 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 275 Üye Adayı ve 14 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
Rasim Özdenören: Bir'de buluşmak
|
|
Chuang Tzu, karşıtların bir arada bulunması üzerine bakınız ne diyor: "Her şeyin
bir olduğunu bilmeden şeylerin bireyselliğine inatla
yapışarak anlama yetisinin
tüketilmesi: Buna 'Sabahleyin üç' derler. Nedir 'Sabahleyin üç'?
"Bir maymuncu, maymun başına her maymunun payının sabahleyin üç, akşamleyin
dört fındık olduğunu söyledi. Maymunlar
buna pek öfkelendi. O zaman maymuncu
sabahleyin dört, akşamleyin üç fındık alabileceklerini söyledi. Bu düzenleme
hepsinin çok hoşuna gitti. Fındıkların sayısı aslında aynıydı ancak sevilenle
sevilmeyene (öznel değerlendirmeye)*
bağlı bir fark vardı. Fark bundan (öznellik
ilkesinden)* da türer.
|
Rasim Özdenören: Özeleştiriden ne çıkar?
|
|
Özeleştiri kendi başına soyut bir olay değildir. İnsan özeleştiriyi zihinsel bir
fantezisini tatmin için uygulamaz.
Onun pratik sonuçları var: özeleştiriye girişen biri, ilkin bir durum muhakemesi
yapar, bir başka söyleyişle mevcut statüsünün ne olduğunu öğrenmek ister. Bu
durum muhakemesi, ona üzerinde yer aldığı statünün bulunması
gereken yer olup
olmadığını söyler.
O yer o yer midir, yoksa o yerin olması gereken yer bir başka yer midir?
|
Rasim Özdenören: Ebu Gureyb de ne?
|
|
Bazen hiç akılda olmayan işler oluyor. Kafanızda hiç yolculuk yapma tasarısı
yokken, bakıyorsunuz bir yerden bir çağrı.. tasarınızda
olanlar bozuluyor, yeni
bir tasarı geliştirmek zorunda kalabiliyorsunuz.
Böyle bir yolculuğa çıktığınızı tasarlayabilirsiniz. Aklınız herhangi bir konu
üzerinde sabitlenmemiş. Belki, evet belki, menzile ne kadar zaman sonra
ulaşacağınızı, o da, belirsiz bir tarzda, hayal edebilirsiniz. Deyin ki, Bolu
Dağları'nın yamaçlarındasınız. Otobüsünüz, yoğun sisi zorla aralayarak
ilerlemeye çalışıyor. Ve siz, bir an önce bir mola yerine ulaşma hevesindesiniz.
Sis
farları, sarı ışıklarıyla, ancak birkaç metre önünüze aydınlık sağlıyor.
|
Rasim Özdenören: Verhovenski kompleksi
|
|
Stepan Trofimoviç Verhovenski, Dostoyevski'nin Ecinniler adlı siyasal romanının
kahramanlarından birisidir.
Dostoyevski, bu "zeki ve pek sayın zatı" şöyle
anlatıyor: o, aramızda devamlı olarak hususi bir rol, bir vatandaş rolü
oynuyordu. Bu role bayılırdı, hatta ölür de ondan vazgeçmezdi sanırım. Kendisini
meslekten yetişme bir aktöre
benzetmek istemem. Allah etmesin, ona saygım
vardır. Onunkisi bir alışkanlıktı, daha doğrusu, çocukluğundan beri kendisini
hep iyi bir vatandaş, önemli bir adam (vurgu benden, R.Ö.) saymasından ileri
gelme bir şeydi.
Meselâ 'polisin takibine uğramış','sürgün edilmiş' olmanın zevkine doyamazdı. Bu
iki küçük kelimenin, yani 'takip' ve 'sürgün' kelimelerinin estetik büyüsü onu
bir daha ayılmamacasına sarhoş etmişti. Bu iki sıfatı
kabullendiği için de
kendini dev aynasında görüyor, kişiliğini büyülte büyülte sonunda bir övünme
kaidesinin üstüne heykel gibi kuruluyordu.
|
Rasim Özdenören: Keçeleşmiş zihin
|
|
Kimseye zorla bir kitap okutamazsın. Kimseye okuduğu bir şeyi anladığından
fazlasını anlaması için zorlayamazsın. Ama şunu yapabilirsin:
onun anlamasını
istediğin şeyi kendiliğinden anlamasının yolunu açabilirsin. Ancak böyle bir
şeyin sağlanabilmesi bile o kişinin bazı şeylere açık olmasını gerektirir.
Dünyaya açık olmasını gerektirir.
Dünyaya açık
olmak.. öyle mi? Dünyaya açık olmak çarşıya inebilmektir. Sait
Faik, bir öyküsünde "Çarşıya İnemem" diyordu. Üstelik bunun sebebini açıklamayı
da başaramıyordu. Önüne koyduğu çeşit çeşit nedenlerin hiç biri, kahramanımızın
çarşıya niçin inemediğini açıklamaya yetmiyordu. Çünkü onun çarşıya inememesi,
ne esnafa olan borcundan kaynaklanıyor, ne buna benzer başka bir sebebe
dayanıyordu. O yalnızca çarşıya inemediğini biliyordu, o kadar. Bunun
altında
yatan temel sebep belki de, kahramanımızın artık dünyaya ilgisizliğiydi: dünyaya
ilgi duyma hevesini, keyfini ve daha önemlisi ihtiyacını yitirmiş biriyle karşı
karşıya bulunuyorduk.
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|