elbet acı duyar tomurcuklar açarken.
neden gecikirdi yoksa bahar gelmekte?
neden bizim ateşli özlemimiz
dönüp gitsin acılarla?
yaprakların içindeydi tomurcuklar bütün kış.
nedir yeni olan, doğan ve fışkıran?
elbet acı duyar tomurcuklar açarken,
acı duyar büyürken her şey zorlanır.
Şiir: Paul Celan: Ölüm Fügü
Siyah sütünü içiyoruz sabahın akşam saatlerinde
onu içiyoruz öğle sabah demeden hep onu geceleri
içiyor habire içiyoruz
bir mezar kazıyoruz gökyüzüne dar gelmeyecek
adamın teki bir evde yılanlarla oynuyor yazıp çiziyor
Almanya'ya yazıyor karanlık çöktüğü vakit altın saçın
Margarete
Onu yazıp evin önüne çıkıyor ıslıkla köpüklerini çağırıyor
yıldızlar çakınca
Yahudilerini çağırıyor toprağa bir mezar kazsınlar diye
buyruklar yağdırıyor bize çalıp oynamamız için
Şiir: İsmet Özel'in Son Şiiri: DID VEBLEN DO SOMETHING?
No, none.
Öksürdü belki, sen hiç öksüren okaliptüs diye bir şey duydun mu?
Sanmam. Duyamazsın. Yine de okaliptüsün öksürüğe
Tıpkı ayva çekirdeği gibi iyi geldiği bilgisine yakınsındır
Herkes kadar en az
Bir bilmediğin varsa beş vakit namaz
Sana hiç kimse esenlik ıssı demez
Senden kaygan çıkar, kovcuca, yıvışık çıkar avaz.
Çiçekleri düşünen yok!
Balıkları düşünen yok!
İnanmak isteyen yok:
Bahçe ölüyor!
Yüreği kabarmış bahçenin güneş altında.
Boşalıyor bahçenin zihni usul usul
yeşil anılardan!
Sanki bahçenin duygusu
soyut bir şey
bahçenin yalnızlığında solan.
Şiir: John Berryman: Oyuncağı, Düşü, Dirliği
Henry, zavallı Hemingway’e ağlıyordu
Hemingway umutsuzdu, ulaşmıştı sona,
Hemingway’ın sonu,
Taşrada bir yemek odasında gözyaşları,
daha evlenmemişti, yılar önceydi bu,
Tanrı kör talihi daha göndermemişti ona.