Diyarbakır’ın kesme taş evlerinin arasından keskin dönemeçlerle dolanarak
ilerleyen daracık sokaklarında, kahvehanelerin önünde oturmuş ihtiyarlara, başka
hiçbir şehirde görülemeyecek kadar kalabalık küçük çocuklara bakarak yürürken
birden karşıma çıktı.
Koyu renk bir kaban giymişti, ince çerçeveli gözlükleri, yanağında bir yara izi
olan solgun bir yüzü vardı.
Güneydoğu’nun geleneksel kibarlığıyla hal hatır sorduktan sonra tam ayrılacakken
kolumdan tuttu.
- İki dakikanız varsa bir şey anlatacağım hocam, dedi.
- Tabii, dedim.
Anlatmaya başladı.
- 1994’de abim Batman’da faili meçhule kurban oldu. Aslında fail meçhul değildi.
Ölene kadar polis başında bekledi. Biz hastaneye yetiştiğimizde ölmüştü.