"Bence ya hep ya hiç olmalı! Bir hayat başka bir hayata değer. Ben sana
hayatımı veriyorsam, sen de bana hayatını vereceksin... Hem de artık bir daha
pişmanlık duymadan, onu geriye de almadan, diye düşünürüm. Yoksa hiçbir şey
olmasın daha iyi."
O, yazarlar içinde en soylu durmayı başaranlardandı, gerçek bir aristokrattı,
Dostoyevski gibi bütün parasını kumarda kaybeden birine zarafetle borç verir
sonra da onun bu iyiliği hayırsızca unutmasını olgun bir gülümseyişle
karşılardı, giyim zevki, incelikli davranışları, salon adabına riayeti, sükûneti
onu edebiyat tarihinin en büyük devleri olan "genç" rakiplerinden ayırırdı.