Felsefe terimleri üzerinde bir uzlaşımın, bir konsensüsün oluşamamış olması,
Türkiye’de entelektüel hayata ilişkin,
bana göre elbet, son derece önemli bir
tesbitin altını çizmek anlamına geliyor:
Doğu ve Batı medeniyetleri arasında, bu medeniyet dairelerinden hangisine
‘mensup’ olduğumuz konusunda bir kararsızlığın,
hâlâ (evet, hâlâ!) devam ediyor
olduğunun altının çizilmesine...
Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim: Peyami Safa’nın tesbiti doğrudur: Bilim
ve Felsefe, bir Medeniyet meselesidir;- bir kültür (hars)
meselesi değil!
Hangi Medeniyete ‘mensup’ iseniz, Bilim ve Felsefeyi o Medeniyetin terimleriyle
yapmak gerekir: Peyami, Batı medeniyeti dairesine girmiş bulunduğumuza göre, bu
medeniyetin Bilim ve Felsefe terimlerini
kullanmamız gerektiğini öne sürüyor,
Bilim ve Felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesine karşı çıkıyordu.
Nurullah Ataç’ın da o kanıda olduğunu biliyoruz. Rıza Tevfik’in ise, Felsefe
terimlerinin
Arapça’larının kullanılmasından yana olduğunu da...