Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 29 Üye Adayı ve 2 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dünyanın Dışında Herhangi Bir Yer
 eskimiş bir dosta
 Yeni Bir Parti Kuruluyor
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 Şiire dizgin vurulur mu?
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos
 Reklam Edilen Ve Ötesi
 Aşk Coğrafyasında Konuşmalar
 "İyi şiir her zaman dinidir"
 Yapardım biliyorum
 İSTEK
 aşka ve terke dair
 GÜLÜM / Ömer Lütfi METE
 Şiir gibi yaşayanlar...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS



 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


54 Yazı (11 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 ]

İskender Pala:  Çanakkale’de şehit mektupları
 

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Bir Şehid Mezadı adlı hazin bir hikayesi vardır. Kurtuluş Savaşı’nda şehid olan erlerin eşyalarının nasıl mezada konup satıldığını, topu topu bir küçücük bavula sığacak kadar olan bu şehid eşyalarını ailelerine göndermenin masraf ve zahmetini falan anlatır bu hikaye.


Siz Anadolu’daki şu yoksulluğa bakın ki bir şehidin kurşun deliği açılmış bir kalpağı, altı delinmiş bir potini, eprimiş bir gömleği bile satılacak kadar değerli, öte yandan ailesi de onun parasına muhtaç olacak denli fakir. Peki ya satılmak üzere açılan bavuldan bir şehidin mektupları çıkarsa!..

Bir şehid ki her şeyi mezada çıkarılsa, mektuplarına asla değer biçilemez. Çünkü o mektuplarda yalnızca kan, et ve kemik kokusu değil, kocaman hasretlerin derin aşklarını yüklenmiş bir gönül vardır.

O mektuplar ki kurşunların birbirini vurduğu, güllelerin havada göğüs göğüse geldiği cehennemî seslere sükunet verir, vatan aşkını hasretle anılan bir isme bağlayarak cesarete dönüştürür.

Kalbinin üstünde böyle bir mektubu saklayan askerin, ‘vatanı için yapabileceği hangi fedakarlık’ vardır diye sorulamaz elbette; o hepsini sırayla yapar ve canını en son verir. Çanakkale Mahşeri’nden okuyalım:

Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın 1  1 yorum var. Cevaplamak isterminiz ? Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Güncel

İskender Pala:  Servi gölgesinde
 

Aşk işinde hem sevgililerin hem de âşıkların dereceleri birbirlerinden farklıdır. Sevgilinin mayası ne kadar yüksek ve değerli ise âşıkın himmet ve gayretinin mayası da o derece asil bir hamurdan olur.


Böylece muhabbet kendi dengi ile ölçülecektir. Sevenler arasındaki ruhanî münasebetler, ikisi arasında bir âşinalık doğurur. Böylece mizaçları bir derecede eşit olanlar, ruhlarının şeref ve yüksekliği açısından da birbirlerini kabule hazırlanırlar, arada bir feyiz ve uzlaşma kendini gösterir, Rahmanî sevgi başlar.

Nitekim âşıkın bu mertebelere yükselen meyil, alaka ve cezbesi, içinden dışarıya vurunca, âşıkın kendini fazla göstermez olur, bir sarmaşık gibi varlığını kaplar ve hatta ihtiyarını şaşırtır. Artık onda olan varlık, yalnızca sevgiliye ait olan varlıktır ve âşık bunun sınırının nereden nereye olduğunu bile unutur. Bu durumda sevgilinin va’detmesi, sitem veya azletmesi, yaklaştırma veya dostluk vermesi gibi haller âşık için birdir. Yani sevgilinin lutfu veya kahrı, cemali ve celali âşık için müsavidir.

Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Divan Edebiyatı

İskender Pala:  Lotus çiçeği
 

Bir masumiyetin berrak yüzünde cevelan diyelim adına... Ve henüz kirletilmemiş bir bilincin katıksız sevincinden bir katre düşsün yüreğimize. Ormanların derinliklerinden süzülen çıldırtıcı renkler görelim ve dünyanın eteğinden tütsülenen egzotik sesler işitelim...


Bazen bir rüzgarın uğultusunda kaybolan bülbül şeydalığı, bazen bir akışın maviliğinde solan çöl susuzluğu olsun damarlarımızda akan... Bir serap karşısında çatlamış dudaklardan neşideler ve bir yağmur ormanında güneş yanığı ayaklardan izler... Merhametin uzak adına diyelim ki umut...

Yıllarca önce duyduğum bir sözü hatırlamaya çalışıyorum: “Afrika’da her sabah bir aslan uyanır; en yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir. Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır; en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir. Afrika’da aslan veya ceylan olmanız değildir önemli olan; güneş doğarken koşuyor olun yeter.”

Afrikalı siyah adamı tanıdım kendi yurdunda; daha koşacağı miller ve miller var önünde. Hiç şüphesiz mutlu bir yolculuk da olacak bu. Beyazların yüzyıllardır bitiremediği zenginliklerden arta kalanları yeniden almak, sahiplenmek, çoğaltmak ve üretmek için... Üreterek kendisi olabilmek için... Yine de siyah adamın yıllar boyunca çizik çizik edilmiş yüreğinin tamiri pek zor görünüyor. Bereket, yüzündeki gülümseme, samimiyet, içtenlik ve parıltı bunu kolaylaştıracak kadar yaşama sevinciyle dolu.

Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Deneme

İskender Pala:  Aşk derdinin dermanı
 

Hekimlerin ilacını bulamadığı, derman olamadığı tek derttir aşk. Hatta onlar çare bulsalar bile âşık bu ilacı istemez. Bu açıdan bakıldığında Mecnun, modern tıbbın bütün tedbirleriyle bile asla tedavi edilemeyecek bir aşk hastasıdır.


Fuzulî'nin aşk derdine tabip istemeyen tavrı da biraz bu yüzdendir. Hani der ya:

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabîb

Kılma derman kim helakim zehr-i dermanındadır

Demek olur ki: "Ey tabib! Aşk derdiyle başım hoş benim; yaramdan el çek sen. Bana derman hazırlama ki senin merhemlerin benim ölümüm sayılır." Çünkü eğer aşk yarası iyileşirse sevgiliden uzaklaşmış olacak, belki de onu sonsuza dek kaybedecektir. Oysa aşk öyle bir şeydir ki acılar içinde lezzet, elem içinde mutluluk olunca gerçekliğine erilir.

Şair bir yandan aşksız yaşayamayacağını, asıl ölümün aşksız kalmak olduğunu vurgularken diğer yandan ilaçların genellikle acı (zehir gibi) olduğunu zikrederek sanat da yapmaktadır.

Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın 1  1 yorum var. Cevaplamak isterminiz ? Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Divan Edebiyatı

İskender Pala:  Arzûlar ve hû’lar
 

Lale Devri’nin sonunda, Patrona Halil isyanı sırasında ölen bir şairimiz vardır; Nedim.


Türk edebiyatının en şuh şairi olan Nedim, beşerî duygularını bir fevvare gibi dışa vurmayı sever ve çağına kadar birikip gelen bütün kültür malzemesinin üstünde bir söz mimarisi örer ki hayran olmamak elde değildir. İşte bir beyit:

Sînede evvel ne muhrik ârzûlar var idi

Lebde serkeş âhlar, âheste hûlar var idi

Şöyle demektir: “(Ey sevgili!) Önceleri sinemde ne kadar da yakıcı aşk arzuları var idi. (Öyle ki bu arzulardan dolayı) dudağımda baş çekmiş ‘âh’lar, âheste ‘hu’lar var idi.”

Anlattığı manzara aşağı yukarı şudur: Sevgilinin özlemiyle kendini kaybederek bir köşede yığılıp kalmış bir âşık düşününüz. Bir yandan yana yakıla “ah” ediyor; öte yandan pes perdede sevgilinin adını tekrarlayarak “Ah o!.. Ah o!..” diye özlemini dile getirip kıvranıyor. Ahları, ağzından duman olup göklere doğru çıktığı için baş çekiyor; “hû (= o, mecazen sevgili) deyip sevgiliyi andığı için de acziyet içinde baş indiriyor. Yani iki hâl birbirine tam tezat... Birisi büyüklenme, diğeri tevazu... Sevgili uğruna çekilen acılarda büyüklenme; sevgili adını anarken (onun karşısında) kendini hiçe sayma, tevazu...

Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazının Tamamını Okumak için Tıklayın Yazdırılabilir Sayfa Bu Haberi Arkadaşına Gönder Divan Edebiyatı

Bir sonraki 5 yazının listesi.
İskender Pala: Dünyaya sırtını dön(ebil)mek [ 05/03/05 - 2033 ]
İskender Pala: Ref’-i Taayyün’den atom çekirdeğine [ 05/03/05 - 881 ]
İskender Pala: Sözün özü [ 05/03/05 - 1287 ]
İskender Pala: Samimi hayat [ 05/03/05 - 970 ]

54 Yazı (11 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 ]
Reklam

Taraf Gazetesi


Karakutu Galeri

Karakutu Galeri


Kategori ve Yazarlar

Arşive Geçenler
13.02.08
Az gittik uz gittik, dağ tepe düz gittik
Toprak
Yuşiva ile Fumi
Yer yer değil iken su su idi
15.01.08
Kibritsiz ateş yakmak
13.01.08
Nevsâl-i Mübarek ya ki Noel-i Efrenci
30.12.07
Gelen giderken
Gelen Giden
16.12.07
Kılıcımızın yaltırığı
08.12.07
İntizar!.. İntizar!..
27.11.07
Sultan Abdülhamid'in fotoğraf merakı
22.11.07
Babillilerin sohbeti
17.11.07
Ölüm ötesi aşk
06.11.07
Gönül yarasına ok üstüne ok
04.11.07
Can illerinden gelmişem
Halk resmi
Nerdesin ey şiir?
Söz ola...
03.11.07
Yusuf ile Züleyha; Zeynep ile Kamil
11.05.06
Şairin yalnızlığı

Eski Haberler




 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke