcı özelliği olduğunu
vurgulamaktadır. Nitekim Divan şiirinde sevgilinin dudağından çıkacak bir çift
söz de âşıkların ölü gönüllerini
diriltir, cana can katar, onlara hayat
bağışlar.
|
İskender Pala: Samimi hayat
|
|
Yakın zamana kadar, bizim eski edebiyatımız için, yazık ki "hayattan
kopuktur" denirdi. Mamafih bu edebiyatın mücerred konularına ve
insan ruhuyla
örtüşen samimiyetine bakınca, sultana karşı gelmiş bir yeniçerinin isyan
hislerini, yahut rüşvet alan bir devlet görevlisinin tepelenmesi gerektiğini
aramak belki ondan çok şey istemektir.
Edebiyat
eseri, samimiliği ölçüsünde hayatı anlatır; bu doğrudur. Çünkü Allah,
insanoğlunu yaratıp da hayat denilen şeyi bağışlarken ona fıtrî bir içtenlik
vermiştir ki onunla hayatı anlasın, haz alsın veya hissetsin. İçtenlikten ve
samimiyetten uzak
her hayat sahnesi, sahte ve kayıp bir ömür parçasından gayrı
nedir ki?!..
|
54 Yazı (11 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 ] |
|
|  |
Karakutu Galeri
|
|
Kategori ve Yazarlar
|
|
|