Tarih, dalları sürekli budanan, kurumuş dallarının yerine yenilerinin
büyüdüğü, hiç durmadan değişen bir ağaç gibidir.
İnsanoğlunun geçmişi, kurumuş dallar gibi toprağa düşüp kaybolmuş toplumlarla
doludur.
Bir kısmını hatırlarız, bir kısmının adını bile bilmeyiz.
2007 yılında Türkiye’de yapılan bir seçimde parti liderlerinin konuşmalarını
izlerken içim korkuyla ürperdi.
“Türkiye, budanan dallardan biri mi olmaya hazırlanıyor” diye endişelendim.
Liderler birbirlerine, bir cellat pazarındaki çığırtkanlar gibi, “ip alacak
paran mı yoktu, niye asmadın, al sana ip,” “ya sen niye asmadın” diye
bağırıyorlardı.