 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 23 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
51 Yazı (11 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 ]
|
|
Hilmi Yavuz: Felsefe Terimleri Üzerine (2)
|
|
Felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesi girişimlerinin 1941 yılında
başladığını biliyoruz. Geçen haftaki yazımda da belirtmiştim:
O tarihte Maarif Vekaleti, Ankara’da bir Komisyon çalışması başlatmış, Komisyona
İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyeleri de davet edilmiştir: Prof.
Dr. Macit Gökberk’in bildirdiğine göre,
Vekaletin bürokratlarının, felsefe
hocalarını dinlemeyip bildiklerini okudukları anlaşılıyor. Osman Pazarlı’nın
Cuvillier’den yaptığı (ve Maarif VekaletiYayınları arasında çıkan) ‘Küçük
Felsefe Sözlüğü’, büyük
olasılıkla, bu Komisyonun tespit ettiği terimler
kullanılarak çevrilmiş olmalıdır.
1953 yılında bu defa Türk Dil Kurumu, Felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesi
işini yeniden ele alır: Ama bu defa, felsefe hocalarının önerilerine
kulak
verilecek ve uzun yıllar süren çalışmalardan sonra Türk Dil Kurumu Prof. Dr.
Bedia Akarsu’nun ‘Felsefe Terimleri Sözlüğü’nü yayımlayacaktır.
Geçen hafta da belirtmiştim: 1950’lerde
başlayan Felsefe terimlerinin
Türkçeleştirilmesi, ciddi tartışmalara neden olur. Peyami Safa’nın, Bilim ve
Felsefe’nin bir ‘Medeniyet’ meselesi olduğu, dolayısıyla ya Doğu İslam
Medeniyetinin Arapça
kökenli karşılıklarıyla, ya da Batı medeniyetinin Latince
/Grekçe kökenli karşılıklarıyla kullanılması gerektiği kanısındadır. Peyami’ye
göre, mademki Batı Medeniyeti dairesine girilmiştir, o halde ‘bütün garp
dünyasının
müşterek kullandığı Latin ve Yunan kökleri dururken, neden Öztürkçe
ıstılah kullanmaya kalkı[şıldığını]’ anlamak mümkün değildir.
|
Hilmi Yavuz: Felsefe Terimleri Üzerine(1)
|
|
Cumhuriyet döneminde felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesi sorununun ilk
kez 1941 yılında ele alındığını biliyoruz.
Prof. Dr. Macit Gökberk, 1983 yılında Türk Dil Kurumu tarafından çıkarılan
‘Macit Gökberk Armağanı’nda kendisiyle yapılan bir söyleşide 1941 yılı
şubatında, felsefe terimlerini hazırlamak üzere, Felsefe Bölümü’ndeki bütün
öğretim üyesi arkadaşlarla birlikte, Ankara’ya Milli Eğitim Bakanlığı’na
çağırıldı[klarını] bildirir ve şöyle der:
“Biz oraya oturulacak, konuşulacak, tartışılacak diye gittikti. Ama gittiğimizde
önceden hiç düşünmediğimiz bir durumla karşılaştık. Bütün terimler daha önce
hazırlanmış, listeler yapılmış ve Bakanlık’tan da dille ilgisi olan olmayan
birçok kişi üye olarak kurula getirilmişti.
Bir terimden söz ediliyor; başkanlık eden kimse de ‘Kabul edenler, etmeyenler’
diyor ve o terim tabii büyük bir çoğunlukla kabul ediliyordu. Bizim de oylarımız
hiçbir defasında bir rol oynayamadı sonuç olarak.” Gökberk, bunun üzerine düş
kırıklığına uğradık[larını] belirtir ve “Bir işe yarayacağımızı sanıyorduk.
|
Hilmi Yavuz: ‘Hölderlin ve Şiirin Özü’ (3)
|
|
Heidegger’in ‘Hölderlin ve Şiirin Özü’ başlıklı yazısı, Heidegger
metafiziğinin temelkoyucu kavramlarıyla okunduğunda anlam kazanıyor.
Nitekim, yazıda üzerinde durulan 3. kılavuz söz, yani ‘Çok şey öğrenmiştir
insan/Göklülerden nicesini adlandırmıştır o /Biz bir söyleşi olalı / Ve
birbirimizden işitebileli’, ‘insan varlığının temeli[nin] dil [olduğunu] ve bu[nun]
da ancak söyleşi (Gespraech) ile gerçekleş[eceğini]’ kesinler.
Heidegger şöyle der: ‘Söyleşi, dilin meydana geldiği biçimlerden biri değildir,
tersine dil, yalnızca söyleşiyle özsel olandır. Dil dediğimiz zaman anladığımız
şey, yani bir grup söz ve onları birbirine bağlayan kurallar, onun yalnızca
yüzeyini oluşturur.’ Dolayısıyla söyleşiyi, dilin yüzeyinden farklı bir yapı
olarak görmek gerekiyor. Öyleyse nedir ‘söyleşi’? Heidegger, söyleşi’yi ‘bir şey
üzerine, karşılıklı, beraberce konuşma eylemi’ olarak tanımlıyor.
|
Hilmi Yavuz: Medeniyeti ‘kıtlık-bolluk’ ekseninde okuma üzerine bir deneme
|
|
İnsanın tarihi, Doğa’nın ona sağladığı olanaklar ve elbette onların
kullanımı
ile ilişkilidir.
Acaba Medeniyet’i, Doğa’nın bize sunduğu olanaklara bakarak, Kıtlık’tan Bolluk’a
doğru bir dönüşüm olarak mı okumalıyız, yoksa tersinden mi? Basitce
söylersem,
insanın ekonomik tarihi, yaşamını yeniden üretmek (geçimini sağlamak) ölçütünden
yola çıkıldığında, bundan on bin yıl öncesine göre bugünün insanının mı daha
‘müreffeh’ olduğunu gösteriyor, yoksa, tersine,
yaban insanın çağdaş insana göre
daha ‘müreffeh’ olduğunu mu?
Bu konuda rivayet muhtelif: Bir grup iktisadçı, antropolog ve Medeniyet
tarihçisi, yaşamını avcılık ve toplayıcılıkla yeniden ürettiği Paleolitik
toplumda, insanın, Doğa’yı dönüştürerek temellük etmesini sağlayacak olanakların
pek azına sahip olduğu gerekçesiyle, geçimini çok zor ve çetin koşullarda
sağladığını düşünmektedirler. Doğa’nın zorlu koşullarına karşı,
elindeki taş
baltayla, bir paleolitik avcı, geçimini nasıl sağlayacaktır? Elbette, çok
çalışacak ama bunca emeğin karşılığında çok az şey elde edecektir.
|
Hilmi Yavuz: ‘Hölderlin ve Şiirin Özü’ (2)
|
|
Heidegger’in ‘Hölderlin ve Şiirin Özü’ başlıklı yazısında ele aldığı ikinci
‘kılavuzsöz’,
Hölderlin’in 1800 yılında yarım bıraktığı bir şiir taslağından. Şöyle demiş
Hölderlin: ‘Mülklerin en tehlikelisi dil, bunun için verildi insana...
Kendisinin ne olduğuna tanıklık edebilsin diye.’
Heidegger, bu ‘kılavuzsöz’ü yorumlamaya şu soruları sorarak başlıyor: (i) Dil
kimin mülküdür? (ii) O ne ölçüde mülklerin en tehlikelisidir? (iii) O hangi
anlamda gerçekten bir mülktür? Ve Heidegger, bu
soruları yanıtlayarak sürdürüyor
yazısını.
Önce Şu: Heidegger’in ‘Dil’, ‘Tarih’, ‘Hakikat’ ve ‘Şiir’ kavramları arasında
temel koyucu ilişkiler kurduğunu
biliyoruz: Ona göre, Varolan’a (’Seiende’) ait
olmanın tanıklığı Tarih’le gerçekleşir; bir başka deyişle, Dil, Tarih’in mülk
edinilmesi, ya da ‘[t]arihin mümkün olabilmesi için (...) verilmiştir
insana.’
Öyleyse Dil, Tarih’in temellük edinilmesi için insana verilmiş olan bir mülktür.
|
51 Yazı (11 Sayfa, 5 yazı/sayfa)
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 ]
|
|
|  |
Karakutu Galeri
|
|
Kategori ve Yazarlar
|
|
|