 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 280 Üye Adayı ve 10 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
10 Yazı (2 Sayfa, 5 yazı/sayfa) [ 1 | 2 ]
|
|
Friedrich Nietzsche: Deccal'den...
|
|
Kendimizi aldatmayalım. Hiperborlularız biz, pekâlâ biliriz ne denli kopuk
yaşadığımızı. “Ne karadan ne de denizden bulabilirsin Hiperborlulara giden
yolu.” Bunu daha Pindaros bilip söylemişti bizim için. Kuzeyin ötesinde, buzun,
ölümün ötesinde , bizim yaşamımız, bizim mutluluğumuz... Mutluluğu keşfettik
biz, yolu biliyoruz artık, binlerce yılın labirentinden çıkışı bulduk. Başka kim
bulabilirdi ki bu çıkışı?
Modern insan mı? “Ne ettiğimi bilmiyorum; ne ettiğim bilmeyen herşeyim ben” diye
iç geçirir modern insan... Bu modernlikti bizi hasta eden, tembel barışlar,
korkak tavizler, modern Evet ve Hayır'ın bütün erdemli kirliliğiydi. Herşeyi
“kavradığından” dolayı herşeyi “bağışlayan” bu hoşgörü, bu manda yüreklilik,
bizim için scirocco'dur.
Çağdaş erdemler ile öteki güney yelleri arasında yaşamaktansa, buzlar içinde
yaşamak yeğdir! Yeterince yürekliydik, ne kendimizi ne de başkalarını esirgedik:
Ama, uzun süre, yürekliliğimizi nereye yönelteceğimizi bilemedik.
Karamsarlaştık, durgunlaştık; bize yazgıcı dediler. Bizim yazgımız doluluktu,
gerilimdi, güçlerin birikimiydi.
Şimşeğe, eyleme açtık, zayıfların mutluluğundan, “boyuneğiş”ten uzaktık...
Göğümüzde sağanak vardı; doğa, bizim doğamız, bulutlanıyor, kararıyordu, çünkü
hiç yolumuz yoktu…
|
Friedrich Nietzsche: Sadece deli! Sadece şair!
|
|
Kararan havayla,
çiyin avuntusu olmaktayken
yeryüzüne doğru,
görülmezce, işitilmeden
-çünkü yumuşacık patikler giyinir
avutucu çiy, bütün avuntuyla yumuşamışlar gibi-
anımsarsın sen, sıcak gönül, anımsarsın,
bir zamanlar nasıl susadığını,
kutsal gözyaşı ile çiy yağmurlarını özleyerek
yanıp tutuşurken, bitkinlikle susadığını,
kem gözlü akşamüstü güneşinin bakışları
sararmış otlu patikalar üzerinde
kararmış ağaçların içinden geçip dolaşırken çevrende,
güneşin kör edici kor bakışları, acı vermekten haz duyan.
|
Friedrich Nietzsche: Meçhul Tanrı'ya
|
|
bir kez daha, yoluma devam etmeden
ve gözlerimi ileriye dikmeden önce
yalnızlık içinde kaldırıyorum ellerimi
sana doğru, sığındığıma
tüm kalbimle
sunaklarda yalvardığıma
ki daima
senin sesin çağırıyor beni
|
Friedrich Nietzsche: WAGNER OLAYI
|
|
-Bir çalgıcı sorunu-
I
Bu yazının hakkını verebilmek için, insan musikinin yazgısını kanayan bir yara
gibi içinde duyup, o acıyı çekmelidir. Neden acı çekiyorum musikinin yazgısını
duyduğumda? Musikinin dünyayı arıtıcı, olumlayıcı yanını yitirmiş olmasından,
artık Dionysos'un flütü değil, bir décadence musikisi olmasından... Ama insan
musikinin davasını öz davası gibi, kendi çektiği acırlarmış gibi duyunca da,
biraz çokça hatır gönül gözeten, aşırı derecede yumuşak bir yazı bulur bunu.
Böyle durumlarda keyfini bozmak, kendi kendisiyle de kızmadan alay etmek –ridendo
dicere severum; verum dicere (Ridendo dicere severum: Acı doğruyu gülerek
söylemek; verum dicere: doğruyu söylemek.) her türlü sertliği haklı gösterse
bile– insanlığın ta kendisidir. İstesem, eski bir topçu olarak, Wagner'e karşı
ağır bataryalarımı da sürebilirdim; bundan şüpheniz olmasın. –Bu işte kesin
sonucu alacak herşeyi kendime sakladım,– Wagner'i severdim.
|
Friedrich Nietzsche: NEDEN BİR YAZGIYIM BEN?
|
|
I
Başıma geleceği biliyorum. Bir gün korkunç birşeyin anısıyla birlikte söylenecek
benim adım, –yeryüzünde eşi görülmemiş bir bunluğun, en derin bulunç
çatışmasının , o güne dek inanılmış, istenmiş, kutsallaştırılmış ne varsa,
hepsine karşı yöneltilecek bir son sözün anısıyla. İnsan değilim ben, dinamitim.
Bütün bunlara karşın, din kurucularını andırır bir yanım yok, –dinler ayaktakımı
işidir; dindar birine dokununca, ardından ellerimi yıkamam gerektir. “İnananlar”
istemiyorum; kendi kendime inanmak için bile biraz çokça hayınım sanıyorum;
yığınlara değil benim konuşmam... Günün birinde beni ermişler katına koyacaklar
diye ödüm kopuyor: Anlıyorsunuz ya, bu kitabı önceden çıkarıyorum ki, ilerde
benim adıma ahmaklıklar yapmasınlar. Ermiş olmak istemem, soytarı olayım daha
iyi...
|
10 Yazı (2 Sayfa, 5 yazı/sayfa) [ 1 | 2 ]
|
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|